Nişanlanma

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu 118 ve devamı maddelerinde düzenlenen nişanlanma, bir aile hukuku sözleşmesidir. Nişanlanma, aralarında evlenme engeli bulunmayan bir kadın ile bir erkeğin karşılıklı olarak evlenme vaadinde bulunduğu hukuki işlemdir. Nişanlanma, açık veya örtülü evlilik yönünde ki iradelerinin kadın ile erkek tarafından kabul edilmesiyle oluşur.

Nişanlanmanın Şartları Nelerdir?

Nişanlanmanın söz konusu olabilmesi için farklı cinsten iki kişiden birinin evlenme vaadinde bulunması diğerinin de bu vaadi kabul etmesi gerekmektedir. Nişanlanma iradesi herhangi bir şekle tabi değildir. Nişanlanma iradesi açık veya örtülü olarak ortaya konabilir. Tarafların, evlenme vaadinde bulunurken ayırt etme gücünün bulunması, küçük ve kısıtlı statüsünde bulunan kişiler için ise ayrıca yasal temsilcisinin rızasının olması gerekmektedir. Nişanlanacak kişiler için kesin bir evlenme engelinin bulunmaması gerekmektedir. Örneğin; belirli akrabalar arasındaki nişanlanma, birden fazla nişanlılık, mevcut evlilik gibi durumlar nişanlanmayı geçersiz kılmaktadır.

Gelenek ve görenekçe kabul edilen şekil ve merasim şartları bulunmasa da, birbirlerine evlilik vaadinde bulunan kişilerin nişanlanması geçerlidir. Ancak Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 5.3.2018 tarih, E. 2016/12231, K. 2018/2059 sayılı kararında “Nişanın hukuken geçerli olması için belli bir rituel içinde yapılmış olması, nişanın duyurulması (ilan edilmesi) ve aile bireylerinin şahitliği çerçevesinde yapılması gerekmektedir.” demek suretiyle nişanlılık için şekil şartı olduğunu, nişanlanmanın hukuken geçerli olması için belli bir ritüel olmasını, ilan yapılmasını ve aile bireylerinin tanıklığını aramıştır. Kanaatimizce Yargıtay 3.HD’sinin vermiş olduğu karar hatalıdır. Karara bakıldığında, Kanunun aramamış olduğu şekil şartı Yargıtay tarafından aranmaktadır. Evvela bir vakıanın oluşumu başka, ispatı başka bir husustur. Bu konuda olduğu gibi, nişanlanma vakıası Aile Hukukunu ilgilendirirken, ispat aşaması ise Medeni Usul Hukuku problemidir. Kanaatimizce bu iki mesele birbirinden tefrik edildiği zaman doğru içtihada erişilecektir. Her ne kadar örf ve adetlerimiz gereği birçok ülkede olduğu gibi, ülkemizde de, nişan merasimi yapmak, hiç değilse karşılıklı nişan yüzüğü takmak adet haline gelmiş ise de, doktrinde açıkça belirtildiği üzere, merasim ya da yüzük takılması, ne nişanlanmanın varlığı ne de geçerliliği için şarttır. Olsa olsa nişanlanmanın ispatı için elverişli bir delildir.

Nişanlılık Nasıl Sona Erer?

  • Evlenme: Nişanlılık dönemi nişanlıların birbiriyle evlenmesi ile sona erebilir.
  • Tek Yanlı Bozma: Nişanlılardan biri tek yanlı bir irade açıklamasıyla nişanlılığı sona erdirebilir. Buna “nişanın bozulması” da denir.
  • Anlaşmalı Ayrılık: Nişanlılar kendi aralarında anlaşarak nişanlılık ilişkisini sona erdirebilir.
  • İrade Bozukluğu: Nişanlanma sözleşmesi yapılırken, nişanlılardan birinin iradesinin hata, hile veya ikrah sebebiyle bozulması halinde, hata ve hilenin öğrenildiği, ikrahın da ortadan kalktığı andan itibaren vakit geçirilmeden tek taraflı bir irade beyanı ile karşı tarafa bildirilmesi sonucunda nişanlılık ilişkisi sona erer.
  • Kesin Bir Evlenme Engelinin Ortaya Çıkması: Evlenme engelinin ortaya çıkması halinde nişanlılık da son bulur. Örneğin; taraflardan birinin akıl hastası olması sonucu ayırt etme gücünü tamamen kaybetmesi bir evlenme engelidir, böyle bir durumda nişanlılık da sona erer.
  • Çifte Nişanlanma: Nişanlılardan biri, bir başkasıyla ikinci defa nişanlanırsa bu durumda ilk yapılan nişanlanma sona erer.
  • Ölüm ve Gaiplik: Nişanlılardan birinin ölümü veya gaipliğine karar verilmesi halinde nişanlılık sona erer.
  • İmkansızlık: Nişanlılardan birinin cinsiyet değiştirmesi gibi imkansızlık hallerinde nişanlanma sona erer.

Nişanlanmanın Sona Ermesinin Hukuki Sonuçları Nelerdir?

Hediyelerin Geri Verilmesinin İstenilmesi:

Nişanlılığın evlenme dışında ki bir sebeple sona ermesinin en önemli sonucu, hediyelerin geri verilmesini gerektirmesidir. Ancak olağan (mutad) hediyeler geri verme kapsamına girmeyecek olup nişanlılık sürecinde verilen olağanüstü (mutad olmayan) hediyeler geri verme kapsamında değerlendirilecektir. Bir hediyenin olağan mı olağanüstü mü oluşu hakim tarafından takdir edilecek olmakla birlikte; örf ve adet çerçevesinde verilmesi ve de maddi değerinin günün koşulları, tarafların maddi imkanları, sosyo-ekonomik standartları dahilinde fahiş olmayan hediyeler olağan hediye olarak kabul edilecektir. Nişanlılar tarafından daha çok tüketilmek amacıyla verilen ve verilmeleri örf ve adet gereği olarak kabul edilen çikolata, şekerleme, çiçek gibi şeyler yanı sıra nişanlıların birbirlerine verdikleri otobüs bileti, sinema bileti gibi ekonomik bakımdan önemsiz ve birlikte iken ısmarlanan yemek, çay, kahve gibi şeyler olağan (mutad) nitelikleri gereği iadeye tabi olmayacaklardır.

TMK md.122’ye göre, nişanlılığın sona ermesi halinde hediyeler kendiliğinden iadeye tabi tutulmayacaktır. İade borcu, ancak iade hakkı olan tarafın talebiyle doğacaktır. Hediyelerin geri verilmesini isteme hakkı, hediyeyi veren nişanlılar yanında, ana ve babaya veya ana baba gibi hareket eden kişilere de tanınmıştır. Hediyelerin iadesi; aynen verilmesi, mümkün olmadığı hallerde ise misli olarak verilmesi asıldır. Ancak, hediye aynen ve/veya mislen mevcut bulunmayan nişan hediyeleri sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca değer üzerinden (nakden) iade edilir.

Maddi Tazminat Talebinde Bulunulması:

Maddi tazminat, nişanı tek taraflı bir irade beyanı ile ve haklı bir neden olmaksızın bozan veya nişanın bozulmasına kendi kusuru ile neden olan veya nişanı kendi kusuru ile doğan bir nedene dayanarak yine kendisi bozmak durumunda kalan nişanlıdan talep edilebilir. Yani maddi tazminat isteyebilecek taraf; karşı tarafın kusuru ile nişanının bozulduğunu veyahut kendisi nişanı bozsa bile buna karşı tarafın sebep olduğunu ortaya koymalıdır.

Nişanın bozulması durumunda talep edilebilecek maddi zararlar; evlenmenin gerçekleşeceği inancıyla ve dürüstlük kuralına uygun olarak yapılan giderler ile evlenmenin gerçekleşmemesinden doğan (ev kiralama, ev eşyası alma, gelinlik-damatlık alma, düğün salonu kiralama gibi) zararları kapsar. Maddi tazminatı; nişanı haksız olarak bozulan taraf, nişanı haksız olarak bozulan tarafın anne-babası ile anne-babası gibi davranan kişiler talep edebilecektir.

Manevi Tazminat Talebinde Bulunulması:

Nişanın bozulması halinde, kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat ödemesini talep edebilir. Nişanlılık ilişkisinin tarafların ortak kararıyla sona ermesi yani anlaşmalı ayrılık durumunda manevi tazminat talep edilemeyecektir.

Kanunda kişilik hakkının saldırıya uğraması dolayısıyla, kişilik menfaatlerinde bir zedelenmenin varlığı aranmaktadır. Nişanın bozulmasından doğacak “normal” elem, üzüntü veya hayal kırıklığı vs. kişilik haklarının ihlali sayılmamaktadır.

Davacı nişanlının kişilik hakları ihlal edilmiş olmalıdır. Haklı bir neden olmaksızın nişanı bozan taraftan manevi tazminat talep edilebilir. Kişilik haklarına saldırıya örnek olarak; sadakatsizliği, nişanlıyı bırakıp kaçması, bir tarafın diğer tarafla evlenmemeye kesin kararlı olmasına rağmen nişanlılık ilişkisini devam ettirmesi, nişanı sebepsiz yere uzatması, onu zan altında bırakacak sözler söylemesi, gizli ve müşterek sırlarını ifşa etmesi, şeref ve haysiyetini zedeleyici hareketlerde bulunması, şeref ve namusunu ihlali gibi haller gösterilebilir. Özellikle, evlenmenin yapılacağı hususunda kandırılarak cinsi ilişkilere razı edilen bir kadının nişanın bozulması halinde kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu kabul etmek gerekir.

Manevi tazminat talep edilebilmesi için, uğranılan manevi zararın kaynağı ve sebebi, nişanı kusuru ile bozan nişanlı olmalıdır. Kusursuz olan nişanlıdan manevi tazminat talep edilemez. Nişanın bozulmasında her iki nişanlı tarafın da kusuru var ise, manevi tazminat talep edebilecek olan nişanlı, nişanın bozulmasında “daha az kusurlu” olan taraftır. Manevi tazminat talebi kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olması nedeniyle küçük ya da kısıtlı, yasal temsilcilerinin iznine ihtiyaç duymaksızın dava açabilirler.

Nişanlılığın Sona Ermesinden Kaynaklı Dava Açma Süresi Ne Kadardır?

TMK 123. maddesine göre; Nişanlılığın sona ermesinden doğan dava hakları, sona ermenin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Buna göre; maddi ve manevi tazminat davalarının ve hediyelerin iadesi davasının nişanın bozulduğu tarihten itibaren en çok bir sene içinde açılması gerekir.

Nişanlılığın Sona Ermesinden Kaynaklı Davalar Hangi Mahkemede Açılır?

Nişanlanma, Medeni Kanun’un Aile Hukuku ile ilgili ikinci kitabında yer aldığından nişanlılıktan doğan tüm dava ve işler Aile Mahkemelerinin görev kapsamındadır. Buna göre, nişanın bozulması sebebiyle açılacak maddi ve tazminat davaları ile hediyelerin geri verilmesi davası Aile Mahkemesinde görülür.

Nişanlılığın Sona Ermesi İle Alakalı Emsal Kararlar

“Dosyanın incelenmesinde; davacı ile davalı arasındaki ilişkinin gayriresmi birliktelik olduğu ve bu birlikteliğin Türk Medeni Kanunu anlamında gerçekleşen ve hukuk alanında geçerlilik taşıyan bir evlilik olmadığı gibi nişanlılık da değildir. Talep edilen tazminat istemi gayriresmi birlikteliğin sona erdirilmesi nedenine dayandığı anlaşılmaktadır. Davalının eyleminin ve davaya konu olayın aile hukuku kurallarına göre değerlendirilmesi doğru değildir. Dava konusu olayın haksız fiil hükümlerine göre genel görevli Asliye Hukuk Mahkemesinde çözümlenmesi gerekir. Mahkemece uyuşmazlığın genel görevli mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmek üzere görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde işin esasına girilerek karar verilmiş olması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.”

“Kişilik değerlerinde oluşan manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Objektif eksilmeden ise, sadece o kişi için değil; toplumdaki diğer bireylerin de aynı zarara (duruma) düşmeleri anlaşılmaktadır. 4721 sayılı Yasanın 23. ve devamı maddelerinde kişilik haklarının korunmasına yönelik hükümler düzenlenmiş olup ilgili yasal hükümlerle manevi tazminat verilebilecek olgular sınırlandırılmıştır.

4721 sayılı TMK. Nun 121. maddesine göre, nişanın bozulması yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. Bilindiği üzere; manevi tazminat, haksız bir eylemin yarattığı üzüntünün, duyulan elem ve acıların giderilmesini amaçlayan bir ödencedir. Manevi zarar, mal varlığına dokunmayan, yaşam, sağlık, namus, sır, aile mahremiyeti gibi mal varlığı harici varlıklarda meydana gelen azalma olup, bu zarar manevi tazminatla giderilmeye, azaltılmaya çalışılmıştır. Bir nişanın bozulmasının, taraflarda değişik şiddet ve ölçülerde de olsa üzüntü yaratması ve menfaatleri haleldar etmesi doğaldır. Doğal olan bu üzüntü ve menfaat ihlali manevi tazminata esas alınmaz. Ne var ki, davacı nişanın bozulması nedeniyle, fahiş bir zarara uğramış ve bu nedenle kişilik hakları da saldırıya uğramış ise bu durumun ispatı halinde manevi tazminata hükmedilebilir.

Hakim manevi tazminatın miktarını tayin ederken saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde objektif olarak göstermelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hâkimin hukuka ve hakkaniyete göre hüküm vereceği Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesinde belirtilmiştir. Hükmedilecek para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.

Buna göre somut olayda, davalı … ‘in nişanlı iken başka bir hanım ile ilgilendiği, davacı …’ye hakaret ve tehdit içeren sözler söylediği anlaşılmaktadır. Mahkemece tazminatın niteliği de gözetilerek hakkaniyete uygun, ceza niteliğine bürünmeyen, aynı zamanda zenginleşme aracı olmayacak ölçüde manevi tazminata karar verilmesi gerekirken, yukarıdaki ilkelere aykırı şekilde yüksek tazminata hükmedilmesi adil ve hakkaniyete uygun bulunmamıştır. O halde, mahkemece; zenginleşme aracı olmayacak ölçüde hakkaniyete uygun bir manevi tazminata karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yüksek miktarda tazminata karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.”

“TMK’nun 122.maddesi; “Nişanlılık evlenme dışındaki bir sebeple sona ererse, nişanlıların birbirlerine veya ana ve babanın ya da onlar gibi davrananların, diğer nişanlıya vermiş oldukları alışılmışın dışındaki hediyeler, verenler tarafından geri istenebilir” hükmüne amirdir.

Davalı taraf, ziynet eşyalarının davacının bizzat kendisi tarafından alınmadığını savunmuş; mahkemece de; altın ve hediyelerin davacı tarafından davalıya verilmediği, davacının akrabaları tarafından davalıya verildiğinden bahisle davanın reddine karar verilmiştir. Oysa, nişan törenlerinde takılan takıların bizzat davacı nişanlı tarafından takılması zorunluluğu bulunmamaktadır. Ana-babanın ya da onlar gibi davrananların nişanlı adına taktıkları takılar, davacı nişanlı tarafından takılmış sayılır ve nişanın bozulması durumunda da bizzat talep edilebilir. Örf ve adete göre, nişan törenlerinde, takıların, nişanlıların birbirine bizzat takmalarından çok, genelde bir aile büyüğü veya ana-baba veya kardeşlerden biri tarafından takıldığı bir gerçekliktir.

O halde, mahkemece; davacı (nişanlı) veya davacı adına hareket eden ana-baba veya kardeşleri tarafından takılan takıların saptanarak, hüküm altına alınması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.”

Sayfayı
Share on linkedin
Linkedin
Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on email
Email
Share on telegram
Telegram

Av. Hanifi Bayrı

Avukat Hanifi Bayrı, kurumsal ve bireysel müvekkillerine gerekli akademik ve mesleki tecrübeye sahip dinamik yapıdaki kadrosu ile etkili avukatlık ve danışmanlık hizmeti vermektedir. Önleyici hukuk anlayışı doğrultusunda, hukuki uyuşmazlık ortaya çıkmadan önce kişisel ya da mesleki faaliyetlere ilişkin sözleşmelerin hazırlanması, müzakeresi ve uygulanması ile hukuki risk analizlerinin yapılması noktasında müvekkillerine danışmanlık hizmeti vermekte, bununla birlikte ortaya çıkan hukuki ihtilafların çözümünü noktasında da tüm kurum ve kuruluşlarda müvekkillerine avukatlık hizmeti sunmaktadır.

T: +902123436060 F: +902123436063 M: +905322707614 

Merkez Mah. Abide-i Hürriyet Cad. No: 154/6 34384 Şişli-İstanbul//Türkiye

Web sitemiz, Türkiye Barolar Birliği’nin reklam yasağı sınırlamaları ve mesleki kurallarına tabidir. www.hanifibayri.av.tr üzerinden yayın yapan web sitemiz sadece bilgi amaçlıdır. Yayınlanan bilgi ve belgeler hukuki tavsiye niteliğinde olmayıp avukat müvekkil ilişkisi kurmaya yönelik değildir. Ayrıntılı bilgi ve sorularınız için iletişim formunu kullanabilirsiniz.

Hukuki Bülten
Hukuki Yayınlar