Tasarrufun İptali Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Tasarrufun iptali davalarında görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemeleridir. İstikrarlı Yargıtay kararları ile bu konuda uygulamada tartışma bulunmamaktadır. Görev hususu kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemece re’sen değerlendirilmesi gerekir.

Tasarrufun iptali davalarında yetkili mahkeme konusunda dava taşınmazın aynı ile alakalı olmadığından genel yetki kuralları geçerlidir. Davanın Hukuk Muhakemeleri Kanunu 6. maddesi uyarınca davalının (davanın açıldığı tarihteki) yerleşim yeri mahkemesinde açılması gerekir. Yine Hukuk Muhakemeleri Kanunu 7/1. maddesi uyarınca da davalı sayısı birden fazla ise dava, bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir. Tasarrufun iptali davaları ayni hakka değil kişisel hakka dayanan davalardan olduğundan davanın konusu taşınmaz bile olsa Hukuk Muhakemeleri Kanunu 12. maddesinin uygulanma imkanı yoktur.

İcra İflas Kanunu 282. maddesi uyarınca davalı borçlu ile doğrudan veya dolaylı işlem yapan üçüncü kişiler arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğundan ve zorunlu dava arkadaşları usul işlemlerini birlikte yapmak zorunda olduklarından yetki itirazının davalılarca birlikte ileri sürülmesi gerekir. Yalnız bir davalı tarafından ileri sürülen yetki itirazı hukuki sonuç doğurmaz.

Tasarrufun İptali Davasının Tarafları

Tasarrufun iptali davası icra dosyası alacaklısı tarafından açılabilir. Davalı ise icra takibi borçlusu ile iptale konu tasarrufu yapan 3. kişidir. Burada davalılar açısından mecburi dava arkadaşlığı vardır. Yani mutlaka iptale ilişkin işlemi yapan tarafların tümü davalı olarak gösterilmek zorundadır.

Ancak iflas idaresinin açtığı tasarrufun iptali davasında davalı olarak sadece iptale konu işlemi yapan 3. kişi gösterilir. Burada müflis yani iflas eden borçlu taraf kısıtlanmış ve takip yetkisi iflas idaresine geçmiştir. İflas idaresi hem davacı hem de davalı olamayacağından davalı olarak gösterilmez.

Tasarrufun iptali davasında alacaklıdan mutlaka aciz vesikası sunması gerekir. Geçici aciz vesikası dava şartıdır. Yani dava açılırken sunulması gerekir. Kesin aciz vesikası ise karardan önce mutlaka sunulmalıdır. Bunlar tasarrufun iptali davasında özel dava şartlarıdır. Ancak iflas idaresinin açtığı davalarda aciz vesikası sunulması beklenmez.

Tasarrufun İptali Davasında Özel Dava Şartları

Tasarrufun iptali davasında yetki, görev, taraf ehliyeti, dava ehliyeti, hukuki yarar gibi genel dava şartları dışında, iptal davasına özgü bazı özel dava şartlarını haiz olması aranmaktadır. Hem 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu 277 ve devamı maddeleri gereğince hem de 6183 Sayılı Kanun gereğince açılan tasarrufun iptali davasında ortak olarak aranan dava şartları; davacının gerçek bir alacağının olması ve borçlu hakkında kesinleşmiş bir icra takibinin bulunması ile iptal konusu tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılmış olmasıdır. Bunların yanı sıra İ.İ.K. 277 ve devamı maddeleri gereğince açılan tasarrufun iptali davasında alacaklının kesin veya geçici aciz vesikasına haiz olması da aranmaktadır.

Bilindiği gibi mahkemenin, davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi (davayı esastan inceleyebilmesi) için varlığı veya yokluğu gerekli olan hallere, dava (yargılama) şartları denir. Dava şartları, daya açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esası hakkında inceleme yapabilmesi (davanın esasına girebilmesi) için gerekli olan şartlardır. Buna davanın dinlenebilmesi (mesmu olması) şartları da denir. Dava şartlarının bulunup bulunmadığı davada hâkim tarafından kendiliğinden (re’sen) gözetilir (KURU Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C.I., İstanbul 2001, s. 1343).

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun 114. maddesinde “Dava Şartları”, 115. maddesinde ise “Dava Şartlarının İncelenmesi” düzenlenmiştir. Dava şartları, dava açılmasından hükmün verilmesine kadar var olmalıdır. Davanın açıldığı anda var olan bir dava şartı (meselâ hukukî yarar) sonradan ortadan kalkarsa, o zaman dava (esastan değil) dava şartı yokluğundan (usulden) reddedilir. Bir dava şartının noksan olmasına rağmen esasa girilmiş ve dava sırasında o dava şartı noksanlığı ortadan kalkmış (giderilmiş) ise, hüküm anında bütün dava şartları tamam olduğundan, davanın esası hakkında karar verilir; yani dava, dava şartlarının başlangıçta noksan olduğu gerekçesiyle usulden reddedilmez (H.M.K. m. 115/III) . Çünkü, hüküm anında bütün dava şartları tamamdır (KURU, a.g.e., s. 1391-1392).

Ancak H.M.K.’nin 115. maddesinin 2. fıkrasında da ifade edildiği gibi giderilmesi mümkün bir dava şartı noksanlığının bulunması halinde dava hemen reddedilmeyip giderilmesi için süre verilmesi gerekmektedir. İşte giderilebilecek nitelikte bir dava şartının varlığı halinde öncelikle dava şartının tamamlanması için süre verilmesi, bu süre içerisinde eksikliğin giderilmesi halinde davanın esasına girilerek karar verilmesi, aksi halde ise davanın usulden reddine karar verilmesi söz konusu olabilecektir. Uygulama ve doktrin tarafından yukarda da belirtildiği gibi tasarrufun iptali davasında borçlu hakkında kesinleşmiş bir icra takibinin bulunması dava şartı olarak kabul edilmekte olup bu niteliğinden ötürü söz konusu dava şartı noksanlığının giderilmesi iptal davasına dair yargılama aşamasında da mümkündür.

İlgili Emsal Kararlar

Dava, tasarrufun iptali istemine ilişkindir. Bu tür davalarda HMK’nun 6.maddesi gereğince genel yetki kuralı uygulanır. HMK’nun 7-1 maddesinde de birden fazla davalı bulunması halinde davalılardan birinin yerleşim yerinin yetkili olduğu düzenlenmiştir. Somut olayda davalı borçlulardan birinin yerleşim yeri adresi İstanbul olup ve dava da İstanbul’da açıldığından HMK’nun 7/1 maddesi gereğince mahkemenin yetkili olması sebebiyle davanın esasına girilmesi, taraf delillerinin toplanması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekir, yetkisizlik kararı verilmesi isabetli görülmemiştir.

Dava, tasarrufun iptali davasına ilişkindir. Yapılan araştırma sonucunda davanın, HMK’nın yürürlüğe girdiği tarihten önce açıldığı anlaşılmıştır.Davaya konu taşınmazın dava tarihindeki değeri miktar itibarıyla Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görev alanı içerisine girdiğinden mahkemenin görevsizliğine, dava dilekçesinin reddine Görevli Mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunun tespiti ile dosyanın görevli Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

Dava; İcra ve İflas Kanunun 277 vd. maddeleri gereğince açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir. İİK 280/1 maddesinde; malvarlığı borçlarına yetmeyen borçlunun alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumunun ve zarar verme kastının, işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde iptal edilebileceği, işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde borçlu aleyhine haciz veya iflas yoluyla takipte bulunulmuş olmasını, 3.kişinin borçlunun karı veya kocası, usul veya füruu ile 3. dereceye kadar kan veya sıhri hısımı, evlat edineni veya evlatlığı ise borçlunun durumunu bildiğinin kabul olunacağı, bunun hilafını 3.kişi ancak 279.maddenin son fıkrasına göre ispat edebileceği hükme bağlanmıştır.

Somut olayda takip konusu borç, davacı ile davalı borçlu arasında imzalanan kredi sözleşmelerinden kaynaklanmaktadır. İptali istenen tasarruflar ise takip konusu borcun doğumundan sonra gerçekleşmiştir. Tasarruf tarihinden itibaren beş yıl içinde borçlu hakkında icra takibine başlandığı dava önkoşullarının mevcut olduğu, davalının, davalı borçlunun durumunu ve amacını bilmediğini İİK 279.madde gereğince ispatlayamadığı da gözönüne alınmasına göre ile taşınmaza dair tasarruf işleminin icra dosyasındaki alacakla sınırlı olmak üzere iptaline dair verilen hükmün onanması gerekir.

Dava, alacaklılarda mal kaçırma amacına dayalı tasarrufun iptali ve tescil talebine ilişkindir.Bu davanın açılabilmesinin şartlarından birisi de borçlunun aciz halinde olmasıdır.Eldeki davada, borçlu adreslerinde üç kez yapılan hacizlerde, haczedilen malların borcu karşılamaya yetmediği bu hali ile borçlunun aciz halinde olduğu sabit olduğu halde mahkemece davanın red sebeplerinden biri olarak aciz belgesinin sunulmadığı yönündeki gerekçesi ile reddi yerinde olmadığı gibi, kabule göre de bu halde davanın usulden reddi ile vekalet ücretinin maktu olarak hükmedilmesi gerekirken nisbi olarak hükmedilmesi de isabetsiz bulunmuştur.Ayrıca; tasarrufun iptali davasına konu taşınmazlar İcra Müdürlüğü tarafından başka bir takip dosyasından yapılan ihalede borçlu …’un borcundan dolayı satıldığı ve ipotek alacaklısının alacağını karşılamadığı geriye bir bedel kalmadığı anlaşılmaktadır.Bu durumda, davanın konusu kalmadığı anlaşıldığından konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmelidir.

Dava; hacizlerin iptali istemine ilişkindir. Tasarrufun iptali davası İİK’nun 283/2. maddesi gereğince bedele dönüşmüş olup, aynı icra takip dosyası üzerinden infazının istenmesi mümkündür. Ancak, bu durumda, ilam doğrultusunda üçüncü kişiye icra emri tebliğ edilmesi gerekmekte olup, adı geçene icra emri tebliğ edilmeden malvarlığına doğrudan haciz konulamaz. O halde mahkemece, üçüncü kişiye icra emri tebliğ edilmeden haciz safhasına geçilemeyeceği nazara alınarak takibin kesinleşmediği dönemde şikayetçinin mallarına konulan haczin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, şikayetçi hakkında ayrı bir icra takibi başlatılması gerektiği gerekçesiyle şikayetin kabulüne karar verilmesi isabetsiz ise de; sonuçta istem kabul edilmiş olmakla sonucu doğru mahkeme kararının onanması gerekmiştir.

Dava; üçüncü kişinin İİK’nun 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiası ile davalı alacaklının İİK’nun 97/17. maddesine dayalı tasarrufun iptali talebine ilişkindir. Noter satış sözleşmesi ile davaya konu araçların mülkiyetinin davacı üçüncü kişiye geçtiği, davacının aracı satın aldığı tarihte, kaydında herhangi bir haciz şerhinin bulunmadığı, trafik tescil işlemi yaptırmaması sebebiyle söz konusu aracın kaydına satış tarihinden sonra haciz konulduğu, oysa ki sözleşmenin tescilinin sadece açıklayıcı bir işlem olduğu, noterde yapılan sözleşmede araçların bedelinin alındığının belirtildiği buna göre, İİK’nun 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesinin üçüncü kişi yararına olduğu, bu yasal karinenin aksinin davalı alacaklı tarafından inandırıcı ve güçlü delillerle ispat edilmesi gerektiği, davalı alacaklı tarafından davacı 3.kişinin kötü niyetli olduğu hususunda herhangi bir delil sunulmadığı, ayrıca borçlunun lehine sonuçlanan menfi tespit davasından temyiz aşamasında feragat etmesi de nazara alındığında davacı üçüncü kişi tarafından açılan istihkak davasının kabulüyle davalı alacaklının açtığı tasarrufun iptali davasının reddine karar verilmesi gerekirken, istihkak davasının reddi ile tasarrufun iptali davasının kabulüne karar verilmesi hatalıdır.

İlgili Mevzuat

İptal davası ve davacılar

MADDE 277

İbtal davasından maksat 278, 279 ve 280 inci maddelerde yazılı tasarrufların butlanına hükmettirmektir. Bu davayı aşağıdaki şahıslar açabilirler:

1 – Elinde muvakkat yahut kat’î aciz vesikası bulunan her alacaklı,

2 – İflas idaresi yahut 245 inci maddede ve 255 inci maddenin 3 üncü fıkrasında yazılı hallerde alacaklıların kendileri.

Genel yetkili mahkeme

MADDE 6

(1) Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir.

(2) Yerleşim yeri, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre belirlenir.

Davalının birden fazla olması hâlinde yetki

MADDE 7

(1) Davalı birden fazla ise dava, bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir. Ancak, dava sebebine göre kanunda, davalıların tamamı hakkında ortak yetkiyi taşıyan bir mahkeme belirtilmişse, davaya o yer mahkemesinde bakılır.

(2) Birden fazla davalının bulunduğu hâllerde, davanın, davalılardan birini sırf kendi yerleşim yeri mahkemesinden başka bir mahkemeye getirmek amacıyla açıldığı, deliller veya belirtilerle anlaşılırsa, mahkeme, ilgili davalının itirazı üzerine, onun hakkındaki davayı ayırarak yetkisizlik kararı verir.

Taşınmazın aynından doğan davalarda yetki

MADDE 12

(1) Taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalar ile taşınmazın zilyetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin davalarda, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir.

(2) İrtifak haklarına ilişkin davalar, üzerinde irtifak hakkı kurulan taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılır.

(3) Bu davalar, birden fazla taşınmaza ilişkinse, taşınmazlardan birinin bulunduğu yerde, diğerleri hakkında da açılabilir.

Dava şartları

MADDE 114

(1) Dava şartları şunlardır:

a) Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması.

b) Yargı yolunun caiz olması.

c) Mahkemenin görevli olması.

ç) Yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması.

d) Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması.

e) Dava takip yetkisine sahip olunması.

f) Vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekâlet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekâletnamesinin bulunması.

g) Davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması.

ğ) Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi.

h) Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması.

ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması.

i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması.

(2) Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır.

Dava şartlarının incelenmesi

MADDE 115

(1) Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler.

(2) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder.

(3) Dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez.

Sayfayı
Share on linkedin
Linkedin
Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on email
Email
Share on telegram
Telegram

Av. Hanifi Bayrı

Avukat Hanifi Bayrı, kurumsal ve bireysel müvekkillerine gerekli akademik ve mesleki tecrübeye sahip dinamik yapıdaki kadrosu ile etkili avukatlık ve danışmanlık hizmeti vermektedir. Önleyici hukuk anlayışı doğrultusunda, hukuki uyuşmazlık ortaya çıkmadan önce kişisel ya da mesleki faaliyetlere ilişkin sözleşmelerin hazırlanması, müzakeresi ve uygulanması ile hukuki risk analizlerinin yapılması noktasında müvekkillerine danışmanlık hizmeti vermekte, bununla birlikte ortaya çıkan hukuki ihtilafların çözümünü noktasında da tüm kurum ve kuruluşlarda müvekkillerine avukatlık hizmeti sunmaktadır.

T: +902123436060 F: +902123436063 M: +905322707614 

Merkez Mah. Abide-i Hürriyet Cad. No: 154/6 34384 Şişli-İstanbul//Türkiye

Web sitemiz, Türkiye Barolar Birliği’nin reklam yasağı sınırlamaları ve mesleki kurallarına tabidir. www.hanifibayri.av.tr üzerinden yayın yapan web sitemiz sadece bilgi amaçlıdır. Yayınlanan bilgi ve belgeler hukuki tavsiye niteliğinde olmayıp avukat müvekkil ilişkisi kurmaya yönelik değildir. Ayrıntılı bilgi ve sorularınız için iletişim formunu kullanabilirsiniz.

Hukuki Bülten
Hukuki Yayınlar