Anasayfa Karar Bülteni AYM | 2022/6786 BN.

Karar Bülteni

AYM 2022/6786 BN.

Anayasa Mahkemesi | Bülten Basın Yayın Reklamcılık | 2022/6786 BN.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2022/6786
Karar Tarihi 29.04.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Basın özgürlüğü demokratik toplumun temel taşıdır.
  • Üçüncü kişilerin iddialarının haberleştirilmesi korunmalıdır.
  • Alıntının iddia olduğunun okura hissettirilmesi önemlidir.
  • Kamu kurumlarının eleştiriye tahammül sınırı geniştir.

Bu karar, demokratik bir hukuk devletinde basın özgürlüğü ile kamu kurumlarının ve tüzel kişilerin şeref ve itibarının korunması hakkı arasındaki hassas dengeyi hukuken yeniden ve oldukça net bir biçimde çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, basının üçüncü kişilere ait iddia, beyan ve görüşleri haberleştirirken sahip olduğu koruma kalkanının önemine güçlü bir vurgu yapmıştır. Özellikle başka bir internet platformunda yayımlanmış, dolayısıyla hâlihazırda kamuoyuna mal olmuş ve yaygınlaşmış bir röportajın, iddia niteliği taşıdığı açıkça belirtilerek aktarılmasının, olağan gazetecilik faaliyeti kapsamında değerlendirilmesi gerektiği teyit edilmiştir. Haber metninde ve sosyal medya paylaşımlarında "iddia" kelimesinin kullanılması ile alıntı yapıldığının şüpheye yer bırakmayacak şekilde okura sunulması, basının hukuki sorumluluğunu hafifleten ve haberciliği hukuki güvence altına alan temel unsurlar olarak kabul edilmiştir.

Benzer basın davaları ve tazminat talepleri açısından bu kararın emsal etkisi oldukça büyüktür. Karar, kamu kurumlarının, kendilerini doğrudan veya dolaylı yoldan ilgilendiren iddialar karşısında basına yönelik fahiş manevi tazminat taleplerinin sınırlarını daraltmakta ve ifade özgürlüğü lehine bir zırh oluşturmaktadır. Yerel mahkemelerin ve istinaf dairelerinin, gazetecileri veya basın kuruluşlarını tazminata mahkûm etme yoluna giderken çok daha titiz bir dengeleme testi yapması ve ikna edici, tatmin edici gerekçeler sunması gerektiği tartışmasız biçimde ortaya konulmuştur. Bu durum, gazetecilerin ve basın organlarının manevi tazminat tehdidi altında otosansür (caydırıcı etki) uygulamasının önüne geçmek adına basın özgürlüğünü güçlendiren, uyuşmazlıklardaki yargısal denetim standartlarını önemli ölçüde yükselten ve haberalma hakkını önceleyen öncü bir içtihat niteliği taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu şirket, ulusal çapta yayın yapan Evrensel gazetesinin yayın sahibidir. Uyuşmazlık, gazetede ve gazetenin kurumsal sosyal medya hesabında yayımlanan, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT) kanalında ekranlara gelen bir dizinin setindeki olumsuz çalışma koşullarını ve bir çocuk oyuncuya ağlaması için fiziksel şiddet uygulandığı iddialarını konu alan bir haberden kaynaklanmaktadır. Söz konusu haber, esasen başka bir internet sitesinde ismini vermek istemeyen set çalışanlarıyla yapılan ve önceden yayımlanan bir röportaja dayanmaktadır.

TRT, haberin kendi kurum itibarını zedelediğini, kuruma karşı bilinçli bir karalama kampanyası yürütüldüğünü ve gerçeğe aykırı haber yapıldığını ileri sürerek başvurucu gazete şirketi ile yetkilisi aleyhine 20.000 TL talepli manevi tazminat davası açmıştır. İlk derece mahkemesi, haberin doğrudan TRT'yi değil, dizinin yapımcı şirketini hedef aldığını ve yayınlanan içeriğin basın özgürlüğü sınırları içinde kaldığını belirterek davanın reddine hükmetmiştir. Ancak TRT'nin istinaf kanun yoluna başvurması üzerine Bölge Adliye Mahkemesi, haberde çocuğun ayağına vurulduğuna ilişkin kesin bir suç isnadı bulunduğunu, haberin başka bir kaynaktan alınmasının basının doğruluğu araştırma yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağını ifade ederek davanın kısmen kabulü ile 10.000 TL manevi tazminata kesin olarak karar vermiştir. Uyuşmazlığın temel konusu, bu tazminat mahkûmiyetinin başvurucunun ifade ve basın özgürlüğünü ihlal edip etmediğidir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın hukuki çerçevesi, Anayasa'nın düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetini düzenleyen 26. maddesi ile basın hürriyetini güvence altına alan 28. maddesi etrafında şekillenmektedir. İfade özgürlüğüne yönelik yargısal müdahalenin (tazminat kararının) kanuni dayanağını ise kişilik haklarına saldırı hâlinde tazminat talep edilebilmesini düzenleyen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 58 oluşturmaktadır.

Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, ifade özgürlüğüne yargı kararlarıyla yapılan müdahalelerin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve mutlaka orantılılık ilkesini gözetmesi gerekmektedir. Basın özgürlüğü ile başkalarının şöhret veya haklarının (şeref ve itibarın korunması hakkı) çatıştığı durumlarda mahkemelerce adil bir denge kurulması yasal bir zorunluluktur. Bu denge kurulurken; ifadelerin kim tarafından kime yöneltildiği, kamu yararına ve genel bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı, haberin kamuyu bilgilendirme değeri, konunun güncelliği ve hedef alınan kişinin, bilhassa kamusal yetki kullanan kurumların katlanması gereken eleştiri sınırlarının çok daha geniş olduğu dikkate alınmalıdır.

Yerleşik hukuki prensiplere göre, basının kamuoyunu bilgilendirme görevi çerçevesinde üçüncü bir kişiye ait olan ve başkalarının itibarına zarar verme ihtimali barındıran açıklama, görüş veya fikirlerin yayılmasına katkıda bulunduğu gerekçesiyle tazminat gibi bir yaptırıma maruz bırakılması, çok istisnai ve ciddi gerekçeler olmadığı sürece demokratik hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. Alıntı yapılan iddiaların ne ölçüde yayıldığı, metnin aynen mi yoksa yorum katılarak mı sunulduğu, haber kaynağının belirtilip belirtilmediği ve içeriğin "iddia" niteliği taşıdığının hedef kitleye anlaşılır bir şekilde sunulup sunulmadığı hususları, basının mesleki ödev ve sorumluluklarına uygun davranıp davranmadığının yargısal tespitinde dikkate alınması gereken en temel kurallardır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığa konu somut olayı incelerken öncelikle haberin içeriğine ve toplumsal bağlamına odaklanmıştır. Dizi setlerindeki ağır çalışma koşullarına, ödemelerin düzensizliğine ve bilhassa çocuk oyunculara yönelik şiddet uygulandığına dair iddiaların güncel bir sorun teşkil ettiği, bu konunun kamu yararı taşıdığı ve işçi hakları ekseninde toplumsal bir tartışmaya önemli bir katkı sağladığı tespit edilmiştir. Mahkeme, dava konusu haberin daha önce başka bir mecrada yayımlanmış olan bir röportajın doğrudan aktarılmasından ibaret olduğuna dikkat çekmiştir. Haberde röportajdaki bilgilere herhangi bir ekleme yapılmadığı, olayın "iddia" düzeyinde olduğunun başlıkta ve metin içinde okuyucuya açıkça ve defalarca yansıtıldığı saptanmıştır. Bu nedenle basının olayları saptırdığına veya kötü niyetli davrandığına dair bir bulguya rastlanmamıştır.

Kararda vurgulanan bir diğer kritik husus, davacı TRT'nin hukuki statüsü ve haberdeki konumudur. TRT, devlet adına yayın yapan bir kamu kurumudur ve bu nedenle eleştirilere karşı sade vatandaşlardan çok daha yüksek bir tahammül göstermekle yükümlüdür. Kaldı ki, yayımlanan haberde çalışma koşulları ve şiddet iddialarının asıl muhatabının dizinin yapımcı şirketi olduğu, TRT'nin adının sadece dizinin yayımlandığı mecra olarak geçtiği görülmüştür. Anayasa Mahkemesi, davacı kurumun iddia edilen olumsuzluklardan doğrudan sorumlu tutulmadığını, dolayısıyla kurumun tüzel kişilik haklarına ve ticari itibarına yönelik doğrudan, ağır ve haksız bir saldırıdan söz edilemeyeceğini değerlendirmiştir.

Anayasa Mahkemesi, İstinaf Mahkemesinin (Bölge Adliye Mahkemesi) uyuşmazlığı çözerken anayasal ilkeleri göz ardı ettiğini saptamıştır. İstinaf mahkemesinin, haberin bir alıntı olduğu gerçeğini arka plana iterek, basının üçüncü kişilerin beyanlarını kamuoyuna ulaştırma işlevini daraltan ve salt "kesin suç isnadının ispatlanamadığı" gerekçesiyle tazminat kararı veren yaklaşımı ciddi şekilde eleştirilmiştir. Mahkemeye göre bu yaklaşım, basının kamuyu yakından ilgilendiren güncel konularda haber yapma refleksini derinden zedelemekte ve gazeteciler üzerinde otosansüre yol açabilecek ağır bir caydırıcı etki yaratma riski taşımaktadır. Derece mahkemesinin, başvuranların ifade özgürlüğü ile kamu kurumunun itibarının korunması arasında adil bir denge kuramadığı ve ifade özgürlüğüne yönelik müdahale için ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya koyamadığı açıkça tespit edilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına hükmederek başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: