Anasayfa Karar Bülteni AYM | E.G. | BN. 2019/23814

Karar Bülteni

AYM E.G. BN. 2019/23814

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü
Başvuru No 2019/23814
Karar Tarihi 20.11.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Bilirkişilik görevi tarafsızlık ve yüksek güven gerektirir.
  • Mesleki itibar müdahaleleri özel hayat kapsamında incelenebilir.
  • Süren ceza kovuşturması idari işlemlere yasal dayanak oluşturur.
  • Bilirkişi listesinden çıkarılma asıl mesleğin icrasını engellemez.
  • Beraat sonrası bilirkişilik siciline tekrar yazılmak mümkündür.

Bu karar, hakkında devam eden bir ceza kovuşturması bulunduğu gerekçesiyle bilirkişilik sicilinden ve listesinden çıkarılan bir kişinin özel hayata saygı hakkının ihlal edilip edilmediğine ilişkindir. Anayasa Mahkemesi, idarenin ve derece mahkemelerinin bilirkişilik gibi yargının ayrılmaz ve güven temelli bir parçasını icra eden kişilere yönelik aldığı tedbirleri hukuka uygun bulmuştur. Bireyin devam eden bir terör örgütü yargılaması sürecinde, özellikle banka hesap hareketleri gibi ciddi şüphe barındıran durumların varlığı hâlinde bilirkişilikten el çektirilmesi, kamu güvenini sağlamak adına meşru bir idari işlem olarak kabul edilmiştir. Kararın en dikkat çekici yönü, başvurucunun ceza davasından sonradan beraat etmiş olmasının, idarenin o anki şartlarda tesis ettiği listesinden çıkarma işlemini geçmişe dönük olarak haksız kılmamasıdır. Mahkeme, beraat kararı sonrası kişinin yeniden sicile kaydolmasının önünde hukuki bir engel bulunmadığını belirterek, bu idari müdahalenin ölçülülük ilkesini zedelemediğine hükmetmiştir.

Uygulamadaki emsal etkisi bakımından bu karar, bilirkişilik, arabuluculuk veya uzlaştırmacılık gibi adalet sistemine doğrudan yardımcı nitelikteki kamu görevlerini yürüten kişilerin tabi olduğu yüksek güven ve tarafsızlık standartlarını pekiştirmektedir. İdarelerin, haklarında kamu güvenini sarsabilecek nitelikte adli soruşturma veya kovuşturma bulunan kişileri geçici veya kalıcı olarak bu listelerden çıkarma yetkisi yargısal bir güvenceye kavuşturulmuştur. Benzer davalarda alt derece mahkemeleri, idarenin takdir yetkisinin bariz bir hata veya keyfilik içermediği durumlarda, kamu hizmetinin selameti ile bireyin mesleki faaliyette bulunma hakkı arasındaki dengeyi kamu yararı lehine kurabilecektir. Bireylerin bu tür idari tedbirlere karşı açtıkları iptal davalarında, asıl mesleklerini icra etmelerinin engellenip engellenmediği ve beraat sonrasında sisteme dönüş imkânının varlığı kritik birer emsal kriter olarak kullanılmaya devam edecektir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, Antalya Bilirkişilik Bölge Kurulu bünyesinde bilirkişi olarak görev yapan başvurucunun, hakkında devam eden bir ceza davası sebebiyle bilirkişilik listesinden çıkarılması üzerine şekillenmiştir. Başvurucu hakkında, bir terör örgütüne yardım etme suçlamasıyla ceza kovuşturması başlatılmıştır. Bunun üzerine yetkili kurul, mevzuatta aranan şartların kaybedildiğini belirterek başvurucuyu sicilden ve listeden silmiştir.

Başvurucu, hakkında henüz kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmadığını, masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ve daha sonra beraat etmesine rağmen kararın geri alınmadığını belirterek bu idari işlemin iptali için mahkemeye başvurmuştur. İdare Mahkemesi ve Bölge İdare Mahkemesi ise bilirkişiliğin gerektirdiği güven ilişkisini ve tarafsızlık şartını göz önünde bulundurarak idarenin işlemini hukuka uygun bulmuş ve davayı reddetmiştir. Başvurucu, beraat etmesine rağmen listenin güncellenmemesi ve toplum nezdinde haksız yere suçlu muamelesi görmesi nedeniyle özel hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini iddia ederek Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, bu başvuruyu çözümlerken öncelikle bireylerin mesleki hayatlarına yapılan müdahalelerin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.20 kapsamında korunan özel hayata saygı hakkı çerçevesinde incelenip incelenemeyeceğini değerlendirmiştir. Yerleşik içtihat prensipleri doğrultusunda, meslek hayatına yönelik bir müdahalenin kişinin sosyal çevresiyle ilişkilerini etkilemesi, mesleki itibarını zedelemesi ve belirli bir ağırlık düzeyine ulaşması durumunda uyuşmazlığın doğrudan özel hayata saygı hakkı boyutunda ele alınması gerektiği kabul edilmektedir.

Uyuşmazlığın temelini oluşturan idari işlemin normatif dayanağı 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu m.10 ile aynı kanunun m.13 hükümleridir. Bu kanun uyarınca kişilerin bilirkişiliğe kabul edilebilmesi için terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı olmamak şartı aranmaktadır. İlgili yasal düzenlemelere göre bu temel şartları kaybedenlerin sicilden ve listeden çıkarılması, idarenin takdir yetkisi ve yasal sorumluluğu kapsamındadır.

Mahkemelerin davayı incelerken dayandığı genel hukuk kuralı, bilirkişilik müessesesinin yargılamanın ayrılmaz bir parçası olması, idari ve adli süreçlerde tam bir kamu güveni ile işleyiş gerektirmesidir. İdare hukuku prensipleri uyarınca, adalet hizmetinin yürütülmesinde yüksek güven ve mutlak tarafsızlık esastır. Hakkında terör örgütüne yardım etme gibi ciddi bir suçlamayla adli bir kovuşturma süreci bulunan kişinin bilirkişi listesinde tutulmaya devam edilmesi, adalet sistemine duyulan toplumsal güveni sarsabilecektir. Bu bağlamda, idari yargı mercilerinin uyuşmazlığı çözerken idarenin takdir yetkisinin sınırlarını, bu yetkinin bariz bir maddi hata veya hukuki keyfilik içerip içermediğini denetlemesi zorunludur. Özel hayata saygı hakkı yönünden müdahalenin ölçülülüğü incelenirken doktrin ve içtihatlarda aranan temel kıstaslar; tesis edilen idari işlemin kişinin asıl mesleğini yapmasını tamamen engelleyip engellemediği ve devam eden yasal süreçler nihayete erdiğinde bireyin yeniden eski statüsüne dönme hakkının bulunup bulunmadığıdır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayın hukuki koşullarını değerlendirirken öncelikle başvurucunun mesleki itibarının ve sosyal çevresiyle ilişkilerinin bu idari işlemden etkilendiğini kabul etmiş ve mevcut başvuruyu özel hayata saygı hakkı kapsamında incelemeye değer bulmuştur. Ancak liyakat ve güvenlik temelinde yapılan incelemede, bilirkişilik listesinden çıkarılma işleminin hukukiliği ile ölçülülüğü konusunda alt derece mahkemelerinin ulaştığı sonuçlar isabetli görülmüştür.

Karar içeriğinde, başvurucu hakkında banka hesap hareketlerine dair rutin dışı finansal işlemler sebebiyle terör örgütüne yardım etme suçlamasıyla bir ceza kovuşturması yürütüldüğü tespiti yapılmıştır. İlk derece mahkemesi, bilirkişilik mesleğinin adalet teşkilatı içindeki yüksek önemini ve tarafsızlık zorunluluğunu dikkate alarak, ceza yargılamasına konu olan bu şüphenin başvurucuya duyulan mesleki güveni zedeleyecek nitelikte olduğunu hukuka uygun bir şekilde belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi de idare mahkemesinin bu kabulünün bariz bir takdir hatası içermediğini ve adil yargılanma standartları dahilinde keyfîlikten uzak olduğunu tespit etmiştir.

Uyuşmazlıkta dikkat çeken en önemli tespitlerden biri de, tesis edilen idari işlemin başvurucunun kendi asıl mesleğini icra etmesine yönelik genel ve mutlak bir yasaklama içermemesidir. İşlem yalnızca bilirkişilik faaliyeti ile sınırlı, geçici bir idari tedbir niteliğindedir. Başvurucunun daha sonra ceza davasında beraat etmiş olması, idari işlemin tesis edildiği andaki hukuka uygunluğunu geçmişe dönük olarak ortadan kaldırmamaktadır. Bununla birlikte, kesinleşen beraat kararı sonrasında başvurucunun yeniden bilirkişilik siciline yazılmasına hukuki bir engel bulunduğuna dair dosyada herhangi bir bilgi veya iddia da yer almamaktadır. Bu durum, idarenin müdahalesinin temel hak ve özgürlükler bağlamında ölçülü olduğunu, başvurucuya katlanılamaz ve aşırı bir külfet yüklemediğini açıkça göstermektedir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: