Anasayfa Karar Bülteni DANIŞTAY | 5. Daire | 2017/5308 E. | 2021/3977 K.

Karar Bülteni

DANIŞTAY 5. Daire 2017/5308 E. 2021/3977 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Danıştay 5. Daire
Esas No 2017/5308
Karar No 2021/3977
Karar Tarihi 23.11.2021
Dava Türü İptal Davası
Karar Sonucu Ret
Karar Linki Danıştay Karar Arama
  • Ceza beraati idari çıkarma tedbirini doğrudan bağlamaz.
  • İltisak ve irtibat idari ihraç için yeterlidir.
  • Olağanüstü tedbirlerde savunma alınmaması hak ihlali değildir.
  • Yargı mensupları demokratik anayasal düzene sadakatle yükümlüdür.

Bu karar, olağanüstü hal (OHAL) dönemi düzenlemeleri kapsamında yargı mensuplarının meslekten çıkarılmasına ilişkin idari tasarrufların niteliğini ve ceza yargılaması ile disiplin/idari tedbir süreçleri arasındaki ince ayrımı net bir biçimde ortaya koymaktadır. Karar, Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) tarafından uygulanan meslekten çıkarma işleminin, klasik bir disiplin cezası değil, devletin güvenliğini sağlamaya yönelik "olağanüstü ve nihai bir idari tedbir" olduğunu vurgulamaktadır. Bu çerçevede, bağımsız ceza mahkemelerinde suçun yasal unsurlarının oluşmaması veya "delil yetersizliği" gibi nedenlerle verilen beraat kararlarının, idari yargılamadaki "irtibat ve iltisak" değerlendirmesini otomatik olarak ortadan kaldırmayacağı açıkça ifade edilmiştir.

Benzer uyuşmazlıklarda bu karar, idari yargı yerlerinin yapacağı incelemelerde ceza hukuku standartlarındaki mutlak ve kesin ispat kurallarının aynen aranmayacağını göstermesi bakımından güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Özellikle yargı mensuplarının sahip oldukları üstün kamu gücü ve mahkemelerin bağımsızlık teminatı göz önüne alındığında, terör örgütleriyle hiyerarşik veya organik bağ (üyelik) kurulamasa dahi, amaca hizmet eden eylemlerin veya sosyal birliktelik görünümü veren hareketlerin mesleki sadakat yükümlülüğünün ağır ihlali sayılacağı teyit edilmiştir. Uygulamada, idareye tanınan olağanüstü takdir marjının sınırları, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa ilkeleri ışığında çizilmiş ve kararın yargısal denetimi sağlanarak hukuki güvenlik ilkesi pekiştirilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı, geçmişte Cumhuriyet savcısı ve ceza infaz kurumları eğitim merkezi müdürü olarak görev yapmakta iken, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname uyarınca FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatı olduğu değerlendirilerek Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun kararıyla meslekten çıkarılmıştır. Davacı, bu ihraç kararına karşı HSK nezdinde yeniden inceleme talebinde bulunmuş ancak bu talebi de reddedilmiştir. Uyuşmazlık; davacının, meslekten çıkarılmasına dair işlemin haksız olduğunu, kararın savunması alınmadan ve herhangi bir idari soruşturma yapılmadan verildiğini, masumiyet karinesinin ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek söz konusu ihraç kararının iptali ile işlem sebebiyle yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte iadesi talebiyle açtığı iptal davasından kaynaklanmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Danıştay 5. Daire, uyuşmazlığı incelerken yargı mensuplarının sahip olması gereken bağımsızlık, tarafsızlık ve devlete mutlak sadakat yükümlülüklerini temel referans olarak ele almıştır. Yargı yetkisini Türk Milleti adına kullanan hâkim ve savcıların, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.138 ve m.139 uyarınca anayasal düzene sadakatle bağlı olmaları ve vicdani kanaatlerine göre hiçbir baskı altında kalmadan bağımsız hüküm vermeleri zorunludur. Bu çerçevede kararda, HSK tarafından kabul edilen Bangalor Yargı Etiği İlkeleri'ne de atıf yapılarak, yargı mensuplarının her türlü dış etkiden uzak, halkın güvenini sarsmayacak bir davranış bütünlüğü içinde olmalarının hayati önemi vurgulanmıştır.

Dava konusu işlemin temel yasal dayanağını oluşturan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname m.3/1 (daha sonra 6749 sayılı Kanun ile yasalaşmıştır) hükmü uyarınca; Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilerek meslekten çıkarılmaları öngörülmüştür.

Mahkeme, bu KHK hükmü uyarınca uygulanan meslekten çıkarma işleminin 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu kapsamında yürütülen klasik bir disiplin cezası olmadığını belirlemiştir. Aksine bu işlem, devletin varlığını tehdit eden olağanüstü durumlarda kamu kurumlarının güvenliğini sağlamayı hedefleyen geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran bir "olağanüstü idari tedbir" olarak nitelendirilmiştir. Bu bağlamda irtibat ve iltisak kavramları, cezai sorumluluk doğuran hiyerarşik bir üyelik bağı gerektirmeyen, örgütün amaçlarına sosyal veya ideolojik olarak hizmet eden ve kamu görevlisinin devlete olan sadakat yükümlülüğünü zedeleyen bağlar olarak tanımlanmış, idare hukukunun kendine has ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmiştir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Dosyada yer alan bilgi, belge ve tanık ifadelerinin idari yargı ilkeleri çerçevesinde detaylı incelenmesi neticesinde, davacının mesleki safahatında örgütle uyumlu davranışlar sergilediği tespit edilmiştir. Davacının, FETÖ/PDY'nin Adalet Bakanlığı bünyesinde etkin olduğu bir dönemde Kahramanmaraş Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezi Müdürü gibi unvanlı ve kritik bir idari göreve atandığı dikkate alınmıştır. Dosyaya yansıyan tanık beyanlarında (F.Z., B.N.Y., M.Y., M.K. Ve M.D.); davacının, eğitim merkezi müdürlüğü yaptığı sırada örgütün düzenlediği sohbet toplantılarına katıldığı, kurum içindeki personel görevlendirmelerinde örgüte müzahir olmayan kişilere karşı mobbing boyutuna varan psikolojik baskılar uyguladığı, taraflı sicil değerlendirmeleri yaptığı ve örgüt bağlantılı kişilere idari yönden geniş kolaylıklar sağladığı yönünde somut gözlemlere dayalı, tutarlı ve birbirini doğrulayan beyanlar bulunmaktadır.

Ayrıca, davacının HTS (Arama Trafiği) kayıtlarının incelenmesi sonucunda; görev yaptığı dönemde örgütün il imamı konumunda olan ve mütevelli heyeti içinde aktif rol aldığı belirlenen şahıslarla çok yoğun telefon iletişiminin bulunduğu saptanmıştır. Davacı, tüm bu idari ve sosyal tespitlere karşın, hakkında açılan ceza davasında silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan delil yetersizliği gerekçesiyle beraat ettiğini ve bu kararın kesinleştiğini savunarak meslekten çıkarma işleminin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Ancak Yüksek Mahkeme, ceza hukuku anlamında suçun maddi unsurlarının (üyelik) sübut bulmamasının, idari bir tasarruf olan "irtibat ve iltisak" değerlendirmesini hukuken ortadan kaldırmayacağına vurgu yapmıştır. İdari yaptırım kararı için kişinin örgüt ile sosyal veya amaçsal bir bağ kurduğuna dair idarede oluşan kanaatin yeterli olduğu, HTS kayıtları, tanık ifadeleri ve örgütsel döneme rastlayan unvanlı atamaların idari tedbir için sağlam bir hukuki zemin oluşturduğu belirtilmiştir.

Davacı tarafın savunma alınmadan işlem tesis edildiği yönündeki hak ihlali iddiası da incelenmiş; OHAL şartlarında uygulanan acil tedbirin niteliği gereği kararın anlık alınmasının bir zaruret olduğu, ayrıca Danıştay nezdinde yapılan bu idari yargılama aşamasında davacıya aleyhindeki tüm delillerin sunularak iddia ve savunma imkânının eksiksiz şekilde tanındığı, dolayısıyla adil yargılanma ve çelişmeli yargılama hakkının ihlal edilmediği tespit edilmiştir.

Sonuç olarak Danıştay 5. Daire, davacının anayasal düzene mutlak sadakat yükümlülüğünü yitirdiğine, örgüt ile iltisak ve irtibatının açıkça bulunduğuna kanaat getirerek, Hâkimler ve Savcılar Kurulu kararlarında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: