Anasayfa/ Karar Bülteni/ Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi E.A. ve Avft - Fransa Kararı 30556/22 B.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi E.A. ve Avft - Fransa Kararı 30556/22 B.

Bu karar, cinsel şiddet iddialarının incelenmesinde mağdurun rızasının nasıl değerlendirilmesi gerektiği konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) ortaya koyduğu son derece kritik ve yol gösterici bir içtihattır. Mahkeme, rızanın yalnızca fiziksel bir karşı koyma olmaması üzerinden dar bir bakış açısıyla değerlendirilemeyeceğini, olayın tüm çevresel koşullarının, özellikle de fail ile mağdur arasındaki hiyerarşik, ekonomik veya psikolojik güç dengesizliklerinin mutlak surette dikkate alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Fransız mahkemelerinin, işyerindeki bir ast-üst ilişkisinde failin baskısıyla imzalanan sözde "itaat" sözleşmesini rızanın varlığına karine olarak kabul etmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. ve 8. maddeleri kapsamındaki pozitif yükümlülüklerin açık bir ihlali olarak değerlendirilmiştir.
search
6 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Bölüm 5. Bölüm
Başvuru No 30556/22
Karar Tarihi 04.09.2025
Taraflar E.A. ve Avft - Fransa
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Cinsel şiddet suçlarında rıza bağlamsal değerlendirilmelidir.
  • gavel Mağdurun kırılganlığı ve güç dengesizliği dikkate alınmalıdır.
  • gavel Sözleşmeler cinsel şiddete rıza olarak yorumlanamaz.
  • gavel İkincil mağduriyet yaratacak yargısal kalıplardan kaçınılmalıdır.

Bu karar, cinsel şiddet iddialarının incelenmesinde mağdurun rızasının nasıl değerlendirilmesi gerektiği konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) ortaya koyduğu son derece kritik ve yol gösterici bir içtihattır. Mahkeme, rızanın yalnızca fiziksel bir karşı koyma olmaması üzerinden dar bir bakış açısıyla değerlendirilemeyeceğini, olayın tüm çevresel koşullarının, özellikle de fail ile mağdur arasındaki hiyerarşik, ekonomik veya psikolojik güç dengesizliklerinin mutlak surette dikkate alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Fransız mahkemelerinin, işyerindeki bir ast-üst ilişkisinde failin baskısıyla imzalanan sözde "itaat" sözleşmesini rızanın varlığına karine olarak kabul etmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. ve 8. maddeleri kapsamındaki pozitif yükümlülüklerin açık bir ihlali olarak değerlendirilmiştir.

Benzer davalardaki emsal etkisi oldukça güçlüdür. Karar, Avrupa Konseyi üyesi devletlere, tecavüz ve cinsel saldırı suçlarının yasal tanımını "özgür iradeye dayalı rızanın yokluğu" temeline oturtmaları yönünde açık bir mesaj vermektedir. Aynı zamanda, yargı makamlarının cinsel şiddet mağdurlarına yönelik kalıplaşmış ve cinsiyetçi önyargılardan uzak durmaları, mağduru ikincil bir mağduriyete sürükleyecek yargısal dilden kaçınmaları gerektiği ilkesi pekiştirilmiştir. Bu durum, İstanbul Sözleşmesi'nin gerekliliklerinin ulusal mahkemelerce nasıl uygulanması gerektiğine dair net bir rehber sunmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bir devlet hastanesinde çalışan başvurucu kadın (E.A.), hastanenin başeczacısı ve aynı zamanda kendi yöneticisi olan doktor (K. B.) tarafından rızası dışında cinsel ilişkiye, şiddete ve psikolojik baskıya maruz kaldığı iddiasıyla şikayetçi olmuştur. Başvurucu, failin aralarında bir "itaat sözleşmesi" imzalattığını, mesleki konumunu kullanarak kendisini boyun eğmeye ve insanlık dışı cinsel pratiklere zorladığını ileri sürmüştür. Yerel mahkemeler, faili yalnızca şiddet ve cinsel tacizden mahkûm etmiş, ancak aralarındaki asimetrik ilişkiyi ve yazılı sözleşmeyi gerekçe göstererek başvurucunun eylemlere rıza gösterdiği sonucuna varıp cinsel saldırı ve tecavüz suçlamalarından beraat kararı vermiştir. Başvurucu ve ona destek olan dernek (AVFT), Fransız makamlarının rıza kavramını yanlış değerlendirdiği ve ikincil mağduriyete yol açıldığı gerekçesiyle AİHM'e başvurmuştur. Derneğin başvurusu mağdur sıfatı taşımadığı için reddedilmiş, E.A.'nın başvurusu ise incelenmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

AİHM, uyuşmazlığı çözerken devletin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. maddesi (İşkence ve Kötü Muamele Yasağı) ve 8. maddesi (Özel ve Aile Hayatına Saygı Hakkı) kapsamındaki pozitif yükümlülüklerine dayanmıştır. Bu yükümlülükler, devletlerin rıza dışı cinsel eylemleri suç sayan ve etkili bir şekilde cezalandıran ceza kanunları oluşturmasını ve bu yasaları uygulamada yetkin bir soruşturma ve kovuşturma mekanizmasıyla hayata geçirmesini gerektirir. Mahkeme, rıza kavramının değerlendirilmesinde İstanbul Sözleşmesi'nin 36. maddesi referans alınarak, mağdurun özgür iradesiyle karar verip veremediğinin olayların çevresel koşullarıyla bağlamsal olarak birlikte incelenmesi gerektiğini vurgulamıştır.

Özellikle ast-üst ilişkisinin, yaş farkının, mağdurun psikolojik kırılganlığının ve failin uyguladığı psikolojik kontrol (zorlayıcı kontrol) mekanizmalarının rızayı sakatlayan ve ortadan kaldıran unsurlar olarak yargı mercilerince mutlak surette dikkate alınması şarttır. AİHM'in yerleşik içtihatlarına göre, fiziksel bir direncin olmaması veya geçmişte bazı eylemlere rıza gösterilmiş olması, mevcut veya daha sonraki cinsel şiddet eylemlerine rıza gösterildiği anlamına gelmez. Rıza doğası gereği her an geri alınabilir bir nitelik taşır.

Bunun yanı sıra, yargılama makamlarının mağdurları yargısal süreçte ikincil mağduriyete uğratacak, toplumsal cinsiyet klişelerine ve cinsiyetçi önyargılara dayanan ifadelerden titizlikle kaçınmaları zorunludur. Adalete erişim sürecinde mağdurun insan onurunun korunması esastır. Mahkeme, ulusal makamların salt bir cinsel eylemin varlığını değil, bu eylemin mağdurun gerçek, kesintisiz ve özgür iradesiyle gerçekleşip gerçekleşmediğini tüm psikolojik ve çevresel dinamikleriyle birlikte derinlemesine araştırması gerektiğini temel bir ceza hukuku kuralı olarak kabul etmiştir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

AİHM, somut olayda Fransız makamlarının yürüttüğü ceza soruşturmasını ve yargılama sürecini Sözleşme'nin aradığı etkinlik standartları açısından eksik ve sorunlu bulmuştur. Olayda başvurucu, amiri konumundaki kişi tarafından fiziksel ve ciddi psikolojik şiddete maruz kaldığını, işini kaybetme korkusuyla çeşitli aşağılayıcı eylemlere boyun eğmek zorunda bırakıldığını açıkça ifade etmiştir. Ancak ulusal mahkemeler, olayın gerçekleştiği profesyonel bağlamı, taraflar arasındaki asimetrik güç ilişkisini ve başvurucunun içine sürüklendiği ağır psikolojik tahribatı göz ardı etmiştir.

Özellikle, failin başvurucuya zorla imzalattırdığı ve cinsel kölelik içeren sözde "sözleşme"nin, mahkemelerce şiddet içeren cinsel eylemlere rıza gösterildiğinin kanıtı olarak kabul edilmesi, AİHM tarafından rıza kavramının hukuka aykırı ve son derece yüzeysel bir yorumu olarak nitelendirilmiştir. Mahkeme, rızanın doğası gereği geri alınabilir olduğunu ve önceden verilmiş hiçbir taahhüdün, şiddet içeren eylemlere yönelik güncel bir rıza olarak yorumlanamayacağını belirtmiştir. Ayrıca, ceza soruşturmasının makul sürede tamamlanmaması ve yıllarca devam etmesi, sürecin etkinliğini zedeleyen bir diğer unsur olarak görülmüştür. Yargılama makamlarının, başvurucuyu kendi rızasıyla bu duruma düşmekle itham eden suçlayıcı ve cinsiyetçi kalıplara dayanan yaklaşımı, mağdur üzerinde ağır bir ikincil mağduriyet yaratmıştır. Bu tutum, devletin mağdurun insan onurunu ve özel hayatını koruma yükümlülüğüyle bağdaşmaz bulunmuştur. Fransız yasal çerçevesinin ve uygulamasının, rızanın özgür iradeye dayanıp dayanmadığını tespit etmede yetersiz kaldığı sonucuna varılmıştır.

Sonuç olarak AİHM Beşinci Bölüm, devletin etkili bir ceza sistemi uygulama ve rıza dışı cinsel eylemleri cezalandırma konusundaki pozitif yükümlülüklerini ihlal ettiği yönünde karar vermiş ve başvuruyu kabul etmiştir.

Patronumun zorla imzalattığı cinsel içerikli bir sözleşme rıza sayılır mı? expand_more
Hayır, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre bu tür sözleşmeler cinsel şiddete rıza gösterildiği anlamına gelmez. Rıza doğası gereği her an geri alınabilir bir nitelik taşır ve önceden verilmiş hiçbir taahhüt, şiddet içeren eylemlere yönelik güncel bir rıza olarak yorumlanamaz. Mahkemeler, bu tür durumlarda olaydaki hiyerarşik ve asimetrik güç ilişkisini mutlaka dikkate almak zorundadır.
Korktuğum için fiziksel olarak karşı koyamamam rıza gösterdiğim anlamına gelir mi? expand_more
Kesinlikle hayır. AİHM'in yerleşik içtihatlarına göre, fiziksel bir direncin olmaması mevcut veya daha sonraki cinsel şiddet eylemlerine rıza gösterildiği anlamına gelmemektedir. Rıza kavramı hukuken değerlendirilirken mağdurun özgür iradesiyle karar verip veremediği, failin uyguladığı psikolojik baskı ve zorlayıcı kontrol mekanizmaları bağlamsal olarak derinlemesine incelenmelidir.
İşyerinde failin amirim olması rıza değerlendirmesini nasıl etkiler? expand_more
İşyerindeki ast-üst ilişkisi, rızayı sakatlayan ve ortadan kaldıran en önemli hukuki unsurlardan biridir. AİHM'e göre, fail ile mağdur arasındaki hiyerarşik, ekonomik veya psikolojik güç dengesizlikleri yargılama makamlarınca mutlak surette dikkate alınmalıdır. İşini kaybetme korkusuyla aşağılayıcı eylemlere boyun eğmek zorunda bırakılan bir mağdurun durumunda, özgür iradeye dayalı bir rızadan söz edilemez.
Mahkeme cinsel saldırı davasında beni suçlayıcı ifadeler kullanabilir mi? expand_more
Hayır, yargılama makamlarının mağdurları ikincil mağduriyete uğratacak, cinsiyetçi önyargılara ve toplumsal cinsiyet klişelerine dayanan ifadelerden titizlikle kaçınması zorunludur. AİHM, adalete erişim sürecinde mağdurun insan onurunun korunmasını esas alır ve suçlayıcı yaklaşımları devletin özel hayatı koruma yükümlülüğünün ağır bir ihlali olarak kabul eder.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir