Anasayfa Karar Bülteni AYM | Tugçe Seher Sulaksu | BN. 2022/31535

Karar Bülteni

AYM Tugçe Seher Sulaksu BN. 2022/31535

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2022/31535
Karar Tarihi 30.04.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Çocuk iade davaları ivedilikle sonuçlandırılmalıdır.
  • İade kararlarında çocuğun üstün yararı gözetilmelidir.
  • İdrak çağındaki çocukların yargılamada görüşleri alınmalıdır.
  • Yargılamanın uzaması aile hayatına saygı hakkını zedeler.
  • Salt şeklî iade incelemesi hak ihlali doğurur.

Bu karar, uluslararası çocuk kaçırma vakalarına ilişkin uyuşmazlıklarda Türk yargı sisteminin Lahey Sözleşmesi'ni uygularken izlemesi gereken yöntemi ve sınırları çarpıcı bir biçimde ortaya koymaktadır. Karar, çocuğun mutat meskenine iadesi talepli davaların yalnızca uluslararası sözleşmelerin şeklî bir uygulaması olamayacağını, her somut olayın kendine özgü şartları içerisinde çocuğun üstün yararının derinlemesine analiz edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Yargı makamlarının, iade kararı verirken çocuğun anneden koparılmasının yaratacağı psikolojik yıkımı ve annenin yurt dışında yaşama imkânlarını araştırmadan verdikleri soyut kararların anayasal hak ihlali oluşturduğu net bir şekilde hükme bağlanmıştır.

Bunun yanı sıra Anayasa Mahkemesi, bu tür hassas davalarda yargılamanın makul süreyi aşarak yıllarca devam etmesinin başlı başına bir hak ihlali olduğuna karar vermiştir. Lahey Sözleşmesi'nin özünde yatan ivedilik kuralının ihlal edilmesi, ebeveyn ile çocuk arasındaki bağlara telafisi imkânsız zararlar vermektedir. Bu karar, aile mahkemeleri ve Yargıtay ilgili daireleri için emsal niteliğinde olup, gelecekteki iade davalarında idrak çağındaki çocukların mutlaka dinlenilmesi, uzman raporlarının titizlikle incelenmesi ve sürecin en hızlı şekilde, şekilcilikten uzak bir anlayışla tamamlanması yönünde bağlayıcı bir hukuki standart getirmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu anne ile eşi 2010 yılında Türkiye'de evlendikten sonra Almanya'ya yerleşmiş ve bu evlilikten 2013 ile 2014 yıllarında iki çocukları dünyaya gelmiştir. Başvurucu, 2018 yılında çocuklarıyla birlikte tatil amacıyla Türkiye'ye geldikten sonra eşine karşı boşanma davası açmıştır. Boşanma davasına bakan mahkeme, çocukların geçici velayetini anneye vermiş ve çocukların yurt dışına çıkışını yasaklamıştır.

Bunun üzerine baba, çocukların anneleri tarafından haksız yere Türkiye'de alıkonulduğunu iddia ederek Lahey Sözleşmesi kapsamında mutat meskene (Almanya'ya) iade davası açmıştır. İlk derece mahkemesi, annenin şiddet gördüğünü ve çocukların mutat meskene dönmelerinin fiziksel ve psikolojik şiddet riski barındırdığını belirterek babanın iade talebini reddetmiş, istinaf mahkemesi de bu ret kararını hukuka uygun bulmuştur. Ancak Yargıtay, çocukların Türkiye'ye haksız alıkonulduğunu, iadeye engel teşkil edecek ciddi bir riskin ispatlanmadığını belirterek kararı bozmuş ve sonuç olarak çocukların Almanya'ya iadesine hükmedilmiştir. Başvurucu anne, şiddet riskinin dikkate alınmaması, idrak çağındaki çocukların dinlenmemesi ve iade davasının dört yıldan fazla sürmesi nedenleriyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken temel dayanak olarak Anayasa'nın 20. maddesi kapsamında güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkı ve Anayasa'nın 41. maddesinde ifadesini bulan çocuğun yüksek yararı ilkelerini esas almıştır.

Uluslararası çocuk kaçırma vakalarının çözümünde temel hukuki çerçeve olan Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Lahey Sözleşmesi uyuşmazlıkta uygulanması gereken ana enstrümandır. Lahey Sözleşmesi, yasa dışı olarak kaçırılan veya taraf devletlerden birinde alıkonulan çocuğun ivedi şekilde mutat meskenine iadesini öngörmektedir. Kural olarak iadenin derhâl yapılması zorunlu olsa da, bu kuralın Lahey Sözleşmesi'nin 13. ve 20. maddelerinde yer alan sınırlı istisnaları mevcuttur.

İlgili istisna hükümlerine göre, şayet çocuğun iade edilmesinin onu fiziksel veya psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağı veya başka bir şekilde müsamaha edilemeyecek bir duruma düşüreceği yönünde ciddi bir risk tespit edilirse, yargısal makamlar iade talebini reddetme yetkisine sahiptir. Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, bu tür davalarda tarafların çıkarları ile çocuğun yüksek menfaati arasında adil bir denge kurulmalıdır.

Özellikle anneye bağımlılık çağındaki çocukların durumu değerlendirilirken çocuğun yaşı, anneyle yaşadığı süre, annenin yaşam koşullarına alışma düzeyi ve annenin çocuğun iade edileceği ülkede yaşama olanağı bulunup bulunmadığı gibi hususlar titizlikle incelenmelidir. Doktrin tanımlarına ve uluslararası hukukun ruhuna uygun olarak, idrak çağındaki çocukların görüşlerinin alınması ve yargılamanın mutlaka ivedilikle sonuçlandırılması, aile hayatına saygı hakkının devletlere yüklediği temel pozitif yükümlülüklerdendir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda yargı makamlarının yürüttüğü süreçte iki temel eksiklik saptamıştır. Birinci husus, yargılamanın uzun sürmesinden kaynaklanan ihlaldir. Lahey Sözleşmesi'nin en temel ilkesi, iadeye ilişkin idari ve yargısal prosedürün ivedi bir şekilde sonuçlandırılmasıdır. Söz konusu iade davasının üç yıldan fazla bir sürede tamamlanmış olması, Sözleşme'nin ortaya çıkış amacına açıkça aykırıdır. Anayasa Mahkemesi, bu uzun yargılama sürecinin anne ile çocuklar arasındaki bağların sürdürülebilirliğine telafisi imkânsız zararlar verdiğini vurgulamış ve devletin prosedürü ivedilikle tamamlama yönündeki pozitif yükümlülüğünün ihlal edildiğini tespit etmiştir.

İkinci husus ise derece mahkemelerinin karar verme sürecinde çocuğun üstün yararı ilkesini yeterince gözetmemeleridir. İlk derece mahkemesi, aldığı sosyal inceleme raporu ve topladığı deliller ışığında annenin çocukların bakımını üstlenmesinde bir engel bulunmadığını ve iadenin risk taşıdığını tespit etmiştir. Yargıtay ise bozma ilamında bu tespitleri derinlemesine irdelememiş; çocukların haksız alıkonulduğu ve riskin somut delillerle ispatlanmadığı gerekçesiyle daha çok şeklî bir hukuki inceleme yapmıştır.

Oysa Anayasa Mahkemesi, çocukların anneden koparılmalarının yaratacağı olası olumsuz sonuçların, annenin yurt dışında yaşama imkânı olup olmadığı hususlarının çocuğun üstün yararı ilkesi bağlamında detaylıca tartışılması gerektiğini vurgulamıştır. Üstelik yargılama sürecinde idrak çağında olan çocukların kendi gelecekleri hakkındaki görüşlerinin alınmamış olması ve bu yöndeki itirazların derece mahkemelerince tamamen göz ardı edilmesi ciddi bir eksiklik olarak nitelendirilmiştir. Lahey Sözleşmesi'nin istisna hükümleri ile çocuğun yüksek yararı ilkesi bir arada gözetildiğinde, mahkemelerin ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya koyamadığı açıktır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, müşterek çocuğun uzun süren yargılama sonucunda mutat meskenine iade edilmesi işlemi ve süreçteki usuli eksiklikler nedeniyle başvurucunun Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: