Karar Bülteni
DANIŞTAY 8. Daire 2021/7788 E. 2023/7299 K.
Danıştay 8. Daire | 2021/7788 E. | 2023/7299 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 8. Daire |
| Esas No | 2021/7788 |
| Karar No | 2023/7299 |
| Karar Tarihi | 15.12.2023 |
| Dava Türü | Tam Yargı (Maddi ve Manevi Tazminat) |
| Karar Sonucu | Kısmen Onama, Kısmen Bozma |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- Disiplin cezası verilmesi tek başına mobbing oluşturmaz.
- İptal edilen cezalar doğrudan mobbing eylemi sayılmaz.
- Tazminat için eylemle zarar arasında illiyet aranır.
- Sistematik baskı hukuken geçerli delillerle kanıtlanmalıdır.
Bu karar, idare hukuku kapsamında psikolojik taciz (mobbing) iddialarının ispatı ve idarenin hizmet kusuru sorumluluğu açısından büyük bir öneme sahiptir. Kararda, bir kamu görevlisi hakkında disiplin soruşturması açılması ve neticesinde disiplin cezası verilmesinin, tek başına mobbing uygulandığı anlamına gelmeyeceği açıkça vurgulanmıştır. Verilen disiplin cezalarının daha sonra idari yargı mercilerince iptal edilmiş olması dahi, bu soruşturmaların doğrudan doğruya sistematik ve kasıtlı bir yıldırma politikası çerçevesinde yürütüldüğünü kanıtlamaya yetmemektedir.
Mobbing iddialarına dayalı tam yargı (tazminat) davalarında, idare mahkemeleri tarafından eylem ile zarar arasındaki uygun nedensellik bağının sıkı bir şekilde arandığı bu kararla bir kez daha ortaya konulmuştur. Davacının yakalandığı amansız hastalık ile idarenin işlemleri arasında doğrudan bir illiyet bağının bulunmadığı tespit edilerek, salt iptal edilen idari işlemler üzerinden manevi tazminat ödenmesi koşullarının oluşmayacağı içtihat edilmiştir.
Benzer davalarda emsal teşkil edecek olan bu hüküm, kamu personelinin mobbing iddialarında yalnızca idari işlemlerin varlığını veya bunların sonradan hukuka aykırı bulunmasını değil, aynı zamanda idarenin sistematik, sürekli ve kişiyi hedef alan zararlı kastını somut delillerle ortaya koyması gerektiğini göstermektedir. İdarelerin yasal mevzuat uyarınca yürüttükleri disiplin süreçleri, aksi somut ve inandırıcı verilerle kanıtlanmadığı müddetçe olağan idari faaliyetler kapsamında değerlendirilmeye devam edecektir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bir üniversitenin Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümünde profesör unvanıyla görev yapan davacı, hakkında asılsız iddialarla yürütülen disiplin soruşturmaları ve kendisine karşı sergilenen haksız tutumlar nedeniyle sistematik psikolojik baskıya (mobbing) maruz kaldığını ileri sürmüştür. Davacı, bu haksız soruşturmalar, baskılar ve meslektaşlarının kötü niyetli davranışları yüzünden yaşadığı elem ile ızdırap sonucunda kanser hastalığına yakalandığını belirterek, meydana gelen zararlarının tazmini amacıyla davalı üniversite rektörlüğüne karşı dava açmıştır.
Davacı, idarenin bu tutumu yüzünden uğradığını iddia ettiği zararlara karşılık 10.000 TL maddi ve 200.000 TL manevi olmak üzere toplam 210.000 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesini talep etmiştir. Uyuşmazlık, uygulanan idari işlemlerin mobbing teşkil edip etmediği ve davacının hastalığı ile idari eylemler arasında tazminat sorumluluğunu doğuracak bir bağ bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
İdare hukukunda idarenin mali sorumluluğunun doğabilmesi için ortada hukuka aykırı bir idari işlem veya eylem, bir zarar ve bu ikisi arasında uygun bir illiyet (nedensellik) bağının bulunması zorunludur. Kamu görevlileri hakkında yürütülen disiplin soruşturmaları, idarenin gözetim ve denetim yetkisinin bir parçası olarak kabul edilmektedir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.125 kapsamında düzenlenen çeşitli disiplin cezaları, kamu hizmetinin gereği gibi ve tarafsız bir şekilde yürütülmesini sağlamak amacıyla tesis edilir.
Öte yandan, yargısal içtihatlarla şekillenen mobbing (psikolojik taciz), bir veya birkaç kişinin bir diğer kişiye uyguladığı, sistematik, sürekli ve kasıtlı olarak gerçekleştirilen, kişiyi işyerinde yalnızlaştırmayı, dışlamayı ve bezdirmeyi amaçlayan davranışlar bütünü olarak tanımlanmaktadır. İdare hukukunda mobbing iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, salt bir idari işlemin hukuka aykırı bulunarak iptal edilmesi tek başına tazminat sorumluluğu doğurmaz; bu işlemlerin kamu görevlisine zarar verme özel kastıyla, süreklilik arz edecek şekilde ve sistematik olarak gerçekleştirildiğinin somut bilgi, belge ve ifadelerle kanıtlanması aranır.
Bir disiplin cezasının idari yargı yerlerince iptal edilmiş olması, o cezanın baştan itibaren kasıtlı bir mobbing saikiyle verildiğini kendiliğinden ispatlamaz. Doğası gereği disiplin soruşturmaları, ilgililer üzerinde büyük bir psikolojik baskı, stres ve üzüntü yaratabilse de, idare hukuku prensipleri çerçevesinde olağan idari usullerle işletilen bu mekanizmaların mobbing sayılabilmesi için idarenin veya amirlerin olağanüstü, haksız ve kişiyi açıkça hedef alan düşmanca bir niyetle hareket ettiklerinin tereddüde mahal vermeyecek açıklıkta ortaya konulması hukuki bir zorunluluktur. Aksi takdirde, idarenin eylemi ile doğduğu öne sürülen zarar arasında hukuken geçerli bir illiyet bağından söz edilemeyecektir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Danıştay 8. Dairesi tarafından yapılan incelemede, davacı hakkında izinsiz materyal toplama, üniversite imkânlarının izinsiz kullanımı, devlet kurumlarını yanıltma gibi çeşitli iddialar üzerinden disiplin soruşturmaları yürütüldüğü görülmüştür. Bu soruşturmalar sonucunda davacıya önce daha ağır cezalar olan devlet memurluğundan çıkarma ve kademe ilerlemesinin durdurulması teklif edilmiş, ancak süreç içerisinde Yüksek Disiplin Kurulu'nun müdahalesi ve Disiplin Kurulunun alt cezaları uygulamasıyla süreç nihayetinde "uyarma" cezasıyla sonuçlanmıştır. Söz konusu uyarma cezası da sonrasında bir idare mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.
Ancak Daire, disiplin soruşturmalarının ve disiplin cezalarının, kişinin fiziki ve ruhsal değerlerini etkilemesi ve kişide stres, üzüntü yaratmasının doğası gereği mümkün olduğunu; fakat bir kamu görevlisi hakkında sırf disiplin soruşturması yürütülerek ceza uygulanmasının tek başına mobbing oluşturmayacağını kesin olarak tespit etmiştir. İptal edilen disiplin cezalarının, davacıya sistematik ve sürekli bir psikolojik baskı uygulandığını ispata yetmeyeceği vurgulanmıştır. Davacının kanser hastalığına yakalanması ile idarenin gerçekleştirdiği idari işlemler arasında uygun illiyet bağı kurulamamıştır.
Bölge İdare Mahkemesi, davacı lehine 20.000 TL manevi tazminata hükmetmiş ise de, Daire bu kararı hukuka uygun bulmamıştır. Davacıya karşı yürütülen işlemlerin mobbing teşkil etmediği, davacının kişilik haklarına veya sağlığına yönelik sistematik bir saldırının somut bilgi ve belgelerle ortaya konulamadığı açıkça ifade edilmiştir. İdarenin olağan soruşturma süreçleri kapsamında değerlendirilen bu eylemler karşısında, manevi tazminat ödenmesini gerektiren şartların hiçbir şekilde oluşmadığı kanaatine varılmıştır.
Sonuç olarak Danıştay 8. Dairesi, davalı idarenin temyiz istemini kabul ederek Bölge İdare Mahkemesinin manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin kısmını hukuka aykırı bularak kararı bozmuştur.