Karar Bülteni
AYM Osman Büyükberber BN. 2022/104922
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/104922 |
| Karar Tarihi | 29.07.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Gizli tanık belirleyici delil ise sorgulanması zorunludur.
- Yasal faaliyetler tek başına örgüt üyeliği sayılamaz.
- Örgüt üyeliği için kişinin kastı somutlaştırılmalıdır.
- Suçta ve cezada kanunilik ilkesi dar yorumlanamaz.
Bu karar, terör örgütü üyeliği suçlamasıyla yürütülen ceza yargılamalarında, gizli tanık beyanlarının mahkûmiyete tek veya belirleyici delil olarak esas alınması durumunda sanığa bu tanığı sorgulama imkânının tanınmamasının adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, yasal zemin çerçevesinde faaliyet gösteren kurumlarda çalışmak veya banka hesabı bulundurmak gibi tek başına suç teşkil etmeyen olağan eylemlerin, kişinin terör örgütünün nihai amacını bildiği ve bu amaca hizmet etme kastıyla hareket ettiği somut delillerle ispatlanmadan mahkûmiyete dayanak yapılamayacağını vurgulamıştır. Gizli tanık müessesesi uygulamada sıkça karşılaşılan bir yöntem olmakla birlikte, savunma hakkının kısıtlanmaması adına sanığa mutlaka dengeleyici güvenceler sunulması gerektiği bir kez daha teyit edilmiştir.
Uygulamada sıkça karşılaşılan ve geçmişteki yasal faaliyetlerin sonradan suç delili olarak değerlendirildiği yargılamalar açısından bu karar oldukça kritik bir emsal teşkil etmektedir. Karar, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin altını kuvvetle çizerek, ceza normlarının sanık aleyhine öngörülemez şekilde genişletici bir yoruma tabi tutulamayacağını kesin bir dille hükme bağlamıştır. Mahkemelerin, sanığın terör örgütü hiyerarşisine bilerek ve isteyerek dâhil olduğunu, ilgili dönemdeki konumunu ve kastını açıkça gerekçelendirmeleri gerektiği belirtilmiş, aksi uygulamanın çok ciddi temel hak ihlallerine yol açacağı netleşmiştir. Bu yönüyle karar, alt derece mahkemeleri için delil değerlendirme ve illiyet bağı kurma standartlarını yükselten ve kanunilik ilkesini koruyan yol gösterici bir içtihat niteliğindedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Osman Büyükberber, kapatılan özel bir eğitim kurumunda müdür olarak görev yapmaktayken FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olduğu iddiasıyla hakkında ceza soruşturması başlatılmıştır. İddianamede, gizli tanık beyanları, şüphelinin Bank Asya'daki hesap hareketleri ve örgütle iltisaklı kurumlarda çalışması gibi hususlar suçlamaya dayanak yapılmıştır. Yapılan yargılama sonucunda Ağır Ceza Mahkemesi, gizli tanığı başvurucunun ve avukatının yokluğunda celse arasında dinlemiş ve başvurucuyu silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hapis cezasına çarptırmıştır. İstinaf ve temyiz aşamalarından geçerek kesinleşen bu kararın ardından başvurucu; yasal olarak faaliyet gösteren bir kurumda çalışmasının ve suç oluşturmayan diğer eylemlerinin cezalandırılmaya gerekçe yapılamayacağını, ayrıca aleyhine ifade veren gizli tanığı sorgulama imkânından mahrum bırakıldığını belirterek temel haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi bu başvuruyu karara bağlarken, Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı ile 38. maddesinde koruma altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesini temel almıştır. Adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biri olan tanık sorgulama hakkı, sanığa aleyhindeki tanık beyanlarının doğruluğunu sınama ve çelişmeli yargılama ilkesi gereği savunmasını etkin bir şekilde yapma imkânı sunar. Yargılama sürecinde gizli tanık dinlenmesi, örgütlü suçlarla mücadelede istisnai olarak başvurulabilecek bir yöntem olmakla birlikte, bu beyan mahkûmiyetin tek veya belirleyici delili ise sanığa mutlaka dengeleyici güvenceler sağlanması zorunludur. Gizli tanığın duruşmada bulunmaması, savunmanın bu delili test etme olanağını tamamen ortadan kaldırmamalıdır.
Diğer yandan, Anayasa'nın 38. maddesi ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 2 kapsamında düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesi, kişilerin kanunen yasaklanmamış veya yaptırıma bağlanmamış fiillerden dolayı keyfî olarak suçlanmasını kesin olarak engeller. 5237 sayılı Kanun m. 314 uyarınca silahlı terör örgütüne üye olma suçunun oluşabilmesi için kişinin, örgütün yasa dışı niteliğini ve amaçlarını bilerek, bu yapıya katılma ve amaçlarına hizmet etme kastıyla hareket etmesi gerekir. Yargıtay içtihatlarına göre, terör örgütünün gerçek yüzünün kamuoyunca bilinmediği dönemlerde yasal zeminde yürütülen sendika veya dernek üyeliği, yasal kurumlarda öğretmen veya idareci olarak çalışma ya da sıradan bankacılık işlemleri gibi fiiller, kişinin örgütün nihai amacını bildiğini gösteren somut delillerle desteklenmedikçe tek başına suçun sübutu için yeterli kabul edilemez. Yargı mercilerinin, ceza normlarını sanık aleyhine öngörülemez ve keyfî şekilde genişleterek yorumlamaması hukuk devleti ilkesinin vazgeçilmez bir gereğidir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvuruya konu olayda ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet kararına esas aldığı delilleri ve yargılama usulünü titizlikle incelemiştir. Mahkeme, başvurucunun aleyhine ifade veren gizli tanığın, başvurucu ve müdafiinin bulunmadığı bir celsede dinlendiğini, sonrasında sadece yazılı soruların yöneltildiğini ve savunma tarafına tanığı doğrudan sorgulama, güvenilirliğini fiziksel olarak test etme fırsatı tanınmadığını tespit etmiştir. Mahkûmiyet hükmünün belirleyici ölçüde bu gizli tanığın ifadesine dayandırılmasına rağmen, savunma tarafına ses veya görüntü aktarımı gibi dengeleyici bir güvence sağlanmaması, adil yargılanma hakkının açık bir ihlali olarak değerlendirilmiştir.
Suçta ve cezada kanunilik ilkesi yönünden yapılan incelemede ise, başvurucunun örgütle iltisaklı okullarda çalışması ve Bank Asya'daki hesap hareketleri gibi eylemleri ele alınmıştır. İlk derece mahkemesi, başvurucunun bu kurumlarda "örgüt içi tayine tabi" olarak çalıştığını ve örgütün hiyerarşik yapısına dâhil olduğunu iddia etse de, bu durumu destekleyecek somut bir delil veya tanık beyanı ortaya koyamamıştır. Anayasa Mahkemesi, yasal çerçevede faaliyet gösteren bir eğitim kurumunda öğretmen veya müdür olarak çalışmanın tek başına örgütsel bir faaliyet sayılamayacağını vurgulamıştır. Başvurucunun eylemleri gerçekleştirdiği sırada söz konusu yapının bir terör örgütü niteliğini bildiği ve bu bilinçle kasıtlı olarak hareket ettiği, mahkeme kararlarında ilgili ve yeterli gerekçelerle ispatlanamamıştır.
Bu eksikliklere rağmen başvurucu hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi, suçun unsurlarının öngörülemez şekilde genişletilmesi anlamına gelmektedir. Başvurucunun cezai yönden sorumluluk doğuracağını makul olarak öngöremeyeceği yasal fiilleri nedeniyle sonradan cezalandırılması hukuka aykırı bulunmuştur.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkı ile suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.