Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 4. HD | 2016/12806 E. | 2019/518 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 4. HD 2016/12806 E. 2019/518 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 4. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/12806
Karar No 2019/518
Karar Tarihi 06.02.2019
Dava Türü Maddi ve Manevi Tazminat
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Hak arama özgürlüğü mutlak ve sınırsız değildir.
  • Şikayet hakkı olağan şüpheye dayanılarak kullanılabilir.
  • Şikayetin haklılığı için kesin delil şartı aranmaz.
  • Kişilik hakları ile hak arama özgürlüğü dengelenmelidir.

Bu karar, iş hayatında ve günlük yaşamda sıklıkla karşılaşılan şikayet hakkının kullanımı ile kişilik haklarının ihlali iddiaları arasındaki hukuki ince çizgiyi net bir biçimde ortaya koyması bakımından büyük bir önem taşımaktadır. Yargıtay, bir kişinin adli veya idari makamlara şikayet edilmesinin doğrudan haksız fiil, kişilik haklarına saldırı veya psikolojik taciz olarak nitelendirilemeyeceğini, bu tür eylemlerin kural olarak anayasal teminat altında olan hak arama özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini açıkça vurgulamıştır. Kişilerin hukuki haklarını ararken veya şikayette bulunurken tamamen somut, kesin ve mutlak delillere sahip olması beklenmemektedir; yapılan şikayeti haklı gösterecek zayıf veya dolaylı da olsa bazı emarelerin bulunması yeterli görülmektedir.

Benzer davalardaki emsal etkisi açısından incelendiğinde bu karar, özellikle kamu görevlileri arasındaki amir-memur ilişkilerinde veya özel sektördeki işçi-işveren uyuşmazlıklarında yapılan adli ve idari şikayetlerin doğrudan manevi tazminat davasına konu edilemeyeceğini tescil etmektedir. Uygulamada, hakkında şikayet edilen ve yargılama neticesinde takipsizlik veya beraat kararı alan kişilerin sıklıkla başvurduğu tazminat davası ve haksız şikayet iddialarının, sadece ceza davasından aklanmış olmaya dayandırılamayacağı anlaşılmaktadır. Şikayet eden tarafın olay anında olağan bir kuşkuyla hareket etmesi ve somut bir emareye dayanması, şikayet hakkının hukuka uygun şekilde kullanıldığının kabulü için yeterli bulunmuştur. Mahkemeler, bu tür uyuşmazlıklarda öncelikle şikayetin salt husumet ve zarar verme kastı taşıyan soyut bir isnat olup olmadığını detaylı bir biçimde denetlemekle yükümlüdür.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bir ilçe emniyet müdürlüğünde polis memuru olarak görev yapan davacı, amiri konumundaki davalıların kendisine yönelik haksız tutumlar sergilediğini, nöbet hususunda diğer personelin önünde kendisini haksız yere eleştirerek küçük düşürdüklerini ve amirlerin teşvikiyle diğer polislerin de kendisine kötü davrandığını iddia ederek maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Olayın gelişiminde davacı, amirleriyle yaşadığı tartışma sonrasında yaşananları şahsi olarak bir tutanak altına almış ve belgenin sonuna konuyu doğrulayan ses kayıtlarının elinde mevcut olduğunu yazmıştır. Bunun üzerine amirleri konumundaki davalılar, rızaları dışında gizli ses kaydı alındığı gerekçesiyle davacıyı savcılığa şikayet etmişlerdir. Bu şikayet neticesinde davacının evinde arama yapılmış, veri kartına el konulmuş, davacı hakkında disiplin soruşturması açılarak kıdem durdurma cezası verilmiş ve görev yeri birkaç kez değiştirilerek mağdur edilmiştir. Davacı, bu şikayet silsilesinin ve sonrasındaki tayin süreçlerinin bütünüyle haksız olduğunu, psikolojik iç huzurunun bozulduğunu ileri sürerek zararlarının tazminini talep etmiştir. Davalılar ise savcılığa yaptıkları başvurunun sırf anayasal şikayet hakkının kullanımı kapsamında olduğunu savunarak davanın reddini istemişlerdir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemenin ve Yargıtay'ın bu karmaşık uyuşmazlığı çözerken dayandığı temel hukuki kurallar, Anayasa ile güvence altına alınan hak arama özgürlüğü ve kanunlarla sınırları çizilen kişilik haklarının korunmasına ilişkin temel mevzuat hükümleridir.

Öncelikle, Anayasa m.36 hükmü uyarınca herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güçlü bir anayasal güvenceye bağlanmış olup, kişilerin kendilerine zarar veren veya suç işlediğini düşündükleri kişileri yetkili idari veya adli kurumlara şikayet etmesi, hukuki süreçlerin başlatılmasını talep etmesi en temel demokratik haklardan birisidir.

Bunun tam karşısında ise, Anayasa m.17 ile Türk Medeni Kanunu m.24 ve Türk Medeni Kanunu m.25 hükümleri yer almaktadır. Bu maddeler uyarınca herkesin kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez nitelikteki maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı bulunmaktadır. 818 sayılı Borçlar Kanunu m.49 (ve mevcut Borçlar Kanunu'ndaki güncel yasal karşılıkları) ise, hukuka aykırı olarak kişilik haklarına saldırılan kimsenin uğradığı zararlar karşılığında tazminat talep edebileceğini düzenlemektedir.

Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında benimsenen evrensel hukuk prensiplerine göre, hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının çatıştığı durumlarda hukuk düzeninin bu iki değeri aynı anda mutlak şekilde koruma altına alması düşünülemez. Hak arama özgürlüğü hiçbir surette mutlak ve sınırsız değildir; bir kimse sadece başkasına zarar vermek veya kişiyi huzursuz etmek kastıyla bu hakkı kullanamaz. Ancak bir şikayet hakkının yerinde kullanıldığının kabulü için de, şikayet edilen kişinin kesin surette cezalandırılmasını gerektirecek derecede net kanıtların bulunması şart koşulmamıştır. Şikayeti haklı gösterebilecek zayıf emarelerin varlığı veya olağan kuşku durumunun mevcudiyeti, başkalarının da benzer durumlarda aynı tepkiyi verebileceği hallerde şikayet hakkının hukuka uygun şekilde kullanıldığını kabule yeterlidir. Bu sınır aşıldığında ancak eylemin kişilik haklarına haksız bir saldırı olduğu kabul edilebilir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yerel mahkeme, davanın temelini oluşturan iddiaları değerlendirirken davacının amirleri tarafından gerçekleştirilen eylemleri psikolojik taciz çerçevesinde nitelendirmiştir. Mahkeme, haklı bir neden olmaksızın kişinin en mahrem alanı olan evinde arama yapılmasına, davacının iradesi dışında yer değişikliği ve disiplin cezası almasına sebebiyet verdikleri gerekçesiyle davalıları kusurlu bulmuştur. Toplum nezdindeki saygınlığın zedelendiği ve eylemlerin sistematik şekilde gerçekleştirilerek davacının iç huzurunun bozulduğu belirtilerek maddi ve manevi tazminat talepleri ilk derece mahkemesince kısmen kabul edilmiştir. Ancak Yargıtay ilgili dairesi, davanın özünün teknik anlamda bir mobbing vakası olmaktan ziyade, haksız şikayetten kaynaklanan tazminat istemine dayandığını ve tüm olayların bu perspektiften incelenmesi gerektiğini tespit etmiştir.

Dosya kapsamındaki belgeler, arama kararları, bilirkişi incelemeleri ve ceza soruşturması dosyaları bir bütün olarak değerlendirildiğinde durumun farklı olduğu açıkça ortaya çıkmıştır. Davacının bizzat kendi imzasını taşıyan durum tespit tutanağında konuyu doğrulayan ses kayıtlarının elinde mevcut olduğuna dair açık ve yazılı bir beyanı bulunmaktadır. Davalılar, davacının bizzat tutanakla ortaya koyduğu bu izinsiz ses kaydı alma beyanına istinaden Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunmuşlardır. Daha sonraki ceza yargılamasında beraat kararı verilmiş olması veya bazı konuşmaların gizlice kaydedilmiş olmasına rağmen ana toplantının kaydedildiğine dair yeterli delil bulunamaması, yapılan şikayetin baştan itibaren haksız veya kötü niyetli olduğu anlamına gelmemektedir. Nitekim açılan idari davalarda da, davacıya verilen disiplin cezası onanarak kesinleşmiştir.

Somut olayda davalıların şikayet eylemi, asılsız, tamamen uydurma, kin gütme amacına dayalı veya salt davacıya husumetle zarar verme kastı taşıyan soyut bir iftira niteliğinde değildir. Aksine, olayda davacının bizzat beyan ettiği ses kaydı fiiline dayanan, dolayısıyla yasanın aradığı somut emarelere ve olağan kuşkuya yaslanan son derece makul bir adli başvuru niteliğindedir. Davalıların gerçekleştirdikleri bu şikayet başvurusu anayasal hak arama özgürlüğünün yasal sınırları içerisinde kalmaktadır ve davacının kişilik haklarına yönelik doğrudan bir saldırı veya onur kırıcı ifade barındırmamaktadır. Hak arama hakkının olağan kanıtlarla meşru biçimde kullanılması nedeniyle manevi tazminat sorumluluğu doğması hukuken mümkün görülmemiştir.

Sonuç olarak Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, davalıların şikayet eyleminin anayasal şikayet hakkı kapsamında kaldığı kabul edilerek davanın tümden reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle yerel mahkemenin kısmen kabul kararını davalılar yararına bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: