Anasayfa Karar Bülteni AYM | Hamza Kalkan | BN. 2021/27084

Karar Bülteni

AYM Hamza Kalkan BN. 2021/27084

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/27084
Karar Tarihi 15.10.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Hakkaniyete uygun yargılama somut gerekçe gerektirir.
  • Karar sonucunu değiştirecek iddialar karşılanmalıdır.
  • Delillerle vakıalar arasındaki bağ makul olmalıdır.
  • Aksi ispatlanamayan varsayımlara dayalı hüküm kurulamaz.

Anayasa Mahkemesinin bu önemli kararı, ceza yargılamalarında mahkemelerin mahkûmiyet hükmü kurarken sanığın davanın seyrini değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddialarını ve savunmalarını ne ölçüde dikkate almak zorunda olduğunu bir kez daha güçlü bir şekilde ortaya koymaktadır. Kararda, silahlı terör örgütüne yardım etme suçu kapsamında değerlendirilen tanık beyanları, banka kayıtları ve kurum çalışma geçmişi gibi delillerin tek başına ve şüpheden uzak bir biçimde yeterli sayılamayacağı, sanığın bu delillere karşı geliştirdiği savunmaların gerekçeli kararda ayrıntılı ve açık bir biçimde tartışılması gerektiği ifade edilmektedir. Yargılama sürecinin şeklî olarak tamamlanmış olması adil yargılanma hakkının sağlandığı anlamına gelmemekte, mahkemelerin hakkaniyet boyutunu da tesis etmesi gerekmektedir.

Uygulamada, silahlı terör örgütü üyeliği veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçlamasıyla yürütülen yargılamalarda mahkemelerin zaman zaman yalnızca belirli olgulara odaklanarak şüphelinin lehine olan argümanları ve değişen delil durumlarını karar gerekçelerinde tam olarak karşılamadan hüküm kurdukları görülmektedir. Bu karar, yerel mahkemelerin ve kanun yolu mercilerinin delil değerlendirmesi yaparken keyfîlikten uzak durmaları, Yargıtay içtihatlarında belirlenen ilkesel araştırmaları eksiksiz yerine getirmeleri ve çelişmeli yargılama ilkesine uymaları hususunda bağlayıcı bir emsal teşkil etmektedir. Anayasa Mahkemesi, yargılamanın sonucuna etki edebilecek eksikliklerin adil yargılanma hakkının usul güvencelerini mahkemelerce anlamsız kılamayacağını vurgulaması açısından meslektaşlarımız ve vatandaşlar için kritik bir hukuki referans noktası sunmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Polis memuru olarak görev yapan başvurucu hakkında, Fetullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapılanması üyesi olduğu şüphesiyle ceza davası açılmıştır. Yargılama sürecinde iddia makamı, başvurucunun üniversite döneminde kaldığı yurt, belletmenlik yaptığı döneme ait tanık beyanları, mezuniyeti sonrasında kısa süreli çalıştığı dershane kayıtları, Bank Asya nezdindeki hesap hareketleri, evinde bulunan bazı dijital materyaller (CD/DVD) ve gizli tanık verilerine dayanmıştır.

Yerel mahkeme, başvurucunun örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçunu işlediğine hükmederek kendisine hapis cezası vermiştir. Başvurucu ise aleyhindeki tanıkların mahkeme huzurunda eski ifadelerinden döndüğünü veya suç unsuru taşımayan beyanlarda bulunduğunu, bankacılık işlemlerinin olağan ticari/bireysel faaliyetler kapsamında ve masrafsızlık sebebiyle yapıldığını, geçmişte sigortalı olarak çalıştığı yurdun kanun hükmünde kararname ile kapatılan kurumlardan dahi olmadığını belirterek karara itiraz etmiştir. İstinaf ve temyiz aşamalarında bu lehe delillerin ve itirazların dikkate alınmadan hükmün onanması üzerine başvurucu, savunmalarının mahkemece tartışılmadığını ve hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkına dayanmıştır. Adil yargılanma hakkı, maddi adaleti doğrudan sağlayan bir hak olmaktan ziyade, yargılama sürecinin ve usulünün hakkaniyete uygun olarak yürütülmesini teminat altına alan şeklî güvenceler bütünüdür. Bu kapsamda mahkemeler önünde maddi olayların kanıtlanması veya delillerin değerlendirilmesi kural olarak bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak mahkemelerin değerlendirmeleri açık bir keyfîlik içeriyor ve usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getiriyorsa, bu durum hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlali olarak denetime tabi tutulabilir.

Yüksek Mahkeme değerlendirmelerinde hukuk devleti ve hukuki güvenlik ilkelerine özellikle dikkat çekmiştir. Hukuki güvenlik ilkesi, bireylerin yasal düzenlemelerde devlete güvenebilmesini ve mahkemelerin normları öngörülebilir şekilde yorumlamasını gerektirir. Bir delil ile o delilin ispat aracı olarak kullanıldığı olay arasında kurulan bağ mantık dışı bir çıkarıma dayanıyorsa veya açıkça yanlış olan olgular hükme esas alınıyorsa yargılamanın hakkaniyeti temelden sarsılmış sayılır.

Somut uyuşmazlıkla doğrudan ilgili olarak yerleşik Yargıtay içtihatları prensiplerine göre, silahlı terör örgütüne yardım etme suçlamalarında kişilerin Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtları uyarınca sadece örgüte müzahir kurumlarda çalışmış olmaları tek başına örgütsel bir faaliyet olarak kabul edilemez. Aynı şekilde, örgütle iltisaklı bir bankaya para yatırma eyleminin suç sayılabilmesi için, işlemin mutat bankacılık işlemlerinin ötesinde örgüt liderinin talimatıyla ve örgüte destek kastıyla yapıldığına dair kesin ve inandırıcı deliller bulunması gerekmektedir. Evde ele geçirilen ses veya video kayıtları da örgüt üyeliği veya yardımı suçunun sübutu için tek başına yeterli delil oluşturmamaktadır. Yargılama makamlarının, tüm bu delilleri bir bütün olarak değerlendirip sanığın lehine ve aleyhine olan argümanları tartışarak gerekçeli bir karar sunmaları 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu bağlamında da anayasal bir zorunluluktur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun yargılandığı dava dosyasını ve kanun yolu safahatını ayrıntılı olarak incelediğinde, yerel mahkemenin mahkûmiyet kararına dayanak yaptığı deliller ile başvurucunun bunlara karşı ileri sürdüğü ancak kararda tartışılmayan savunmalar arasında ciddi değerlendirme eksiklikleri tespit etmiştir. Yerel mahkeme, başvurucunun mahkûmiyetini büyük ölçüde; tanıkların eski tarihli soruşturma beyanlarına, başvuranın geçmişte örgütle iltisaklı bir yurtta kısa süreli çalışmış olmasına, Bank Asya kayıtlarına ve evindeki CD/DVD gibi dijital materyallere dayandırmıştır.

Ancak yargılama aşamasında ortaya çıkan ve başvurucu lehine olan oldukça kritik hususların mahkemece göz ardı edildiği anlaşılmıştır. Nitekim aleyhe ifade veren tanık C.T., mahkeme huzurundaki duruşmada soruşturma aşamasındaki beyanından dönmüş ve başvurucunun örgüte gönül verdiğine dair bir şey söylemediğini beyan etmiştir. Başvurucunun çalıştığı dershanenin kapatılan kurumlardan olmadığı bizzat yerel mahkemece UYAP sorgusu ve tutanak ile tespit edilmiştir. Buna rağmen bu lehe hususlar gerekçeli kararda ayrı ve açık olarak tartışılmamıştır.

Daha da önemlisi, istinaf aşamasında dosyaya giren ve başvurucunun aleyhine değerlendirilen SD kart verilerine ilişkin emniyet inceleme raporunun, duruşmada okunarak başvurucuya anlatılmadığı saptanmıştır. Çelişmeli yargılama ilkesinin gereği olarak bu tür bir delilin sanığa bildirilmesi ve savunmasının alınması gerekirken bu usuli güvence atlanmıştır. Yargıtay uygulamalarında sanıkların dijital materyallerdeki şifreli kodlamalarının (örneğin "EA" kodu) mahkûmiyet için tek başına yeterli olmadığı, destekleyici başkaca delillere ihtiyaç duyulduğu açıkça vurgulanmasına rağmen, derece mahkemeleri bu denetimi sağlamamıştır.

Başvurucu ayrıca, bankacılık işlemlerinin örgüt talimatıyla değil masrafsızlık gibi olağan nedenlerle yapıldığını yargılamanın tüm aşamalarında dile getirmiştir. Ne var ki derece mahkemeleri, başvurucunun terör örgütünün amacını benimsediği ve şiddet eğilimlerini bildiğine dair somut olguları ortaya koymaksızın, davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki bu esaslı savunmalara makul bir cevap vermeden mahkûmiyet hükmü tesis etmiştir. Mahkemenin bu eksik ve keyfiliğe açık yaklaşımı, başvurucu açısından adil yargılanma hakkının usule ilişkin güvencelerini tümüyle anlamsız kılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve yeniden yargılama yapılması için başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: