Emsal Karar
"Davacı, 4857 sayılı İş Kanunun 4.maddesinde yer alan açık hüküm nedeni ile taraflar arasındaki akdi ilişkiye İş Kanunu hükümleri uygulanamayacağından, İş Kanununda düzenlenmiş olan tazminatları isteyemezse de, taraflar arasında Borçlar Kanununun 313 ve devamı maddelerinde düzenlenen bir hizmet sözleşmesi söz konusu olduğundan, B.K.nunun 340-345 maddelerine dayanarak makul bir tazminat talebinde bulunabilir."
"Bu emsal karar, İş Kanunu kapsamı dışında kalan çalışanların hak arama hürriyetini güvence altına alarak işçinin elini büyük ölçüde güçlendirmektedir. Mevzuata göre İş Kanunu'nun istisnaları arasında yer alan bir görevde çalışıldığı için bu kanunda tanımlanan spesifik kıdem ve ihbar tazminatı gibi hakların doğrudan talep edilemediği durumlarda, taraflar arasındaki ilişkinin Borçlar Kanunu kapsamında genel bir hizmet sözleşmesi olarak değerlendirileceği hüküm altına alınmıştır. Bu yaklaşım sayesinde, çalışanın haklı fesih veya işyerindeki olumsuz uygulamalar nedeniyle işten ayrılması durumunda tamamen korumasız kalması engellenmekte, Borçlar Kanunu uyarınca makul bir tazminat alabilmesinin yolu açılarak işverenin yalnızca İş Kanunu'na tabi olmamayı öne sürüp tazminat yükümlülüğünden kaçmasının kesin olarak önüne geçilmektedir. ---------"
Av. Hanifi Bayrı
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2014/11415 E. 2014/30462 K.
MAHKEMESİ: Bakırköy 9. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 26/11/2013
NUMARASI: 2013/411-2013/562
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalı şirkette 17.4.2007 tarihinde kabin memuru olarak çalışmaya başladığını, mobbing ve emeklilik süresinin dolması nedeni ile, 29.4.2013 tarihli ihtarname ile davalı şirkete iş akdini feshettiğini bildirdiğini, haklı fesih nedeni ile kıdem tazminatına hak kazanması gerektiğini, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000 TL kıdem tazminatının fesih tarihinden itibaren bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacının iş kanununa tabi taleplerde bulunamayacağını savunarak, davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Dava, Borçlar Kanununun 313. ve devamı maddelerinde düzenlenen hizmet aktinden kaynaklanmakta olup, davacının sözleşme hükümlerine göre haklı olarak feshedildiği anlaşılmaktadır. Davacı, 4857 sayılı İş Kanunun 4.maddesinde yer alan açık hüküm nedeni ile taraflar arasındaki akdi ilişkiye İş Kanunu hükümleri uygulanamayacağından, İş Kanununda düzenlenmiş olan tazminatları isteyemezse de, taraflar arasında Borçlar Kanununun 313 ve devamı maddelerinde düzenlenen bir hizmet sözleşmesi söz konusu olduğundan, B.K.nunun 340-345 maddelerine dayanarak makul bir tazminat talebinde bulunabilir. Mahkemece, Borçlar Kanununun 340-345. maddelerinde düzenlenmiş olan tazminat hakkı yönünden bir değerlendirme yapılarak, hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, yanlış değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açılanan 1. bent gereğince davacının diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. bent gereğince temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 02.10.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.