Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2025/609 E. 2025/2915 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2025/609 |
| Karar No | 2025/2915 |
| Karar Tarihi | 19.03.2025 |
| Dava Türü | Alacak (İhtiyari Arabuluculuk İptali ve İşçilik Alacakları) |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Hukuki dinlenilme hakkı adil yargılanmanın temelidir.
- Duruşmada hazır edilen tanık mutlaka dinlenmelidir.
- İşverenle davası olan işçi tanık olabilir.
- Mahkeme tanık beyanlarını serbestçe takdir eder.
Bu karar hukuken, bir yargılama sırasında tarafların gösterdiği tanıkların mahkemece dinlenmesinin yasal sınırlarını ve adil yargılanma hakkının en ayrılmaz bir parçası olan hukuki dinlenilme hakkının işleyişini açıkça ortaya koymaktadır. İlk derece mahkemelerinin, davanın çözümünü uzatma veya sürüncemede bırakma amacı taşımayan ve bizzat duruşma salonu kapısında hazır edilen tanıkları, salt davanın esasına katkı sağlamayacağı gibi peşin bir önyargıyla dinlemekten imtina etmesi, usul hukuku kapsamında çok açık bir hak ihlali olarak değerlendirilmiştir. Özellikle iş hukuku yargılamalarında, işçilik alacaklarının, fesih süreçlerinin ve mobbing iddialarının ispatı bakımından tanık beyanlarının mahkemece peşinen reddedilemeyeceği, aksine serbestçe takdir edilerek maddi gerçeğe ulaşılması gerektiği güçlü bir biçimde vurgulanmıştır.
Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi ve uygulamadaki hukuki önemi oldukça büyüktür. İş mahkemeleri uygulamasında sıklıkla karşılaşılan, işverenle husumeti bulunan veya kendi davası sürmekte olan işçilerin tarafsız olamayacağı gerekçesiyle tanıklık yapamayacağı yönündeki hatalı genel kanı, bu kararla net bir şekilde bertaraf edilmiştir. Yargıtay, husumetli tanık beyanlarının kategorik olarak reddedilemeyeceğini, mahkemenin öncelikle bu beyanları dinlemesi ve sonrasında vicdani kanaatiyle serbestçe değerlendirmesi gerektiğini belirterek, tanık dinleme sınırlandırmasının ancak kanunun aradığı kısıtlı şartlar altında uygulanabileceğini içtihat altına almıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi ile davalı işveren arasında, iş sözleşmesinin EYT (Emeklilikte Yaşa Takılanlar) kapsamında sona ermesi sürecinde yaşanan hukuki ihtilaflar nedeniyle dava açılmıştır. Davacı işçi, işverenin EYT kapsamında emekliliğe hak kazananlarla çalışmak istemediğini, sistematik bir baskı neticesinde kendisini emeklilik dilekçesi imzalamaya mecbur bıraktığını ve ihtiyari arabuluculuk sürecinde iradesinin bilerek sakatlandığını iddia etmiştir.
Bununla birlikte, iş sözleşmesi sonlandırılan belirli bir işçi grubuna işverence ek menfaatler sağlanırken, kendisinin de dahil olduğu bir gruba bu menfaatlerin verilmemesinin eşit işlem borcuna ve işyeri uygulamalarına aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Davacı taraf, ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının irade fesadı nedeniyle iptalini, ödenmeyen ek menfaatlerin tahsilini ve eksik hesaplandığı iddia edilen kıdem ile ihbar tazminatı farklarının ödenmesini talep etmiştir. Mahkemenin davacı tanıklarını usule aykırı şekilde eksik dinleyerek davayı reddetmesi üzerine ihtilaf temyiz merciine taşınmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı temel hukuk kurallarının başında, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 6 ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkı gelmektedir. Adil yargılanma hakkının usul hukukumuzdaki en büyük yansımalarından biri olan hukuki dinlenilme hakkı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 27 hükmünde açıkça düzenlenmiştir. Bu kanun maddesi uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak iddia, savunma, açıklama yapma ve ispat hakkını da kapsayan geniş bir dinlenilme hakkına sahiptir. Silahların eşitliği ilkesi gereğince her iki tarafın da yargılama boyunca eşit şekilde delil sunma ve tanık dinletme imkanına sahip olması, yargılamanın adil bir şekilde yürütülmesinin temel şartıdır.
Yargılama sürecinde tanıkların dinlenmesine ilişkin kısıtlamalar ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 241 kapsamında belirlenmiştir. İlgili kanun maddesi, mahkemenin gösterilen tanıklardan bir kısmının tanıklığı ile ispat edilmek istenen husus hakkında yeter derecede bilgi edinmesi halinde, geri kalan tanıkları dinlememe yetkisi tanısa da, bu kuralın asıl gayesi davayı gereksiz yere uzatma niyetiyle hareket eden tarafın kötü niyetli usulü çabalarını önlemektir. Kanun ve yerleşik Yargıtay içtihatları ışığında, usul hukukumuzda işverenle husumeti veya derdest davası bulunan bir işçinin tanık olarak dinlenmesine hukuki bir engel bulunmamaktadır. Hakim, tanıkların beyanlarına peşinen itibar etmeme yoluna gidemez; delilleri bütünüyle toplayıp serbestçe takdir ederek maddi gerçeği aydınlatmakla yükümlüdür.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut uyuşmazlıkta, davacı vekili tarafından sunulan delil listesinde tam on adet tanık ismi bildirilmiş olmasına rağmen, ilk derece mahkemesince bu tanıklardan sadece ikisi dinlenerek yargılama tamamlanmıştır. Mahkeme, dinlenmeyen diğer tanıkların işverenle seri davalar kapsamında husumetli olmasını, kendi davalarının bulunmasını ve dinlenen iki tanığın beyanlarının iddia ve savunmalar için yeterli bilgi verdiğini gerekçe göstererek tanık dinletme talebini reddetmiştir.
Yargıtay tarafından yapılan temyiz incelemesinde, duruşma salonu kapısında bizzat hazır edilen tanıkların dinlenilmemesinin hukuka aykırı olduğu saptanmıştır. Hazır edilen tanıkların dinlenmesi talebinin, davayı uzatma veya sürüncemede bırakma amacı taşımadığı açık iken, mahkemenin 6100 sayılı Kanun m. 241 hükmünü gerekçe göstererek bu talebi usulden reddetmesi adil yargılanma hakkının açık bir ihlali olarak görülmüştür. Ayrıca Yargıtay, işçilik alacaklarına ve yasal haklarına kavuşmak isteyen bir işçinin kendi davasını uzatmaya yönelik bir kastının olamayacağını, dinlenen tanıklar davacı lehine beyanda bulunmasına rağmen iddiaların ispatlanamadığı yönünde hüküm kurulmasının yaman bir çelişki barındırdığını tespit etmiştir. Mahkemece, maddi vakıalar hakkında tam ve yeterli bir kanaate varılıncaya kadar gösterilen diğer tanıkların da mutlaka dinlenmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Bununla birlikte, usul hukukumuzda işverenle davası veya husumeti bulunan bir kişinin tanık olarak bilgisine başvurulamayacağı yönünde hiçbir emredici norm bulunmadığı kararda bilhassa ifade edilmiştir. Hakimin tanık ifadeleriyle mutlak surette bağlı olmadığı ve bu ifadeleri diğer delillerle birlikte serbestçe takdir etme yetkisine sahip olduğu hatırlatılarak, tarafların ispat vasıtalarının peşinen kısıtlanması hukuki dinlenilme hakkına aykırı bulunmuştur.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, tarafların ispat ve hukuki dinlenilme hakkının ihlal edilmesi ile hazır edilen tanıkların usule aykırı şekilde dinlenmemesi gerekçeleriyle bölge adliye mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.