Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2025/580 E. 2025/2886 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2025/580 |
| Karar No | 2025/2886 |
| Karar Tarihi | 19.03.2025 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Hukuki dinlenilme hakkı adil yargılanmanın temelidir.
- Tanıkların kısıtlanması ispat hakkının ihlali sayılır.
- İşverene dava açan işçi tanık olarak dinlenebilir.
- Davayı uzatma amacı yoksa tanık reddedilemez.
Bu karar, iş yargılamasında tarafların ispat hakkının ve hukuki dinlenilme hakkının sınırlarını çok net bir şekilde çizmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Mahkemelerin, yargılamayı uzatma amacı taşımayan ve özellikle duruşma salonu kapısında hazır edilen tanıkları dinlemekten salt varsayımlarla kaçınması, anayasal adil yargılanma hakkının açık bir ihlali olarak kabul edilmiştir. Yargıtay, usul kanunumuzdaki tanıkların bir kısmının dinlenmesiyle yetinilebileceğine dair kuralın, hâkim tarafından iddiaların ispatını engelleyecek keyfi bir sınırlandırma aracı olarak kullanılamayacağını vurgulamıştır.
Uygulamada sıkça karşılaşılan "işverene karşı davası olan işçinin tanıklığına itibar edilmemesi" veya "aynı nitelikte seri davası olan kişilerin şahitliğinin reddedilmesi" gibi hatalı yaklaşımlar bu kararla kesin bir dille bertaraf edilmiştir. Yargıtay, usul hukukumuzda davalı ile husumeti bulunan bir kişinin tanık olarak dinlenmesine engel hiçbir yasal hüküm bulunmadığının altını çizmiş, tanık beyanlarının inandırıcılığını takdir etme yetkisinin hâkime ait olduğunu ancak bu durumun tanığı baştan dinlememe gerekçesi yapılamayacağını belirtmiştir. Bu içtihat, arabuluculuk tutanaklarının irade fesadı iddiasıyla iptali davalarında veya mobbing gibi ispatı zor iddialarda işçi tarafına geniş bir hareket alanı sağlamakta ve ilk derece mahkemelerinin delil toplama yükümlülüğünü çok daha sıkı bir çerçeveye oturtmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, işverenin kamuoyunda EYT olarak bilinen düzenleme kapsamında emekliliğe hak kazanan personelle artık çalışmak istemediğini, bu doğrultuda işyerinde uygulanan psikolojik baskı ve yönlendirmelerle kendisinin emeklilik dilekçesi vermeye zorlandığını iddia ederek dava açmıştır. İşten ayrılış süreciyle bağlantılı olarak taraflar arasında yürütülen ihtiyari arabuluculuk sürecinin de usulüne uygun olmadığını, iradesinin fesada uğratıldığını ileri sürmüştür. Ayrıca davacı, iş sözleşmesi sonlandırılan diğer bazı işçilere ödenen ek menfaatlerin kendisine ödenmemesinin işverenin eşit davranma borcuna aykırı olduğunu iddia ederek, söz konusu arabuluculuk anlaşma tutanağının iptali ile ek menfaat, kıdem ve ihbar tazminatı farklarının tahsilini talep etmiştir. Davalı işveren ise sürecin tamamen hukuka uygun işlediğini, anlaşma belgesinin geçerli olduğunu ve davacıya gerekli ödemelerin yapıldığını savunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay, uyuşmazlığı çözerken anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkı ve temel usul hukuku kuralları üzerinde durmuştur. Öncelikli olarak, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının en önemli unsurunun hukuki dinlenilme hakkı olduğu belirtilmiştir.
Bu kapsamda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.27 uyarınca, davanın taraflarının iddia, savunma ve ispat hakkına tam anlamıyla sahip olduğu vurgulanmıştır. Yargılamada silahların eşitliği ilkesi gereğince her iki tarafın eşit şekilde delil sunma ve delillerini tartışma imkânı bulunmalıdır.
İlk Derece Mahkemesinin tanıkların büyük bir kısmını dinlemekten vazgeçmesine dayanak gösterdiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.241 hükmü, aslında yargılamayı uzatma amacı taşıyan kötüniyetli çabaları önlemek için getirilmiş istisnai bir kuraldır. Yargıtay, bu maddenin uygulanabilmesi için mahkemenin dinlenen kısıtlı sayıdaki tanık beyanından uyuşmazlık konusunda kesin ve yeterli bir kanaate varmış olması gerektiğini, aksi hâlde duruşmada hazır edilen tanıkların dinlenmemesinin usule aykırı olacağını belirtmiştir. Ayrıca, işverene karşı kendi davası olan işçilerin tanık olarak dinlenemeyeceğine dair usul hukukunda hiçbir yasaklayıcı kural bulunmadığı, takdiri bir delil olan tanık beyanlarının hâkim tarafından dinlenildikten sonra serbestçe değerlendirilmesi gerektiği temel bir hukuk kuralı olarak ortaya konulmuştur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
İlk Derece Mahkemesi, davacının iradesinin fesada uğratılmadığını ve arabuluculuk sürecinin geçerli olduğunu belirterek ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptali talebini ve diğer alacak iddialarını reddetmiştir. Ancak mahkeme bu sonuca varırken, davacı vekili tarafından sunulan on kişilik tanık listesindeki isimlerden sadece ikisini dinlemiştir. Mahkeme, dinlenmeyen diğer tanıkların davalı işverenle husumetli olması, seri davalarda davacı sıfatını taşımaları veya farklı tarihlerde işten ayrılmaları gibi nedenlerle dosyaya yeni bir katkı sağlamayacaklarını varsayarak kalan tanıkları dinlemekten imtina etmiştir.
Yargıtay incelemesinde, taraf vekilinin duruşma salonu dışında hazır ettiklerini tutanağa açıkça geçirdiği tanıkların dinlenmemesinin büyük bir usul hatası olduğu tespit edilmiştir. İşçinin alacaklarına kavuşmak için açtığı bir davada, bizzat kapıda beklettiği tanıklarla davayı uzatma amacı taşımadığı son derece açıktır. Kaldı ki, mahkemenin sadece dinlediği iki tanığın beyanıyla davacının iddialarını ispatlayamadığı sonucuna varması, aslında olay hakkında henüz yeterli ve aydınlatıcı bilgi edinilmediğini göstermektedir. Bilgi edinilemediği durumlarda mahkemenin eldeki diğer tanıkları dinlemeye devam etmesi yasal bir zorunluluktur.
Bunun yanı sıra, sırf işverene karşı davası bulunuyor diye bazı kişilerin tanıklığının peşinen reddedilmesi usul hukukuna tamamen aykırı bulunmuştur. Hâkimin tanık ifadeleriyle mutlak surette bağlı olmadığı bilinmekle birlikte, bu kişilerin tecrübe ve bilgilerine hiç başvurmadan beyanlarını peşinen değerlendirme dışı bırakması, davacının hukuki dinlenilme ve anayasal ispat hakkını ağır şekilde ihlal etmiştir. Eksik inceleme ile verilen karar usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, hukuki dinlenilme hakkının kısıtlanması ve eksik inceleme gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermiştir.