Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2025/598 E. 2025/2904 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2025/598 |
| Karar No | 2025/2904 |
| Karar Tarihi | 19.03.2025 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Hukuki dinlenilme hakkı ispat hakkını kapsar.
- Tanıkların dinlenmemesi adil yargılanma hakkını ihlal eder.
- Husumetli işçinin tanıklığı kural olarak geçerlidir.
- Yeterli kanaat oluşmadan tanık dinlemekten vazgeçilemez.
Bu karar, iş hukuku ve medeni usul hukuku bağlamında taraf iddialarının ispatı için gösterilen tanıkların dinlenmesi yükümlülüğünü ve hukuki dinlenilme hakkının sınırlarını son derece net bir biçimde çizmektedir. Mahkemelerin, davayı uzatma amacı taşımayan ve özellikle duruşma salonunda hazır edilen tanıkları, salt usul ekonomisi gerekçesiyle veya işverenle husumetli oldukları varsayımıyla dinlemekten imtina etmesinin, Anayasa ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkının açık bir ihlali olduğu vurgulanmıştır. Yargıtay, bir işçinin veya tanığın sırf işverenle kendi davası bulunmasının, onun tanıklığını peşinen geçersiz kılmayacağını, delilleri takdir hakkının hakimde olduğunu belirterek yerel mahkemelerin uygulamadaki yaygın bir hatasına dikkat çekmiştir.
Benzer işçilik alacakları ve mobbing davalarında bu karar, özellikle seri davalarda ve çok sayıda işçinin etkilendiği toplu işten çıkarma veya emekliliğe sevk (EYT) süreçlerinde, işçinin ispat hakkının kısıtlanamayacağına yönelik çok güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Alt derece mahkemelerinin, belirli sayıda tanık dinledikten sonra usul kanunlarının ilgili maddesine dayanarak diğer tanıkları reddetme pratiğinin, ancak ve ancak davanın aydınlatıldığına dair tam, kesin ve şüpheden uzak bir kanaat oluştuğunda ve açık bir yargılamayı uzatma kastı bulunduğunda işletilebileceği ortaya konmuştur. Bu yenilikçi yaklaşım, işçi lehine ispat süreçlerinin daha adil, dengeli ve şeffaf yürütülmesini güvence altına alarak tüm yargı mercileri için bağlayıcı bir yol haritası sunmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, kamuoyunda EYT (Emeklilikte Yaşa Takılanlar) olarak bilinen yasal düzenleme kapsamında emekliliğe hak kazanmıştır. Ancak iddiaya göre davalı işveren, bu durumdaki işçilerle çalışmaya devam etmek istememiş ve işçilerden hizmet dökümlerini sisteme yüklemelerini kısa mesaj yoluyla talep etmiştir. İşveren yetkililerinin emekliliği gelenlerle çalışılmayacağını defalarca dile getirmesi üzerine, insan kaynakları birimine yönlendirilen davacı, emeklilik nedeniyle işten ayrılma dilekçesini imzalamak zorunda bırakılmıştır.
İşçi, işten ayrılış sürecinde önüne konulan ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının sistematik baskı ve psikolojik taciz (mobbing) altında imzalatıldığını, dolayısıyla iradesinin fesada uğratıldığını ileri sürmüştür. Bununla birlikte, aynı dönemde işten çıkarılan ve arabuluculuk süreci yürütülen bazı işçilere beş, yedi veya dokuz aylık ücret tutarında ek maddi menfaatler sağlandığı halde kendisine bu fazladan ödemenin yapılmamasının işyeri uygulamalarına ve eşit davranma borcuna açıkça aykırı olduğunu belirtmiştir. Davacı bu nedenlerle, iradesi sakatlanarak imzalanan arabuluculuk tutanağının iptalini, eksik ödenen kıdem ve ihbar tazminatları ile ayrımcılık yapılarak verilmeyen ek menfaat alacağının işverenden tahsil edilmesini talep etmiştir. Davalı işveren ise sürecin tamamen hukuka uygun yürütüldüğünü, arabuluculukta anlaşılan hususlarda dava açılamayacağını ve ek menfaatin bir işyeri uygulaması olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, uyuşmazlığı çözerken anayasal güvencelere ve medeni usul hukukuna dair temel evrensel kuralları dikkate almıştır. Uyuşmazlığın merkezinde yer alan en temel dayanak, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.6 kapsamında koruma altına alınan adil yargılanma hakkıdır. Bu evrensel hakkın medeni usul hukukumuzdaki doğrudan karşılığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.27 hükmünde düzenlenen "hukuki dinlenilme hakkı"dır. Bu hak, davanın taraflarının yargılama süresince iddia ve savunmalarını mahkeme önünde özgürce ileri sürme, beyanda bulunma, açıklama yapma ve iddialarını ispat etme hakkını güvence altına almaktadır. Yargılamada "silahların eşitliği" ilkesi gereğince her iki tarafın eşit delil sunma ve mahkeme önünde eşit haklara sahip olma imkanı esastır.
Kararda, ispat aracı olarak tanıkların dinlenmesi konusundaki usul kuralları derinlemesine irdelenmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.241, hakime, gösterilen tanıklardan bir kısmının dinlenilmesiyle uyuşmazlık konusu hakkında yeterli bilgi edinilmesi halinde, geri kalan tanıkları dinlemekten vazgeçme kararı verme yetkisi tanımaktadır. Ancak yasa koyucunun bu düzenlemedeki temel amacı, bir tarafın sırf davayı uzatmak veya mahkemeyi gereksiz yere meşgul etmek niyetiyle hareket etmesini engellemektir. Bu istisnai yetkinin kullanılabilmesi, mahkemenin ispat konusunda tam ve vicdani bir kanaate varması şartına sıkı sıkıya bağlanmıştır. Aksi bir durumda, sırf taraf sayısının çokluğu, seri davaların yoğunluğu veya tanıkların mevcut konumları bahane edilerek davanın taraflarının ispat hakkı kısıtlanamaz. İş hukuku yargılamasında tanık beyanları takdiri bir delil niteliği taşısa da, hakimin bu beyanları serbestçe değerlendirme yetkisini kullanabilmesi için öncelikle gösterilen tanıkları usulüne uygun şekilde dinlemesi kanuni bir zorunluluktur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından yapılan kapsamlı incelemede, ilk derece mahkemesinin yargılama süreci ve tanık dinleme usulü ciddi hukuki eksiklikler barındırdığı gerekçesiyle eleştirilmiştir. Davacı tarafın ispat listesinde on adet tanık bildirmesine ve isimlerini açıkça belirtmesine rağmen, mahkemenin sadece iki tanığı dinleyerek yargılamayı sonlandırdığı, diğer tanıkları ise dinlemekten imtina ettiği tespit edilmiştir. Mahkeme, geri kalan tanıkları dinlememe gerekçesi olarak; bir kısım tanığın davalı işveren ile aralarında benzer nitelikte husumet bulunmasını ve kendi davalarının olmasını, bir kısmının EYT kapsamında aynı dönemde işten ayrılmasını ve davanın esasına katkı sağlamayacaklarını göstermiştir.
Ancak Yargıtay, 6100 sayılı Kanun m.241 uyarınca mahkemenin tanık dinlemekten vazgeçebilmesi için, dinlenen kısıtlı sayıdaki tanık beyanlarıyla iddianın ispatlandığına veya ispatlanamadığına dair kesin, net ve şüpheden uzak bir bilginin edinilmiş olması gerektiğinin altını önemle çizmiştir. Somut dosyada, dinlenen iki davacı tanığının işçi lehine beyanda bulunmasına rağmen, mahkemenin iddiaların ispatlanmadığı yönünde karar vermesi, kendi içinde açık bir çelişki yaratmış ve mahkemenin aslında yeterli bilgiye tam olarak ulaşmadığını kanıtlamıştır. Üstelik tutanaklara yansıdığı üzere, duruşma salonu kapısında bizzat hazır edilen tanıkların dinlenmemesi, işçinin davayı uzatma gibi bir amacının bulunmadığını tartışmasız bir şekilde ortaya koymaktadır.
Bununla birlikte yüksek mahkeme, usul hukukumuzda işverenle kendi davası bulunan ve husumetli olarak nitelendirilen bir işçinin tanık olarak dinlenemeyeceğine dair hiçbir yasal kısıtlama veya engel bulunmadığını açıkça vurgulamıştır. Takdiri bir delil olan tanık beyanının inandırıcılığı, tanığın doğru söyleyip söylemediği ve olaya katkısı tamamen hakimin serbest değerlendirmesine tabidir; bu nedenle peşin bir ön yargıyla tanığın dinlenmekten reddedilmesi açık bir ispat hakkı ihlali olarak kabul edilmiştir.
Öte yandan, davacının fark kıdem tazminatı talebi yönünden de teknik bir usul hatası tespit edilmiştir. Mahkemenin, geçerli bir arabuluculuk anlaşma belgesi bulunması halinde davanın esastan reddine karar vermesi gerekirken, üzerinde anlaşılan hususlarda dava açılamayacağı gerekçesiyle dava şartı yokluğundan usulden ret kararı vermesi hatalı bulunmuştur. Ancak temyiz edenin sıfatı dikkate alınarak bu husus tek başına bozma nedeni yapılmamıştır. Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, hukuki dinlenilme hakkının ihlal edilmesi nedeniyle İlk Derece Mahkemesi kararını ortadan kaldıran Bölge Adliye Mahkemesi kararını kaldırmış ve kararı bozmuştur.