Karar Bülteni
AYM Sermin Demirdağ BN. 2022/65935
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/65935 |
| Karar Tarihi | 12.03.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- İfade özgürlüğü mahpuslar için de geçerlidir.
- Disiplin cezasında eylemin faili kesinleşmelidir.
- Gerekçesiz cezalar ifade özgürlüğünü ihlal eder.
- Soyut güvenlik kaygısıyla keyfî ceza verilemez.
Anayasa Mahkemesinin bu kararı, ifade özgürlüğünün yalnızca sivil hayatta değil, ceza infaz kurumlarında da özenle korunması gereken temel bir hak olduğunu hukuken tescillemektedir. Mahkeme, disiplin kurullarının ve itiraz mercilerinin kararlarında şablon gerekçeler kullanılamayacağını, fail ile fiil arasındaki bağın her somut olayda hiçbir şüpheye yer bırakmayacak netlikte ortaya konulması gerektiğini hüküm altına almıştır. Bireysel sorumluluk ilkesi gereği, toplu eylemlerde eyleme iştirak edip etmediği kesin olarak saptanamayan kişilere salt bulundukları ortam nedeniyle disiplin cezası verilmesi hukuka aykırıdır.
Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi ve uygulamadaki önemi son derece belirleyicidir. Özellikle cezaevi yönetimlerinin sırf güvenlik kaygılarıyla koğuş bazlı toplu cezalandırma reflekslerinin önüne geçilmesi açısından bu içtihat bağlayıcı bir nitelik taşımaktadır. İnfaz hâkimlikleri ile ağır ceza mahkemelerinin, savcılık itirazlarını incelerken mahpusların savunma hakkını kısıtlamamaları ve itiraz incelemelerinde usul güvencelerini harfiyen işletmeleri gerektiği net biçimde vurgulanmıştır. Bu yönüyle karar, infaz hukukunda keyfîliği önleyen ve mahpusların ifade özgürlüğü ile adil yargılanma güvencelerini pekiştiren bir mihenk taşı vazifesi görecektir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, Sincan Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucunun, koğuş havalandırmasından terör örgütü lehine atılan sloganlara katıldığı iddiasıyla disiplin cezası almasından kaynaklanmaktadır. Olay günü cezaevi personeli, koğuş koridorundaki pencereden bazı mahpusların slogan attığını tutanak altına almış ve bu tutanağa dayanılarak başvurucuya bir ay süreyle haberleşme ve iletişim araçlarından yoksun bırakma disiplin cezası verilmiştir.
Başvurucu eyleme katılmadığını ve toplu cezalandırma yapıldığını belirterek karara itiraz etmiştir. İnfaz hâkimliği, pencereden yapılan bakışla eylemin failinin net olarak tespit edilemeyeceği gerekçesiyle disiplin cezasını iptal etmiştir. Ancak savcılığın itirazı üzerine ağır ceza mahkemesi, infaz hâkimliğinin kararını hiçbir esasa dair gerekçe sunmadan kaldırarak cezayı kesinleştirmiştir. Başvurucu, işlemediği bir eylemden ötürü cezalandırıldığını ve bu durumun temel haklarını zedelediğini belirterek Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde temel alınan anayasal kural, Anayasa'nın 26. maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğüdür. Yerleşik içtihatlara göre hükümlü ve tutuklular da herkes gibi ifade özgürlüğüne sahiptir; ancak bu hak, ceza infaz kurumunun güvenliği, düzeni ve disiplininin sağlanması amacıyla kanunla sınırlandırılabilir.
Somut olayda uygulanan temel kanun hükmü, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.42'dir. Bu maddenin ikinci fıkrasının (e) bendinde, gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak eylemi karşılığında haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma veya kısıtlama cezası öngörülmüştür. Aynı zamanda, disiplin cezalarının genel prensiplerini düzenleyen 5275 sayılı Kanun m.37 hükmü uyarınca, disiplin cezasının uygulanabilmesi için mahpusun kurumda güvenliği veya düzenli yaşamı bozacak bir eylemi kusurlu olarak gerçekleştirmesi gerekmektedir.
Temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması bağlamında Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ve ölçülülük ilkeleri devreye girmektedir. Bu ilkeler ışığında, mahpusların ifade özgürlüğüne yapılacak her türlü müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması şarttır. Sadece genel güvenlik veya soyut disiplin kaygıları ileri sürülerek, bireyselleştirilmemiş kanıtlara dayanılarak disiplin cezası verilmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Dolayısıyla idari ve yargı mercileri, eylemin sübutu konusunda şüpheleri gidermek ve somut deliller üzerinden gerekçelendirme yapmak zorundadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğunu titizlikle incelemiştir. Başvurucu, başından itibaren disiplin cezasına konu edilen slogan atma eylemine hiçbir şekilde iştirak etmediğini, infaz koruma memurlarının sadece dışarıdaki pencereden bakarak tutanak tuttuğunu ve somut tespit yapılmadan toplu bir cezalandırma yoluna gidildiğini ısrarla savunmuştur.
İlk derece mahkemesi konumundaki infaz hâkimliği, başvurucunun bu haklı savunmasını dikkate alarak dışarıdaki pencereden yapılan yüzeysel bir kontrolle kimin slogan atıp kimin atmadığının tam olarak tespit edilemeyeceğini vurgulamış ve disiplin cezasının iptaline karar vermiştir. Ne var ki itiraz mercii olan ağır ceza mahkemesi, Cumhuriyet savcısının itirazını yalnızca "itirazın kabulüne" şeklindeki matbu bir ifadeyle kabul etmiş, infaz hâkimliği kararının neden hukuka aykırı olduğunu ve başvurucunun slogan atma eylemini bizzat gerçekleştirdiğine dair hangi somut delillerin bulunduğunu hiçbir şekilde tartışmamıştır.
Bununla birlikte, itiraz merciinin kararını verirken başvurucunun savcılık itirazına karşı sunduğu cevap dilekçesinin dosyaya girmesini beklememesi, usul güvencelerinin zedelenmesi anlamına gelmektedir. Ağır ceza mahkemesi tarafından başvurucunun eylemi bizzat gerçekleştirip gerçekleştirmediği ilgili ve yeterli bir gerekçeyle ortaya konulamadığından, söz konusu disiplin cezasının zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelmediği ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olmadığı açıkça tespit edilmiştir. Gerekçesiz ve somut delilden yoksun cezalandırmalar ifade özgürlüğünün özünü ihlal etmektedir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.