Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2024/1720 E. 2024/4102 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2024/1720 |
| Karar No | 2024/4102 |
| Karar Tarihi | 04.03.2024 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- İmzalı ücret bordrosu sahteliği kanıtlanana kadar kesin delildir.
- Husumetli tanık beyanı tek başına ispata yeterli değildir.
- Banka ödeme kayıtları alacak hesaplamalarında mutlak incelenmelidir.
- İhtirazi kayıtsız bordronun aksi ancak yazılı delille ispatlanır.
Bu karar, iş hukuku pratiğinde sıklıkla karşılaşılan fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil ücreti alacaklarının ispat kurallarını netleştirmesi bakımından hukuken büyük önem taşımaktadır. Yargıtay, işçi ve işveren arasındaki uyuşmazlıklarda ispat yükünün kime düştüğünü detaylandırmakta ve özellikle imzalı ücret bordrolarının hukuki niteliğine dikkat çekmektedir. Kararda, imzalı bir bordronun sahteliği ispat edilmediği sürece kesin delil niteliği taşıdığı ve bordroda görünen alacakların ödendiğinin yasal bir karine olarak kabul edilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. İşçinin, ihtirazi kayıt koymadan imzaladığı bu bordronun aksini iddia edebilmesi için ancak geçerli yazılı bir belge sunması gerektiği altı çizilerek ifade edilmiştir.
Emsal etkisi yönünden değerlendirildiğinde, bu içtihat hem mahkemeler hem de taraf vekilleri için yol gösterici bir kılavuz mahiyetindedir. İşveren ile arasında husumet bulunan, yani işverene karşı kendi alacak davasını açmış tanıkların beyanlarına her zaman ihtiyatla yaklaşılması gerektiği ilkesi pekiştirilmiştir. Salt davacı ile menfaat birliği içinde olan tanık ifadeleriyle sonuca gidilemeyeceği, bu beyanların mutlaka tarafsız diğer belgelerle desteklenmesi gerektiği kurala bağlanmıştır. Ayrıca, ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapıldığı durumlarda banka kayıtlarının mahkemelerce titizlikle celp edilerek incelenmesi zorunluluğu ortaya konmuş olup, eksik inceleme ile karar verilmesinin net bir bozma sebebi sayılacağı yargı camiasına bir kez daha hatırlatılmıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bir restoranda uzun yıllar boyunca döner ustası olarak görev yapan işçi, haklı bir neden olmadan işten çıkarıldığını belirterek işverene karşı alacak davası açmıştır. İşçi, çalışma süresi boyunca dini ve milli bayramlar dahil olmak üzere haftanın yedi günü hiç izin yapmadan çalıştığını, ancak ne fazla mesai ücretlerinin ne de hak ettiği diğer işçilik alacaklarının kendisine tam olarak ödendiğini iddia etmiştir. Ayrıca işyerinde işverenin yakınları tarafından sürekli olarak psikolojik tacize ve sinkaflı hakaretlere maruz kaldığını ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla çalışma, hafta tatili, asgari geçim indirimi ile ulusal bayram ve genel tatil alacaklarının ödenmesini talep etmiştir. İşveren tarafı ise işçinin işi kendi rızasıyla bıraktığını, istifa dilekçesi verdiğini, dolayısıyla tazminat hakkı olmadığını, fazla mesai veya hafta tatili alacağının bulunmadığını, yapılan tüm hak edişlerin banka ve bordro kayıtlarıyla hukuka uygun biçimde ödendiğini savunarak davanın tümden reddedilmesini istemiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, uyuşmazlığın çözümünde ispat hukuku ve işçi alacaklarının değerlendirilmesine dair yerleşik içtihat prensiplerine dayanmıştır. Özellikle 4857 sayılı İş Kanunu m.41 kapsamında düzenlenen fazla çalışma alacaklarının ispat yükü doğrudan işçiye aittir. İşçinin kendi imzasını taşıyan ücret bordroları, aksine açık bir ihtirazi kayıt (çekince) içermiyorsa, sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Yani ihtirazi kayıt bulunmayan imzalı bordroların aksini iddia eden işçinin, bu iddiasını mutlak surette geçerli yazılı bir delille kanıtlaması hukuki bir zorunluluktur.
Ayrıca, yargılama sürecinde tanık beyanlarının değerlendirilmesi noktasında da kesin bir hukuki sınır çizilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.369 ve temel delil kuralları gereği, işverene karşı kendi davaları bulunan ve davacı işçi ile organik bir menfaat birliği içinde olan husumetli tanıkların beyanlarına itibar edilmesi için destekleyici yan delillere ihtiyaç duyulur. Bu beyanlar; resmî iş müfettişi raporları, tarafsız tanık anlatımları, işyeri giriş çıkış logları veya kesinleşmiş emsal kararlar ile somut şekilde desteklenmedikçe tek başına mahkeme hükmüne esas alınamaz.
Diğer yandan, Asgari Geçim İndirimi (AGİ) alacağı bağlamında, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu m.32 referans gösterilerek, AGİ uygulamasının ücretin içindeki vergi yükünün bir kısmının bireyin veya ailesinin asgari geçim düzeyi düşünülerek devlet tarafından vergi dışı bırakılması işlemi olduğu hatırlatılmıştır. Gerek AGİ ödemeleri gerekse ücret ödemelerinin banka aracılığıyla yapıldığı durumlarda, maddi gerçeğin eksiksiz olarak ortaya çıkması için mahkemelerin banka hesap dökümlerini resen getirtip denetleme yükümlülüğü olduğu vurgulanmıştır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından yapılan derinlemesine incelemede, ilk derece ve bölge adliye mahkemesinin kararında delillerin toplanması ve değerlendirilmesinde önemli eksiklikler olduğu tespit edilmiştir. Yerel mahkeme, davacının iddia ettiği fazla mesai, hafta tatili ve genel tatil ücreti gibi alacakları yönünden, imza ve tahakkuk bulunan bordrolardaki tutarları yasal olarak mahsup etmesine rağmen, imzasız bordrolarda yer alan tahakkukları banka kayıtlarını celp etmeden hesaba dâhil etmemiş veya bu kalemler üzerinden mahsup işlemi gerçekleştirmemiştir.
İşveren tarafı ise yargılama aşamasında, işçilerin ücretlerinin ve avans niteliğindeki günlük ödemelerin doğrudan banka hesaplarına yatırıldığını savunarak temel delil olarak bu kayıtlara dayanmıştır. Buna karşın, yerel mahkemece söz konusu banka hesap hareketleri ilgili kurumlardan getirtilmeden, salt mevcut bilirkişi incelemesi üzerinden eksik bir karar verilmiştir. Yargıtay, işverenin ödeme yaptığına dair iddiasının aydınlatılması ve alacak iddialarının netleşmesi adına banka kayıtlarının dosya içinde hayati bir önem taşıdığını belirtmiştir. Dosyada ilgili banka ödeme dökümlerinin tam olarak bulunmaması, açık bir eksik inceleme olarak kabul edilmiştir.
Asgari geçim indirimi alacağı yönünden de işçinin belli bir döneme kadar ödemelerini aldığı kabul edilmişse de, sonraki dönemler için doğrudan alacak hesabı yapılarak hüküm kurulmuştur. Banka kayıtlarının incelenmemesi durumu bu alacak kalemi açısından da hatalı bulunmuştur. Yüksek mahkeme, davacı işçinin banka hesap hareketlerinin eksiksiz bir biçimde celbedilmesi, işçiye asgari geçim indirimi, fazla mesai, tatil ve bayram ücretleri yönünden fiili bir ödeme yapılıp yapılmadığının bu resmi kayıtlar üzerinden tek tek saptanması gerektiğine kanaat getirmiştir. Eğer banka kayıtlarında işverenin savunduğu gibi bir ödeme tespit edilirse, bu ödenen miktarların hesaplanan toplam alacaktan mutlaka mahsup edildikten sonra sonucuna göre nihai kararın verilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, eksik inceleme ve yetersiz delil değerlendirmesi sebebiyle bölge adliye mahkemesi kararını ortadan kaldırarak kararı bozmuştur.