Karar Bülteni
AYM Armağan Coşkun ve Erdoğan Coşkun BN. 2020/26755
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/26755 |
| Karar Tarihi | 03.12.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- İrtifak hakkı kamulaştırmalarında taşınmazın gerçek karşılığı ödenmelidir.
- Bilirkişi raporundan ayrılınması makul ve yeterli gerekçelendirilmelidir.
- Eksik ödenen kamulaştırma bedeli mülkiyet hakkını ihlal eder.
- Yargı kararlarında değer azalış oranları somut temellendirilmelidir.
- Mülkiyetin korunmasında usuli güvenceler titizlikle işletilmelidir.
Bu karar, idari irtifak kurulması yoluyla yapılan kamulaştırma işlemlerinde taşınmaz malikine ödenecek bedelin tespit yöntemine ilişkin son derece kritik ve önemli anayasal güvenceler barındırmaktadır. Anayasa Mahkemesi, kamulaştırma bedelinin Anayasa'da güvence altına alınan "gerçek karşılık" ilkesine uygun olabilmesi için, taşınmazın değerinde meydana gelen azalışın somut, objektif ve teknik verilere dayalı olarak hesaplanması gerektiğini açıkça vurgulamıştır. Yargı mercilerinin, teknik bir uzmanlık konusu olan değer kaybı oranını belirlerken önceki bilirkişi raporlarındaki bilimsel tespitleri çürüten ilgili ve yeterli gerekçeler sunmaksızın afaki oranlar belirlemesi, mülkiyet hakkının usule ilişkin güvencelerini ağır biçimde zedelemektedir. Bu durum, kamu yararı ile bireysel mülkiyet hakkı arasındaki adil dengeyi malik aleyhine bozarak orantısız ve ölçüsüz bir müdahale oluşturmaktadır.
Benzer kamulaştırma ve fiili el atma davalarında bu kararın emsal etkisi oldukça yüksektir. Yargıtay veya ilk derece mahkemelerinin, taşınmazın niteliği, geometrik durumu ve kullanım amacını dikkate alan bilirkişi raporlarını salt soyut kabullerle göz ardı ederek değer azalış oranlarına müdahale etmesinin hukuka aykırılığı net bir şekilde ortaya konulmuştur. Uygulamada, idarelerin veya mahkemelerin yetkin bilirkişi raporlarından ayrılırken mutlaka teknik, bilimsel ve denetlenebilir karşı gerekçeler sunma zorunluluğu pekiştirilmiştir. Karar, aynı zamanda yargılama sırasında vefat eden başvurucuların mirasçılarının makul sürede takibiyle bireysel başvurunun devam edebileceğine ilişkin usuli bir ilkeyi barındırması yönüyle de tüm meslektaşlar için rehber niteliğindedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvuruculara ait İstanbul Silivri'deki tarla niteliğindeki taşınmazın üzerinden enerji nakil hattı geçirilmesi amacıyla TEİAŞ tarafından kamulaştırma işlemi yapılmıştır. Taşınmazın bir kısmına pilon (direk) dikilmiş, bir kısmında ise daimî irtifak hakkı kurulmuştur. Taraflar bedel üzerinde uzlaşamayınca TEİAŞ, bedel tespiti ve tescil davası açmıştır. Yargılama sürecinde alınan ilk bilirkişi raporlarında taşınmazdaki değer azalışı yüzde 1,06 olarak belirlenmiş ve başvuruculara yüklü bir tazminat ödenmesine hükmedilmiştir. Ancak Yargıtay, değer kaybının yüzde 0,05 olması gerektiğini belirterek kararı bozmuştur. Mahkemenin bozma kararına uyarak çok daha düşük bir oran üzerinden tazminatı belirlemesi ve önceden ödenen bedelin faiziyle geri alınmasına hükmetmesi üzerine başvurucular, gerçek bedelin ödenmediğini ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken temel olarak Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı ile 46. maddesinde yer alan kamulaştırma ilkelerine sıkı sıkıya dayanmıştır. Buna göre devletin kamu yararı amacıyla özel mülkiyet hakkına müdahale etmesi, kural olarak 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu çerçevesinde mümkündür. Ancak bu müdahalenin anayasal sınırlar içinde kalabilmesi için taşınmazın gerçek karşılığının peşin ve nakit olarak malike ödenmesi zorunludur.
İdari irtifak kurulmak suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde hedeflenen kamu yararı ile malikin bireysel yararı arasında gözetilmesi gereken adil denge, ancak malike değer kaybını tam olarak karşılayacak tutarda adil bir tazminat ödenmesiyle sağlanabilir. İdari irtifak kurulan hâllerde gerçek karşılık, irtifak kurulması nedeniyle taşınmazın sürüm değerinde meydana gelen azalmayı eksiksiz şekilde karşılayan tutardır.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, taşınmaz bedelinin ve değer kaybının tespiti teknik, bilimsel ve özel uzmanlık gerektiren bir konudur. Hâkim, bilirkişi raporunu serbestçe değerlendirip takdir etme yetkisine sahip olsa da bilimsel veya teknik uzmanlık gerektiren spesifik meselelerde rapordan ayrılırken somut, ilgili ve yeterli gerekçeler sunmak zorundadır. Objektif değer azalışına ilişkin somut tespitlere herhangi bir bilimsel eleştiri getirilmeden, salt soyut kabullerle değer artışının veya azalışının belli bir oranı geçemeyeceğinin kabul edilmesi, taşınmazın gerçek değerinin belirlenmesini ve adil dengenin kurulmasını engellemektedir. Bu şekildeki gerekçesiz ve soyut müdahaleler, mülkiyet hakkının usulden doğan güvencelerini doğrudan ihlal etmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin ölçülülük alt ilkesi bağlamında detaylı bir şekilde değerlendirmiştir. Başvuruculara ait taşınmazda pilon yeri ve irtifak hakkı tesisi nedeniyle açık bir değer kaybı oluştuğu uyuşmazlık konusu değildir ve bu durum tartışmasızdır. İlk derece mahkemesince alınan ilk bilirkişi raporlarında, arazinin üzerinden enerji nakil hattı geçmesi nedeniyle meydana gelen değer azalışı oranı yüzde 1,06 olarak teknik verilere dayalı şekilde hesaplanmıştır. Ancak Yargıtay Dairesi bozma kararında, taşınmazın niteliği, geometrik durumu, yüzölçümü ve enerji nakil hattı güzergâhını salt genel geçer bir gerekçe olarak göstererek bu oranın yüzde 0,05 olması gerektiğini belirtmiştir. Bozma kararı sonrasında ilk derece mahkemesince alınan ek bilirkişi raporlarında da Yargıtayın bu yönlendirmesi doğrudan esas alınarak hesaplama yapılmış ve ilk tespit edilen orandan neden ve hangi bilimsel verilerle dönüldüğüne dair hiçbir teknik veya somut açıklama getirilmemiştir.
Yüksek Mahkeme, bozma kararı öncesindeki bilirkişi heyetlerinin tespit ettiği yüksek orandan dönülerek, başvurucular aleyhine olacak şekilde değer kaybı oranının ciddi ölçüde düşürülmesinin hukuki temellerinin, taşınmazın somut özellikleri bağlamında yeterince gerekçelendirilmediğini açıkça tespit etmiştir. İlgili yargısal makamların bilirkişi raporlarındaki bilimsel verilere yönelik somut bir eleştiri getirmeksizin değer azalışı oranını tamamen afaki ve farklı bir şekilde belirlemesi, mülkiyet hakkının korunmasındaki usuli güvencelerin yerine getirilmemesi anlamına gelmektedir.
Bunun yanı sıra, başvuru tarihinden sonra vefat eden başvurucu Erdoğan Coşkun yönünden bireysel başvurunun takibine dair mirasçıları tarafından yasal bir bildirim veya işlem yapılmadığı tespit edilmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu nedenle söz konusu başvurucu yönünden başvurunun işlemden kaldırılmasına hükmetmiştir.
Diğer başvurucu Armağan Coşkun yönünden ise usuli güvencelerin sağlanamaması nedeniyle kamulaştırma bedelinin gerçek değerin çok altında belirlendiği ve başvurucuya orantısız bir külfet yüklendiği kanaatine varılmıştır. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına karar vermiştir.