Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 7. HD | 2015/44340 E. | 2016/7754 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 7. HD 2015/44340 E. 2016/7754 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 7. Hukuk Dairesi
Esas No 2015/44340
Karar No 2016/7754
Karar Tarihi 31.03.2016
Dava Türü İşe İade
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • İşe iade davası süresi fesih bildirimiyle başlar.
  • İşçinin raporlu olması dava açma süresini durdurmaz.
  • Eylemli fesihte süre eylemin gerçekleştiği tarihten işler.
  • Çelişkili işveren işlemleri fesih tarihinde işçi lehine yorumlanır.

Bu karar, işe iade davalarında en sık karşılaşılan usul problemlerinden biri olan bir aylık hak düşürücü sürenin başlangıç anını hukuken netleştirmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. İşverenin iş sözleşmesini feshettiğini iddia ettiği tarih ile işçiye yönelik fiili uygulamalarının birbiriyle çelişmesi durumunda, fesih tarihinin nasıl belirleneceği sorunu çözüme kavuşturulmuştur. Mahkeme, işverenin fesih bildirimini yaptığını savunduğu tarihten sonra bile işçinin kurumsal e-posta, cep telefonu ve araç imkanlarını açık tutmasını ve hatta ilerleyen ay için SGK bildirimi ile maaş ödemesi yapmasını, iş ilişkisinin eylemli olarak devam ettiğinin en büyük kanıtı olarak değerlendirmiştir. Bu durum hukuken, işverenin geçmişe dönük olarak fesih tarihi yaratamayacağı ve işçinin yasal dava açma haklarını kısıtlayamayacağı anlamına gelmektedir.

Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar işverenlerin şekli fesih bildirimlerinden ziyade maddi gerçeğe ve eylemli duruma bakılacağını açıkça ortaya koymaktadır. Uygulamadaki önemi, işçilerin işe iade davalarında süreyi kaçırdıkları gerekçesiyle haksız yere mağdur edilmelerinin önüne geçilmesidir. İşverenler fesih iradelerini net, yazılı ve tereddüde mahal bırakmayacak şekilde işçiye tebliğ etmek zorundadır. Fesih bildirimi yapıldığının iddia edilmesine rağmen işçinin şirket olanaklarından faydalanmaya devam etmesi ve sigorta primlerinin yatırılması, fesih sürecinin henüz tamamlanmadığını gösterir. Yargıtay, işçinin feshin gerçekte uygulandığını anladığı tarihi esas alarak işçi lehine adil bir içtihat geliştirmiş, hak düşürücü sürenin katı uygulanışını eylemli gerçeklikle yumuşatmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bu dava, bir şirkette çalışan işçinin, işverenine karşı haksız yere işten çıkarıldığı gerekçesiyle açtığı işe iade davasıdır. Olayın hikayesine bakıldığında, işçi şirket tarafından kendisine tahsis edilen cep telefonu hattının kapatıldığını, kurumsal e-posta şifresinin değiştirildiğini ve kullandığı aracın yakıt tanıma sisteminin iptal edildiğini belirterek kendisine mobbing uygulandığını iddia etmiştir. İşçi, önce raporlu olduğu bir dönemde işten çıkarıldığını, daha sonra işverenin hatasını fark ederek kendisini eylül ayında tekrar işten çıkardığını öne sürerek işe iadesini talep etmiştir.

İşveren tarafı ise, işçinin görevini yapmamakta ısrar etmesi nedeniyle iş sözleşmesinin 22 Ağustos tarihinde haklı sebeple feshedildiğini savunmuştur. İşverene göre, işçi fesih bildirimini imzalamaktan kaçınmış ve hemen ertesi gün on günlük sağlık raporu aldığı için Sosyal Güvenlik Kurumu üzerinden çıkış işlemi zamanında yapılamamıştır. İşveren, bu nedenle işe iade davasının yasal bir aylık süre geçtikten sonra açıldığını belirterek davanın usulden reddini talep etmiştir. Uyuşmazlığın temel noktası, işten çıkarma tarihinin fiilen ne zaman gerçekleştiği ve işçinin davayı yasal süresi içinde açıp açmadığıdır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı temel hukuk kurallarının merkezinde 4857 sayılı İş Kanunu m.20 yer almaktadır. Bu kanun maddesine göre, iş sözleşmesinin geçerli bir neden olmadan feshedildiğini ileri süren işçi, fesih bildiriminin kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren tam bir ay içerisinde feshin geçersizliği ve işe iade talebiyle dava açmak zorundadır. Bu bir aylık süre, hukuki niteliği itibarıyla hak düşürücü süredir. Sürenin geçmesinden sonra dava açılması durumunda, mahkeme işin esasına girmeden davayı usulden reddetmekle yükümlüdür ve bu husus hakim tarafından resen dikkate alınır.

İş hukukundaki yerleşik içtihat prensiplerine göre, işveren fesih bildiriminde bulunmuş ancak bunu tebliğ etmemişse; işçinin işvereni şikayet etmesi veya noter aracılığıyla ihtar çekmesi gibi feshi öğrendiğini kesin olarak gösteren eylemlerinin tarihi, tebliğ tarihi olarak kabul edilir. Eğer işveren önel vermeden veya bildirim yapmadan işçiyi eylemli olarak işten çıkarırsa, bir aylık dava açma süresi doğrudan bu eylemli feshin yapıldığı tarihten itibaren işlemeye başlar.

Yine yerleşik yargı kuralları gereği, fesih bildirimine karşı personel yönetmeliği gibi şirket içi idari itiraz yollarına başvurulması dava açma süresini kesmez. Aynı şekilde, işçinin fesih bildiriminden sonra hastalığı nedeniyle istirahat raporu alması da halihazırda işlemekte olan bir aylık dava açma süresini durdurmaz. Ancak tüm bunların uygulanabilmesi için işverenin fesih iradesini kesin ve şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya koymuş olması gerekir. Taraflar arasındaki hukuki ilişkinin fiilen devam ettiğini gösteren davranışlar fesih tarihinin tespitinde dikkate alınır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Dosya kapsamındaki delillerin ve mahkeme sürecinin incelenmesi sonucunda, işverenin fesih tarihiyle ilgili savunmalarının maddi gerçeklerle uyuşmadığı tespit edilmiştir. İşveren, iş sözleşmesini 22 Ağustos tarihinde feshettiğini iddia etmiş olsa da, bu tarihte işçinin iddia edildiği gibi devam eden herhangi bir sağlık raporu bulunmamaktadır. İşçinin ilk istirahat raporu bir gün sonra, yani 23 Ağustos tarihinde başlamıştır. Ayrıca, davalı işverenin 22 Ağustos'ta iş sözleşmesini sonlandırdığını beyan etmesine rağmen, işçinin kullanımında olan şirket telefon hattı, kurumsal e-posta adresi ve araç yakıt tanıma sistemi 28 Ağustos tarihine kadar bizzat işveren tarafından açık tutulmuştur.

Bununla da kalınmamış; sigortalı hizmet döküm cetveline göre, işverenin ağustos ayında iş akdini feshettiğini savunmasına karşın, eylül ayı için işçi adına iki günlük çalışma bildiriminde bulunduğu ve dosyaya sunulan eylül ayı ücret bordrosuna göre bu iki günlük çalışmanın karşılığı olarak maaş ödemesi yapıldığı saptanmıştır. İşçi raporlarının bitiminde işbaşı yapmak için 13 Eylül'de işyerine geldiğinde, iş akdine son verildiği kendisine bildirilmiş ve zimmetindeki eşyaların teslimi istenmiştir. İşverenin işçiye gönderdiği noter ihtarı da yine eylül ayında kaleme alınmıştır. Bu veriler ışığında, feshin aslında eylül ayında eylemli olarak gerçekleştiği ve işçinin iş sözleşmesinin sona erdiğini 13 Eylül tarihinde kendisine yapılan bildirimle öğrendiği ortaya çıkmaktadır.

Yerel mahkemenin, fesih tarihini işverenin iddia ettiği ağustos ayı olarak kabul edip davanın süresinde açılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermesi, eksik araştırma ve yanılgılı değerlendirme olarak nitelendirilmiştir. İşçinin 2 Ekim tarihinde açtığı işe iade davası, gerçek fesih tarihi olan 13 Eylül tarihi esas alındığında yasal bir aylık süre içerisindedir. Maddi vakıalar ve çelişkili işveren uygulamaları birlikte değerlendirildiğinde, iş sözleşmesinin feshedildiği tarihin kesin bir şekilde eylül ayı olduğu saptanmıştır.

Sonuç olarak Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, davanın yasal süresi içinde açıldığının kabul edilerek işin esasına girilmesi gerektiği gerekçesiyle yerel mahkeme kararını kesin olarak bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: