Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2016/30663 E. 2017/3790 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/30663 |
| Karar No | 2017/3790 |
| Karar Tarihi | 13.03.2017 |
| Dava Türü | İşe İade ve Sendikal Tazminat |
| Karar Sonucu | Bozma ve Ret |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Kanuni grev şartları olmadan iş bırakılması yasadışıdır.
- Toplu eylem hakkı işverene zarar verme kastı içermemelidir.
- Ölçüsüz ve yasadışı iş bırakma haklı fesih nedenidir.
- Yetkili sendika varken yetkisiz temsilcilik talebi hukuka aykırıdır.
Bu karar, işçilerin toplu iş sözleşmesi yürürlükte olan bir işyerinde, mevcut yetkili sendikaya tepki olarak gerçekleştirdikleri iş bırakma ve işyeri işgali eylemlerinin hukuki sınırlarını net bir şekilde çizmektedir. İşçiler her ne kadar demokratik tepki ve ifade özgürlüğü ile uluslararası sözleşmelere dayansalar da, kanuni grev koşulları oluşmadan üretimin durdurulması ve işyerinin terk edilmemesi yasadışı bir eylem olarak kabul edilmiştir. Mahkeme, uluslararası normların barışçıl eylem hakkını tanıdığını belirtmekle birlikte, eylemin ölçülülük ilkesine ve işverene zarar vermeme kriterine kesinlikle uyması gerektiğinin altını çizmektedir.
Benzer davalarda bu karar, yetkili sendikaya yönelik sendika içi demokratik tepkilerin işverenin üretim organizasyonunu felce uğratacak boyuta ulaşması halinde, işverenin haklı nedenle fesih yetkisinin doğduğuna dair güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Özellikle çalışma barışının bozulması, yasal dayanağı olmayan gayriresmi temsilcilerin işverene muhatap olarak dayatılması ve işyerini günlerce terk etmeme gibi durumlar, salt barışçıl hak kullanımı olarak değerlendirilemez. Uygulamada işverenler, bu tür yasadışı ve ölçüsüz eylemlere katılarak üretimi durduran işçilerin iş akitlerini tazminatsız ve haklı nedenle feshetme imkanına sahip olduklarını bu içtihatla sağlamlaştırmışlardır. İşçiler açısından ise hak arama yöntemlerinin her koşulda yasal mevzuat sınırları içinde kalmasının zorunluluğu açıkça vurgulanmıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, davalı işveren olan fabrikaya karşı haksız yere işten çıkarıldığı iddiasıyla işe iade davası açmıştır. İşçi, üyesi olduğu sendikadan istifa ettiği için yöneticiler ve sendika yetkilileri tarafından baskı gördüğünü, sürekli takip edilerek mobbinge uğradığını öne sürmüştür. Bu baskılar neticesinde işten atıldığını belirterek işe geri dönmeyi ve sendikal tazminat ödenmesini talep etmiştir.
Davalı şirket ise işyerinde diğer işçilerle birlikte kanun dışı bir grev yapıldığını, işçilerin üretimi durdurarak vardiya bitiminde fabrikayı terk etmediğini ve "ölmek var dönmek yok" diyerek eyleme devam ettiklerini savunmuştur. İşveren, uyarıların dikkate alınmadığını, bu yasadışı eylemler yüzünden iş sözleşmesinin son çare olarak haklı nedenle bitirildiğini iddia ederek davanın reddini istemiştir. Özetle anlaşmazlık, işten çıkarmanın sendikal baskıdan mı yoksa işçilerin yasadışı şekilde işi bırakmasından mı kaynaklandığı etrafında şekillenmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m.58 hükümlerine dayanmıştır. İlgili kanun maddesi uyarınca işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerindeki faaliyeti durdurmak veya önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak işi bırakmaları grev olarak tanımlanmıştır. Aynı madde çerçevesinde kanuni grev için aranan yasal şartlar ve prosedürler gerçekleşmeden yapılan eylemler doğrudan "kanun dışı grev" statüsündedir.
Bununla birlikte, yüksek mahkeme kararında uluslararası normlara da atıf yapılmış; 87 ve 98 sayılı ILO Sözleşmeleri, Avrupa Sosyal Şartı ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.51, 54 ve 90 düzenlemeleri ışığında sendikal haklar ve barışçıl toplu eylem hakkı ele alınmıştır. Uluslararası hukuk kurallarına göre bireysel veya toplu iş hukukuna dair hakların savunulması amacıyla işçilerin barışçıl protesto hakları bulunmakla birlikte, bu hakkın kullanımının sınırsız olmadığı vurgulanmıştır. Temel kural olarak söz konusu eylemlerin mutlaka "ölçülü olması" ve "işverene özel olarak zarar verme kastı içermemesi" şart koşulmuştur.
Ayrıca, iş hukukunun temel ilkelerinden olan ve 4857 sayılı İş Kanunu m.25/II bendi kapsamında yer alan işverenin "Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller" sebebiyle derhal fesih hakkı uyuşmazlığın çözümünde temel oluşturmuştur. İşçilerin işyeri disiplinini ve çalışma barışını bozan, eylemi işgal boyutuna taşıyarak üretimi durduran davranışları, bağlılık kurallarına aykırılık teşkil ettiği için işverene derhal ve tazminatsız fesih hakkı tanımaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda, davalıya ait işyerinde 01.09.2014 – 31.08.2017 tarihleri arasında geçerli olmak üzere önceden imzalanmış bir toplu iş sözleşmesinin bulunduğu sabittir. Türkiye genelindeki metal sektöründeki diğer fabrikalarda yaşanan ücret artışlarından ve sendikal hareketlilikten etkilenen bir kısım işçi, mevcut yetkili sendikalarına tepki göstererek toplu iş bırakma eylemine girişmiştir. Dosya kapsamındaki beyanlar ve deliller incelendiğinde, işçilerin işbaşı yapmayarak üretimi durdurdukları, işverenin tüm iyi niyetli görüşme çağrılarına ve uyarılarına rağmen işyerini terk etmedikleri ve yasadışı eylemlerini sürdürdükleri görülmüştür.
Yargıtay tarafından yapılan incelemede, her ne kadar işçiler demokratik bir hak kullandıklarını savunsalar da eylemin zamanlaması, fabrikayı terk etmeme niteliği, katılımın boyutu ve süresi dikkate alındığında "ölçülülük" ilkesinden tamamen uzaklaşıldığı tespit edilmiştir. İşçilerin eyleminin asıl muhatabının işveren değil, mevcut yetkili sendika olduğu sabittir. Eyleme dayanak yapılan ve yetkili sendika temsilcilik odalarının kaldırılması veya yasadışı temsilcilerin tanınması şeklindeki talepler, yürürlükteki mevzuat ve mevcut toplu iş sözleşmesi gereği işverenin yasal olarak yerine getiremeyeceği taleplerdir.
İlk derece mahkemesi eylemi barışçıl ve hak arama hürriyeti kapsamında değerlendirerek işe iadeye karar vermişse de Yargıtay bu yaklaşımı hatalı bulmuştur. İşverenden yasal olmayan bir topluluğun temsilcilerini tanımasının beklenemeyeceği, uyarıları dikkate almayan işçilerin sözleşmelerinin yasal fesih prosedürüne uygun olarak sona erdirildiği saptanmıştır. Dahası, işverenin sendikalı işçiler lehine ayrımcılık yaptığına dair somut bir delil de bulunamamıştır. Eylemin yasadışı grev boyutuna ulaşıp işverene ağır zarar verdiği açıktır.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yasadışı iş bırakma ve işyerini terk etmeme eylemlerinin haklı fesih sebebi oluşturduğu gerekçesiyle yerel mahkemenin kabul kararını ortadan kaldırarak davanın reddi yönünde kararı bozmuştur.