Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2016/31179 E. | 2017/3824 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2016/31179 E. 2017/3824 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/31179
Karar No 2017/3824
Karar Tarihi 13.03.2017
Dava Türü İşe İade
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Kanuni şartları taşımayan iş bırakma eylemi yasa dışıdır.
  • Toplu eylemler işverene zarar verme kastı taşıyamaz.
  • Ölçülülük ilkesini aşan işgaller haklı fesih nedenidir.
  • Yasa dışı greve katılım iş güvencesi kapsamı dışındadır.

Bu karar hukuken, işçilerin demokratik hak arama hürriyeti ile işverenin mülkiyet ve yönetim hakkı arasındaki ince çizgiyi net bir şekilde çizmektedir. Mahkeme, sendikal hakların ve barışçıl toplu eylem yapma özgürlüğünün temel bir anayasal hak olduğunu kabul etmekle birlikte, bu hakların kullanımının sınırsız olmadığını vurgulamaktadır. Yürürlükte bir toplu iş sözleşmesi varken, yasal prosedürler işletilmeden fabrika binasının işgal edilmesi ve üretimin durdurulması, hukukun koruduğu bir hak arama eylemi niteliğinden çıkarak yasa dışı bir nitelik kazanır. Bu durum, işverenin işyeri güvenliğini ve üretim devamlılığını sağlama hakkını ağır bir şekilde ihlal ettiğinden, işverene iş sözleşmesini haklı ve derhal feshetme yetkisi tanır.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi ve uygulamadaki önemi oldukça büyüktür. Karar, sendikal baskı ve mobbing iddialarının, somut delillerle kanıtlanmadığı sürece, yasa dışı eylemlere katılmanın ve çalışma düzenini bozmanın üzerini örtmek için kullanılamayacağını göstermektedir. Uygulamada, toplu hak arama eylemlerine katılan işçiler açısından, eylemin ölçülülük sınırını aşıp aşmadığı ve doğrudan işverene zarar verme amacı taşıyıp taşımadığı en kritik hukuki değerlendirme kriteri olacaktır. İşçi ve sendikalar açısından bu içtihat, hak taleplerinin mutlaka yasal sınırlar ve barışçıl çerçeveler içerisinde kalması gerektiği konusunda kesin ve bağlayıcı bir hukuki uyarı niteliğindedir. İş bırakma eyleminin fiziki işgale dönüşmesi, çalışanı koruyan tüm yasal koruma zırhını ortadan kaldırmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bir işçi, çalıştığı fabrikada iş sözleşmesinin haksız ve geçersiz bir şekilde feshedildiğini belirterek işe iade davası açmıştır. İşçi, olayın arka planında yetkili sendikadan istifa etmesinin yattığını, bu istifa sonrasında işveren temsilcileri tarafından kendisine ve arkadaşlarına ciddi bir psikolojik baskı (mobbing) uygulandığını iddia etmiştir. İşyerinde yalnızlaştırıldıklarını, adlarına asılsız dedikodular çıkarıldığını, sürekli takip edildiklerini ve sendikaya dönmezlerse işten atılmakla tehdit edildiklerini ileri sürerek feshin iptalini ve işe iadesini talep etmiştir. Davalı şirket ise bu iddiaları tamamen reddetmiştir. Şirket, işten çıkarmanın asıl nedeninin mobbing veya sendikal istifa süreci olmadığını; işçilerin fabrika binasını işgal ederek yasa dışı bir şekilde üretimi durdurduklarını, sağduyulu davranılması yönündeki çağrılara, emniyet güçlerinin davetlerine ve işverenin uyarılarına rağmen eylemi inatla sonlandırmamaları nedeniyle sözleşmelerin zorunlu olarak haklı sebeple feshedildiğini savunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Yargıtay, uyuşmazlığı karara bağlarken öncelikle toplu eylem, grev hakkı ve bu hakların hukuki sınırlarına odaklanmıştır. Kararın temel kanuni dayanağını 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m. 58 hükmü oluşturmaktadır. Bu madde, işçilerin aralarında anlaşarak işyerindeki faaliyeti durdurmak veya önemli ölçüde aksatmak amacıyla topluca iş bırakmalarını kanunen "grev" olarak tanımlamaktadır. Yine aynı kanuna göre, bir grevin yasal koruma altında olan "kanuni grev" sayılabilmesi için, toplu iş sözleşmesinin yapılması aşamasında bir uyuşmazlık çıkması ve kanunun emrettiği kurallara harfiyen uyulması zorunludur. Bu şartlar gerçekleşmeden girişilen her türlü toplu iş bırakma eylemi hukuken kanun dışı grev sayılır.

Uyuşmazlığın evrensel hukuk normları boyutuyla ilgili olarak ise mahkeme; işçilerin çalışma şartlarını iyileştirmek, ekonomik ve sosyal haklarını savunmak için demokratik ve barışçıl eylem yapma haklarının bulunduğunu ve bunun 87 ve 98 sayılı ILO Sözleşmeleri, Avrupa Sosyal Şartı ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 51, 54 ve 90 hükümleri ile sıkı bir şekilde güvence altına alındığını vurgulamıştır. Ancak yerleşik Yargıtay içtihatları açıkça göstermektedir ki, bu hakların kullanımı mutlak değildir. Gerçekleştirilen eylemin işverene özel olarak zarar verme kastı içermemesi ve kesinlikle "ölçülülük" sınırları içinde kalması şarttır. Eylemin ölçülülük sınırını aşarak işyerinin işgaline dönüştüğü, can ve mal güvenliğinin tehlikeye atıldığı hallerde, işverenin 4857 sayılı İş Kanunu m. 25/II ve sendikalar mevzuatı uyarınca iş sözleşmesini haklı nedenle tazminatsız olarak derhal feshetme hakkı doğmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay incelemesine konu olan somut olayda, davalıya ait işyerinde 01.09.2014 ile 31.08.2017 tarihleri arasında yürürlükte olan, taraflar arasında usulüne uygun şekilde imzalanmış bir toplu iş sözleşmesinin bulunduğu tespit edilmiştir. Metal sektöründe faaliyet gösteren diğer işletmelerde daha yüksek oranda ücret zammı yapıldığını öğrenen işçiler, bulundukları işyerindeki sözleşme şartlarının iyileştirilmesi talebiyle bazı eylemlere girişmişlerdir. Söz konusu eylemler davalı fabrikasına da yansımış ve yaklaşık yüz elli işçilik bir grup, vardiyalarında işbaşı yapmayarak üretimi durdurma ve fabrika binasını terk etmeyerek işgale dönüştürme şeklinde bir iş bırakma eylemi başlatmışlardır.

Yüksek Dairenin detaylı incelemesine göre, işyerinde hali hazırda bağlayıcı ve yürürlükte bir toplu iş sözleşmesinin bulunması sebebiyle, ortaya çıkan bu fiili durumun kanuni bir grev olarak nitelendirilmesi hukuken mümkün değildir. Davaya konu olayda, eylemin işyeri işgaline dönüşmesi, tüm vardiya değişimlerine ve uyarılara rağmen günlerce sürmesi, emniyet güçlerinin çağrılarına yanıt verilmemesi gibi hususlar bütünüyle dikkate alındığında, eylemin demokratik sınırları aştığı ve ölçülü olmadığı açıkça saptanmıştır. Ayrıca işçilerin, hukuki bir dayanağı olmayan sendika temsilciliklerinin kaldırılıp kendi sözcülerinin tanınması gibi imkânsız talepleri öne sürmeleri de hukuk düzeni tarafından korunamaz bulunmuştur.

Dosya kapsamındaki diğer incelemelerde; işverenin kriz anında dahi sorunu çözmek adına işçilere yönelik maddi destek ödemeleri yaptığı, eylem sırasında işçileri işyerini boşaltmaları yönünde defalarca uyardığı ve aksi takdirde uygulanacak yasal fesih sonuçları hakkında kendilerini açıkça bilgilendirdiği anlaşılmıştır. Davacının iddia ettiği sendikal ayrımcılık ve mobbing (psikolojik baskı) eylemleri ise dosyaya sunulan deliller kapsamında ispatlanamamıştır. İşverenin, sendikalı ile sendikasız işçiler arasında bir ayrım gözetmeksizin, yasa dışı eyleme ısrarla katılan ve üretimi durduran işçilerin sözleşmelerini eşit bir prosedür uygulayarak sonlandırdığı kanıtlanmıştır.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yasa dışı iş bırakma ve işyeri işgali niteliğindeki ölçüsüz eylemlere katılan işçinin iş sözleşmesinin işverence feshinin haklı nedene dayandığını kabul ederek, yerel mahkemenin yanılgılı değerlendirmeyle verdiği işe iade kararını bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: