Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2016/29154 E. | 2017/3784 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2016/29154 E. 2017/3784 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/29154
Karar No 2017/3784
Karar Tarihi 13.03.2017
Dava Türü İşe İade
Karar Sonucu Bozma ve Ret
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Kanuni şartları taşımayan iş bırakma eylemi yasadışıdır.
  • Toplu eylem hakkı ölçülülük ilkesiyle sınırlıdır.
  • Ölçüsüz işgal eylemi işverene haklı fesih imkanı verir.
  • Muhatabı işveren olmayan eylemler ölçülülük sınırını aşar.

Bu karar, işyerinde yaşanan ve kanuni grev şartlarını taşımayan toplu iş bırakma ve işyeri işgali eylemlerinin hukuki niteliğini net bir şekilde ortaya koyması bakımından büyük bir öneme sahiptir. Karara konu olayda, işçilerin yetkili sendikaya yönelik tepkilerini işyerinde üretimi durdurarak ve işyerini terk etmeyerek göstermeleri, hukuken yasadışı grev ve ölçülülük sınırını aşan bir hak arama eylemi olarak nitelendirilmiştir. İşçilerin anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan demokratik hak arama hürriyetlerinin bulunduğu kabul edilmekle birlikte, bu hakkın kullanımının mutlak ve sınırsız olmadığı kararda çok güçlü bir şekilde vurgulanmıştır.

Özellikle emsal uyuşmazlıklarda, işçilerin eyleminin işverene özel olarak zarar verme kastı taşıyıp taşımadığı ve ölçülülük ilkesine uygun olup olmadığı büyük bir titizlikle incelenmektedir. Eylemin zamanlaması, katılımcı sayısı ve fabrikayı işgal şeklinde gerçekleşmesi gibi faktörler, hakkın kötüye kullanımı olarak değerlendirilmiş ve ölçülülük sınırının aşıldığına hükmedilmiştir. Bu karar, yürürlükte bir toplu iş sözleşmesi varken ve taleplerin muhatabı doğrudan işveren değilken gerçekleştirilen ölçüsüz eylemlerin, işverene haklı nedenle derhal fesih hakkı vereceğini açıkça göstermektedir. İş ilişkisinin sürdürülemez hale geldiği bu tür kriz durumlarında, işverenin eşit işlem borcuna aykırı davranmaksızın fesih yoluna gitmesinin yasal olarak geçerli olacağı yönündeki bu tespit, uygulamadaki benzer endüstriyel kriz davaları için sağlam bir yol gösterici emsal niteliğindedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi, iş sözleşmesinin haksız ve geçersiz bir şekilde feshedildiğini belirterek davalı işverene karşı işe iade ve sendikal tazminat davası açmıştır. Davacı taraf, yetkili sendikadan istifa eden işçilere işveren ve sendika temsilcileri tarafından ciddi psikolojik baskı uygulandığını, sürekli gözetim altında tutulduklarını, hain ilan edilerek yalnızlaştırıldıklarını ve bu baskılara boyun eğmedikleri için sendikal nedenlerle işten atıldıklarını iddia etmiştir.

Buna karşılık davalı işveren, işçilerin yetkili sendikaya tepki göstermek amacıyla işyerinde üretimi yasadışı olarak durdurduklarını ve fabrikayı işgal ettiklerini belirtmiştir. İşveren, eylemi sonlandırmaları yönündeki sağduyulu çağrıların ve uyarıların sonuçsuz kalması, üretimin engellenmesi ve güvenlik risklerinin doğması üzerine, eylemi sürdüren işçilerin sözleşmelerinin haklı nedenle feshedildiğini savunmuştur. Temel uyuşmazlık, söz konusu iş bırakma ve işyeri işgali eyleminin demokratik bir hak arama özgürlüğü mü yoksa feshi haklı kılan yasadışı bir grev mi olduğu noktasındadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Yargıtay, uyuşmazlığı çözerken özellikle toplu eylem hakkı, yasadışı grev ve haklı fesih kavramlarını detaylıca irdelemiştir. Kararda dayanılan en temel yasal düzenleme 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m.58 hükmüdür. Bu kanun maddesine göre, işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak işi bırakmaları grev olarak tanımlanmıştır. Kanuni grev için aranan kanuni şartlar gerçekleşmeden yapılan her türlü iş bırakma eylemi yasadışıdır. Uyuşmazlığın yaşandığı dönemde yürürlükte olan bir toplu iş sözleşmesi bulunduğundan, gerçekleştirilen eylemin yasal bir grev olma ihtimali bulunmamaktadır.

Yargıtay kararında yalnızca iç hukuka değil, uluslararası normlara da atıf yapılmıştır. 87 ve 98 sayılı ILO Sözleşmeleri, Avrupa Sosyal Şartı ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.51, m.54 ve m.90 gereğince işçilerin çalışma şartlarını korumak, ekonomik ve sosyal haklarını savunmak amacıyla demokratik ve barışçıl toplu eylem yapma hakları bulunmaktadır. Ancak yargı içtihatlarına göre, bu hakkın hukuken korunabilmesi için eylemin işverene özel olarak zarar verme amacı taşımaması ve "ölçülülük" ilkesine sıkı sıkıya uygun olması gerekmektedir. İşverenden hukuken karşılaması mümkün olmayan taleplerde bulunulması, yetkili sendikanın yok sayılmasının istenmesi ve eylemin fabrika işgaline dönüşmesi, barışçıl ve ölçülü hak arama sınırlarının dışına çıkılması anlamına gelmektedir. Bu sınır aşıldığında, işveren yönünden 4857 sayılı İş Kanunu m.25/II gereğince haklı nedenle sözleşmeyi derhal feshetme imkânı doğmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yüksek Mahkemece dosya incelendiğinde, davalı işyerinde yürürlükte olan geçerli bir toplu iş sözleşmesinin bulunduğu, ancak bazı işçilerin otomotiv sektöründeki farklı işletmelerde yapılan ücret zamlarını duyarak kendi yetkili sendikalarına tepki amacıyla iş bırakma eylemlerine giriştikleri tespit edilmiştir. İşyerinde sabah vardiyasında başlayıp günlerce devam eden eylem sürecinde, oldukça büyük bir işçi grubunun işbaşı yapmadığı, üretimi durdurduğu ve fabrika alanından çıkmayarak işyerini fiilen işgal ettikleri anlaşılmıştır. İşverenin tüm iyi niyetli görüşme taleplerinin sloganlarla reddedildiği ve işçilerin uyarılarına rağmen işbaşı yapmamakta ısrar ettikleri saptanmıştır.

Olayların kökenine bakıldığında, işçilerin eyleme dayanak yaptıkları taleplerin asıl muhatabının işveren değil, yetkili sendika olduğu açıkça görülmektedir. İşçilerin, sendika temsilciliklerinin fabrikadan çıkarılması ve kendi seçtikleri kayıt dışı sözcülerin resmi muhatap kabul edilmesi gibi, yürürlükteki toplu iş sözleşmesi hukuku çerçevesinde işverence karşılanması yasal olarak imkânsız taleplerle üretimi durdurmaları hukuken himaye edilemez. Yargıtay, gerçekleşen bu eylemin zamanlaması, katılımcı sayısı, fabrikayı işgal boyutu ve eylemin süresi gibi tüm unsurları birlikte değerlendirdiğinde, ölçülülük sınırının aşıldığına kanaat getirmiştir.

Yerel mahkemenin, üretimi tamamen durduran ve günlerce süren işgal eylemini barışçıl bir hak arama özgürlüğü olarak değerlendirmesi Yargıtay tarafından açık bir hukuki yanılgı olarak görülmüştür. Olaylar sırasında işverenin eyleme katılan sendikalı veya sendikasız işçiler arasında hiçbir ayrım yapmadığı, sadece sendikayı korumak kastıyla hareket etmediği ve feshe ilişkin yasal prosedürü tavizsiz uyguladığı da dosya kapsamından anlaşılmıştır. Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yasadışı ve ölçüsüz eylem nedeniyle işverenin haklı nedenle fesih hakkının doğduğu gerekçesiyle davanın reddi gerektiğine hükmederek yerel mahkemenin kararını bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: