Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2016/30673 E. 2017/3800 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/30673 |
| Karar No | 2017/3800 |
| Karar Tarihi | 13.03.2017 |
| Dava Türü | İşe İade |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Kanuni şartları taşımayan iş bırakma yasadışı grevdir.
- Toplu eylemler ölçülü ve barışçıl olmak zorundadır.
- İşyeri işgali ölçüsüz bir toplu eylem niteliğindedir.
- Geçerli TİS varken yeni temsilci tanınması istenemez.
- Yasadışı greve katılım işverene haklı fesih imkanı verir.
Bu karar, iş hukukunda işçilerin toplu eylem haklarının sınırlarını ve yasadışı grev kavramını netleştirmesi bakımından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Yargıtay, sendikal hakların ve demokratik tepki gösterme özgürlüğünün varlığını kabul etmekle birlikte, bu hakların sınırsız olmadığını ve ölçülülük ilkesi çerçevesinde kullanılması gerektiğini açıkça vurgulamıştır. İşyerinin işgal edilmesi ve üretimin durdurulması gibi işverenin mülkiyet ile yönetim hakkını doğrudan ihlal eden eylemler, demokratik bir hak arama aracı olarak değerlendirilemez. İşçilerin yürürlükte olan bir toplu iş sözleşmesi varken kanuni prosedürleri hiçe sayarak iş bırakmaları, yasadışı grev olarak nitelendirilmiş ve işverene haklı nedenle fesih yetkisi vermiştir.
Kararın benzer davalar üzerindeki emsal etkisi, özellikle sendikal rekabetin ve işçi eylemlerinin yoğun yaşandığı sanayi sektörlerinde kendisini doğrudan gösterecektir. Uygulamada, işçilerin uluslararası sözleşmelere ve anayasal haklara dayanarak gerçekleştirdikleri fiili iş bırakma eylemlerinin her durumda yasal bir koruma sağlamayacağı ortaya konulmuştur. Yargıtay, söz konusu uluslararası metinlerin güvence altına aldığı barışçıl eylem hakkının, işyerine ve üretime zarar verme kastı taşıdığı veya ölçüsüz bir boyut kazandığı anda koruma kalkanını yitireceğine hükmetmiştir. Bu içtihat, işverenlerin yasadışı toplu eylemlere karşı alacağı fesih kararlarında, olayın süresi, katılımcı sayısı ve eylemin ölçülülüğünü temel kıstas olarak değerlendirmeleri gerektiğine işaret etmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, davalı işverene ait işyerinde çalışırken yetkili sendikadan istifa etmesi nedeniyle işverenin ve sendika temsilcilerinin yoğun baskı ve mobbingine maruz kaldığını ileri sürmüştür. İşçi, iş sözleşmesinin bu psikolojik baskıların devamında haksız ve geçersiz bir şekilde feshedildiğini belirterek feshin geçersizliğine, işe iadesine ve ayrıca sendikal tazminata karar verilmesi talebiyle dava açmıştır. Buna karşılık davalı işveren, işyerinde davacıya yönelik herhangi bir baskı ortamı olmadığını, feshin asıl nedeninin davacının da aralarında bulunduğu bir grup işçinin yasadışı bir şekilde iş bırakıp fabrikayı işgal etmesi olduğunu savunmuştur. İşveren, yetkili sendikaya tepki olarak başlatılan bu eylemin üretimi tamamen durdurduğunu, ancak günlerce süren eylemin polis müdahalesiyle sonlandırılabildiğini ve eyleme katılanların iş akitlerinin haklı nedenle tazminatsız olarak feshedildiğini belirterek davanın tümden reddini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı temel hukuki çerçeve, kanuni ve yasadışı grev ayrımı ile toplu eylem hakkının yasal sınırları üzerine inşa edilmiştir. Uyuşmazlığın çözümünde en temel kural, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m.58 düzenlemesidir. Bu kanun maddesine göre, işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak veya bir kuruluşun kararına uyarak işi bırakmalarına yasal anlamda grev denilmektedir. Toplu iş sözleşmesinin yapılması aşamasında yasa hükümlerine uygun olarak yapılan grev kanuni grev, kanuni şartlar gerçekleşmeden yapılan tüm iş bırakma eylemleri ise doğrudan kanun dışı grev olarak tanımlanmaktadır. İşçilerin kanun dışı greve katılmaları ve eylemlerinde ısrarcı olmaları, işverene 4857 sayılı İş Kanunu m.25/II kapsamında iş sözleşmesini haklı nedenle derhal ve tazminatsız olarak fesih yetkisi vermektedir.
Bununla birlikte, Yargıtay incelemesinde sadece ulusal mevzuatı değil, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası normları da dikkate almıştır. Özellikle 87 ve 98 sayılı ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü) Sözleşmeleri, Avrupa Sosyal Şartı ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.51, 54 ve 90 hükümlerine kararda atıf yapılmıştır. Bu uluslararası sözleşmeler ve anayasal normlar, işçilerin bireysel ve toplu iş hukukuna dair menfaatlerini savunmak amacıyla demokratik ve barışçıl toplu eylem yapma hakları bulunduğunu güvence altına almaktadır. Ancak Yargıtay'ın yerleşik içtihat prensiplerine göre, bu barışçıl eylem hakkının hukuken korunabilmesi için eylemin doğrudan işverene özel olarak zarar verme kastı içermemesi ve ölçülülük ilkesi sınırları içerisinde kalması kesin bir şarttır. Eylemin zamanlaması, eyleme katılan kişi sayısı, eylemin sürdüğü süre ve fabrika binasından çıkılmayarak işyerinin fiziki olarak işgal edilmesi gibi unsurlar, demokratik hak arama sınırlarını temelden aşan ve işverenin fesih hakkını meşru kılan ağır ihlaller olarak kabul edilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay tarafından dosya kapsamında yapılan incelemede, davalı işverene ait işyerinde 01.09.2014 ile 31.08.2017 tarihleri arasında geçerli olan bir toplu iş sözleşmesinin bulunduğu ve işyerinde yetkili sendikanın belli olduğu net bir şekilde saptanmıştır. Söz konusu dönemde, ülke genelindeki başka işyerlerinde yaşanan sendikal süreçlerden etkilenen davacı ve diğer bazı işçilerin bağlı bulundukları sendikaya karşı tepki göstererek toplu eylemler başlattığı anlaşılmıştır. Bu eylemlerin üretim faaliyetini önemli ölçüde aksattığı ve fabrika binasının günlerce terk edilmemesi suretiyle eylemin fiili bir işyeri işgaline dönüştüğü açıkça tespit edilmiştir. Mahkeme, işçilerin eyleme dayanak olarak ileri sürdükleri sendika temsilcilerinin odalarının kaldırılması ve işçilerin kendi seçtikleri yeni temsilcilerin tanınması yönündeki taleplerin hukuki gerçekliğini de irdelemiştir. Yürürlükte olan bir toplu iş sözleşmesinin ve yetkili bir sendikanın bulunduğu yasal bir düzende, tüzel kişiliği bulunmayan bir topluluğun temsilcilerinin işverence tanınmasının hukuken mümkün olmadığı ve bu tür taleplerin kanuni dayanağı bulunmadığı vurgulanmıştır.
İşveren tarafından sağduyu çağrıları yapılmasına, yasal süreçlerin işletileceğine dair yazılı uyarılar gönderilmesine ve işçilerin hukuken mümkün olan mali taleplerini karşılamak adına iyiniyetli adımlar atılarak ödemeler yapılmasına rağmen eylemin üç günden fazla sürdürüldüğü görülmüştür. Emniyet güçlerinin müdahalesi ile eylemin ancak sona erdirilebildiği belirlenmiştir. Yargıtay, eylemin zamanlaması, eyleme katılan yüksek işçi sayısı ve eylemin sürdüğü kesintisiz süre dikkate alındığında, bu durumun demokratik bir hak arama sınırını fersah fersah aştığını belirtmiştir. Meydana gelen olayların barışçıl eylem boyutundan çıkarak tamamen ölçülülük ilkesine aykırı hale geldiği kesin olarak kabul edilmiştir.
Davalı işverenin, işyerinde yürürlükte bulunan toplu iş sözleşmesindeki fesih prosedürlerini eksiksiz şekilde işleterek yasadışı grev niteliğindeki eyleme katıldığı tespit edilen tüm işçilerin sözleşmelerini eşit bir şekilde feshettiği saptanmıştır. İşverenin sendikalı veya sendikasız işçiler arasında ayrımcılık yaptığına ya da sendikayı korumaya yönelik hareket ettiğine dair dosyada hiçbir somut delil bulunmadığı görülmüştür. Bu sebeple, yerel mahkemenin yasadışı grev niteliğindeki bu eylemi salt barışçıl bir hak arama özgürlüğü olarak nitelendirip feshin geçersizliğine karar vermesi hukuka aykırı bulunmuştur. Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, iş sözleşmesinin haklı nedene dayanılarak feshedildiği gerekçesiyle davanın reddi yönünde karar vermiştir.