Anasayfa Karar Bülteni AYM | R.E. | BN. 2021/23711

Karar Bülteni

AYM R.E. BN. 2021/23711

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi / İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/23711
Karar Tarihi 30.10.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kötü muamele yasağı etkili yargılamayı zorunlu kılar.
  • Yargılamadaki aşırı gecikme cezasızlık algısı doğurur.
  • Makul süreyi aşan yargılamalar usul yükümlülüğünü ihlaldir.
  • Zamanaşımından davanın düşmesi ihlal sonucunu yaratır.

Bu karar, Anayasa'nın güvence altına aldığı kötü muamele yasağının devletlere yüklediği pozitif yükümlülüklerin yargısal sürecin hızını ve özenini de zorunlu olarak kapsadığını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Üçüncü kişiler tarafından gerçekleştirilen cinsel saldırı ve kasten yaralama gibi fiziksel ile ruhsal bütünlüğe yönelik ağır saldırı iddialarında, adli makamların yalnızca soruşturma başlatması ve sanık hakkında kamu davası açması yeterli görülmemektedir. Yargılamanın, özellikle de temyiz incelemesi aşamasının, zamanaşımı riskine mahal vermeyecek şekilde makul bir sürat ve özenle tamamlanması gerekliliği hukuken mutlak bir zorunluluk olarak ifade edilmiştir. Somut olayda temyiz sürecinin sekiz buçuk yılı aşması ve isnat edilen suçlardan birinin zamanaşımına uğraması usul yükümlülüğünün ağır bir ihlali olarak nitelendirilmiştir.

Karar, benzer ağır ceza yargılamaları ve uzun süren kanun yolu incelemeleri açısından uygulamada kritik bir emsal teşkil etmektedir. Yargıtay ve istinaf aşamalarındaki gecikmelerin, özellikle cinsel saldırı veya insan onuruyla bağdaşmayan kötü muamele teşkil eden olaylarda faillerin cezasız kalmasına yol açması durumunda, yargı sisteminin etkililiğinin ortadan kalktığı kabul edilmektedir. Kararın uygulamadaki önemi, derece mahkemelerinin ve temyiz mercilerinin insan onurunu koruyan hukukun etkili bir biçimde işleyebilmesi için dosyaları makul sürede karara bağlama ve adaletin tecellisini sağlama zorunluluğunun Anayasa Mahkemesi tarafından güçlü bir yaptırımla teyit edilmesidir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu R. E., internet üzerinden tanıştığı şahıs tarafından ayrılmak istemesi üzerine silahla tehdit edilerek kaçırıldığını, ıssız bir ormanlık alanda elbiselerinin zorla çıkarıldığını, dikenli tellerden sürüklenerek götürüldüğünü ve rızası dışında farklı evlerde iki gün boyunca alıkonularak defalarca cinsel saldırıya maruz kaldığını iddia etmiştir. Başvurucu, jandarma ekiplerince bulunmasının ardından şikâyetçi olmuş; alınan sağlık raporlarında darp izleri, yaralanmalar ve cinsel saldırı bulguları saptanmıştır. Olay üzerine fail hakkında nitelikli cinsel saldırı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçlarından kamu davası açılmıştır.

İlk derece mahkemesi yargılama sonucunda, tanık beyanlarına, olayın oluş şekline ve tarafların çelişkili ifadelerine dayanarak rıza dâhilinde bir kaçma eyleminin gerçekleştiğini değerlendirip sanık hakkında beraat kararı vermiştir. Başvurucu, ağır ceza mahkemesinin bu beraat kararını temyiz etmiştir. Ancak Yargıtay nezdindeki temyiz incelemesinin sekiz yıldan fazla sürmesi neticesinde kasten yaralama suçunun zamanaşımından düşmesine karar verilmiştir. Başvurucu, ceza yargılamasının etkisizliği ve davanın zamanaşımına uğraması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği gerekçesiyle manevi tazminat talebiyle bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.17 hükmünde düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkı ve kötü muamele yasağı çerçevesinde hareket etmiştir. İnsan onurunun korunması amacıyla kişilere işkence, eziyet yapılması veya insan haysiyetiyle bağdaşmayan muameleye tabi tutulması mutlak olarak yasaklanmıştır. Nitelikli cinsel saldırı ve nitelikli kasten yaralama gibi eylemlerin asgari ağırlık eşiğine doğası gereği ulaştığı ve bu nedenle söz konusu yasağın mutlak koruma kapsamına girdiği kabul edilmektedir.

Devletin Anayasa m.17 ve Anayasa m.5 kapsamındaki pozitif yükümlülükleri, bireyleri diğer şahısların eylemlerinden kaynaklanan kötü muameleye karşı korumak için gerekli idari, yasal ve fiilî tedbirlerin alınmasını zorunlu kılmaktadır. Bu koruma ödevi, en ciddi durumlarda ceza hukuku hükümlerinin etkili bir şekilde işletilmesini ve mağdurları koruyan sağlam bir yargısal çerçevenin oluşturulmasını gerektirir.

Devletin bu kapsamdaki usul yükümlülüğü ise savunulabilir her türlü kötü muamele olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerektiğinde cezalandırılmasını sağlayabilecek makul bir sürat ve özenle hareket edilen etkili bir ceza soruşturması ve kovuşturması yürütülmesini kapsar. Yargılama makamları, adaletin hızlı tecellisini sağlayarak faillerin cezasız kalmasını, kamuoyunun hukuka olan güveninin sarsılmasını ve yasa dışı eylemlere devlet tarafından hoşgörü gösterildiği izleniminin doğmasını engellemekle mükelleftir. Yargılamaların ve temyiz incelemelerinin zamanaşımına yol açmayacak makul bir süre içinde tamamlanması, usul yükümlülüğünün ayrılmaz bir parçasıdır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olay incelendiğinde, başvurucunun uğradığı cinsel saldırı ve fiziksel şiddet iddiaları üzerine kamu makamlarının derhâl harekete geçerek gerekli adli ve tıbbi delilleri topladığı, olay yeri incelemelerini gerçekleştirdiği ve eylemin faili olduğu iddia edilen kişi hakkında ivedilikle kamu davası açtığı görülmüştür. İlk derece mahkemesi konumundaki ağır ceza mahkemesi, tarafların savunmalarını, tanıkların beyanlarını ve olayın gerçekleştiği çevrenin maddi koşullarını değerlendirerek yargılamayı makul bir özenle tamamlamış, başvurucunun iddiaları ile eylemin oluş şekli arasındaki tutarsızlıkları gözeterek sanığın beraatine hükmetmiştir. Anayasa Mahkemesi, yerel mahkemenin beraat kararına ulaşırken benimsediği değerlendirmelerin ve gerekçelerin temelden yoksun olmadığını saptamıştır.

Buna karşılık sorun, ilk derece mahkemesinin beraat kararının başvurucu tarafından temyiz edilmesinin ardından dosyanın Yargıtay nezdindeki kanun yolu incelemesi aşamasına geçilmesiyle ortaya çıkmıştır. Yargıtay ilgili Ceza Dairesinin söz konusu temyiz incelemesini ancak 8 yıl 5 ayı aşkın çok uzun bir süre geçtikten sonra tamamlayabildiği tespit edilmiştir. Yaşanan bu orantısız yargısal gecikme neticesinde, sanığa isnat edilen nitelikli kasten yaralama suçu açısından dava zamanaşımı süresi dolmuş ve bu suç yönünden mecburen davanın düşmesine karar verilmek zorunda kalınmıştır.

Anayasa Mahkemesi, yargılamaların makul bir özen ve süratle yürütülmesinin, hukuk devletine olan temel bağlılığın en önemli göstergelerinden biri olduğuna vurgu yapmıştır. Ağır ceza yargılamalarında ve özellikle temyiz aşamalarında ortaya çıkan bu denli uzun süreli gecikmeler, insan onurunu zedeleyen kötü muamele niteliğindeki fiillere zımnen hoşgörü gösterildiği izlenimini uyandırarak adalet mekanizmasına duyulan güveni temelden sarsmaktadır. Bu gecikmelerin yargılamanın etkililiği üzerinde doğrudan yıkıcı bir etki yarattığı ve kasten yaralama gibi ciddi bir suçlamanın zamanaşımına uğramasına sebebiyet vererek cezasızlık durumu yarattığı dikkate alınmıştır. Olayın zamanaşımına uğraması nedeniyle yeniden yargılama yapılması fiilen ve hukuken imkânsız hâle gelmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, yargılama sürecinde yaşanan aşırı gecikme nedeniyle kasten yaralama suçunun dava zamanaşımına uğramasının devletin usul yükümlülüğünü ihlal ettiğini belirterek Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiği yönünde başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: