Anasayfa Karar Bülteni AYM | Nihat Ekmez | BN. 2020/27067

Karar Bülteni

AYM Nihat Ekmez BN. 2020/27067

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2020/27067
Karar Tarihi 10.07.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Mahpusların ifade özgürlüğü Anayasa teminatı altındadır.
  • Cezaevi disiplini için haklara sınırlama getirilebilir.
  • Disiplin cezaları haklı ve nesnel sebeplere dayanmalıdır.
  • Müdahale zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamalıdır.
  • Gerekçesiz kısıtlamalar ifade özgürlüğünü ihlal eder.

Bu karar, ceza infaz kurumlarında barındırılan tutuklu ve hükümlülerin ifade özgürlüğü ile kurum düzeni ve güvenliği arasındaki hassas dengeyi hukuki bir zemine oturtması bakımından büyük ve tarihsel bir öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, kişinin cezaevinde bulunmasının otomatik olarak tüm temel haklardan mahrum bırakılması anlamına gelmeyeceğini, mahpusların da bilgi ve kanaatlere ulaşma, düşüncelerini açıklama özgürlüğünün anayasal koruma altında olduğunu açıkça teyit etmektedir. Elbette kurum güvenliğinin ve disiplininin sağlanması adına mahpuslara belirli kısıtlamaların getirilmesi mümkündür; ancak bu kısıtlamaların demokratik toplum düzeninin gereklerine bütünüyle uygun ve kesinlikle ölçülü olması yasal bir zorunluluktur.

Benzer davalar ve gelecekteki uyuşmazlıklar açısından bu kararın emsal teşkil eden en güçlü yönü, idari ve yargısal makamlara yüklediği katı gerekçelendirme külfetidir. İdarelerin, mahpusların her türlü davranışını veya sözünü doğrudan suç veya disiplin ihlali olarak nitelendirmeden önce, yapılan eylemin kurumun düzenini, güvenliğini veya işleyişini somut olarak nasıl bozduğunu makul kanıtlarla sunması gerekmektedir. Özellikle genel sembollerin veya kültürel sevinç ifadelerinin otomatik olarak terör örgütü propagandası veya tehlikeli bir eylem olarak yorumlanması, hukuki dayanaktan yoksun, keyfî bir uygulama olarak kabul edilmektedir. Karar, infaz hâkimlikleri ile ağır ceza mahkemelerine, disiplin cezalarını denetlerken şeklî ve yüzeysel bir incelemenin ötesine geçerek temel özgürlükler lehine çok daha titiz, adil bir denge testi yapmaları gerektiği mesajını güçlü bir şekilde vermektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, İzmir 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucu Nihat Ekmez'in, açık görüş sırasında yaptığı bir el işareti nedeniyle ağır bir disiplin cezası almasından kaynaklanmaktadır. Başvurucu, aylık açık görüş gününde ziyaretçileriyle görüşmesini tamamladıktan sonra zafer işareti yapmıştır. Ziyaretçilerin de bu işarete zılgıt atarak ve zafer işaretiyle karşılık vermesi üzerine, cezaevi idaresi durumu tutanak altına almış ve başvurucu hakkında disiplin soruşturması başlatılmıştır.

Soruşturma sonucunda cezaevi disiplin kurulu, başvurucunun bu eyleminin terör örgütü propagandası yapmak ve örgüte destek vermek amacı taşıdığını iddia ederek başvurucuya on bir gün hücreye koyma cezası vermiştir. Başvurucu, söz konusu hareketin hiçbir şekilde şiddet içermediğini, salt bir sevinç ifadesi olduğunu ve tamamen ifade özgürlüğü kapsamında kaldığını belirterek infaz hâkimliğine ve ardından ağır ceza mahkemesine itiraz başvurularında bulunmuş ancak talepleri reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucu, haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümü, Anayasa'nın 26. maddesinde güvence ve koruma altına alınan ifade özgürlüğü ile ceza infaz kurumlarının disiplin ve güvenlik kuralları arasındaki adil dengenin kurulmasına dayanmaktadır. İfade özgürlüğü demokratik toplumların temel taşı olsa da mutlak bir hak niteliği taşımayıp, Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi ve cezaevi güvenliğinin sağlanması gibi haklı sebeplerle, ölçülülük ilkesi sınırları içinde daraltılabilir.

Cezaevi disiplin kurallarının yasal dayanağını ve sınırlarını, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun oluşturmaktadır. Söz konusu Kanun'un disiplin cezalarını belirleyen 44. maddesinin üçüncü fıkrasının (k) bendi, "suç örgütlerine ait her türlü yayın, bez afiş, pankart, resim, sembol, işaret ve benzeri eşyayı kurumların herhangi bir yerine asma veya teşhir etme" eylemini, doğrudan on bir günden yirmi güne kadar hücreye koyma cezasını gerektiren ağır bir disiplin suçu olarak tanımlamaktadır. Ancak, mahpusun eyleminin sadece şeklen bu fıkraya uyması, yaptırım için tek başına yeterli bir temel sağlamaz.

Genel disiplin ilkesi niteliğindeki 5275 sayılı Kanun m.37 uyarınca, bir eylemin disiplin cezası ile cezalandırılabilmesi için eylemin mutlaka ceza infaz kurumunda düzenli bir yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması amacını zedeleyecek veya tehlikeye düşürecek nitelikte olması şart koşulmuştur. Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, kurumun genel düzenini bozmayan, işleyişe zarar vermeyen ve somut bir güvenlik tehdidi yaratmayan sıradan hareketler veya ifadeler nedeniyle kişilere hücre hapsi gibi çok ağır yaptırımlar uygulanması demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine açıkça aykırılık teşkil eder. Müdahalenin orantılı olarak kabul edilebilmesi için, idari kurulların ve kararı denetleyen yargısal makamların eylemin kurum disiplinini nasıl bozduğunu somut, ilgili ve yeterli bir gerekçeyle açıklamaları gerekmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun açık görüş sırasında zafer işareti yapmasının disiplin cezasına konu edilmesini hukuki ve anayasal ilkeler ışığında detaylı bir biçimde incelemiştir. İdarenin disiplin kurulu kararında ve bunu denetleyen derece mahkemelerinin kararlarında, başvurucunun gerçekleştirdiği el işaretinin ve ziyaretçilerin zılgıt atma eyleminin, hangi makul hukuki bağlamda suç örgütlerine ait sembol veya işaretleri teşhir etme suçu kapsamına girdiği yönünde yeterli bir hukuki değerlendirme yapılmadığı, kararların şablondan ibaret olduğu tespit edilmiştir.

Başvurucu, idareye ve yargı mercilerine sunduğu şikâyet dilekçelerinde zafer işaretinin ve zılgıt atmanın herhangi bir terör örgütü sembolü olmadığını, bunların Anadolu coğrafyasında sıkça kullanılan ve sadece kültürel bir sevinç ifadesi niteliği taşıyan eylemler olduğunu ısrarla savunmuştur. Buna karşılık, infaz hâkimliği ve ağır ceza mahkemesi kararlarında başvurucunun temel haklarına temas eden bu güçlü savunmalarına herhangi bir yanıt verilmemiş, yapılan sıradan hareketin ceza infaz kurumunun gündelik düzeni ve fiziki güvenliği üzerindeki somut etkisine dair en ufak bir somut delil veya açıklama getirilmemiştir. İdare ve yargı mercileri, başvurucunun eyleminin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamak adına neden ağır bir disiplin cezası olan hücre cezası ile cezalandırılması gerektiğini ilgili ve yeterli bir gerekçeyle maalesef ortaya koyamamıştır.

Ceza infaz kurumunda güvenliğin ve düzenli bir yaşamın sürdürülmesi ile disiplinin sağlanması bakımından idarenin önlem almasında meşru bir amaç bulunsa da, somut olgular incelendiğinde başvurucunun fiilinin kuralları nasıl ihlal ettiği ve kurum güvenliğini ne şekilde tehlikeye düşürdüğü makul şekilde açıklanmadan başvurucuya on bir gün hücreye koyma cezası uygulanması, hukuki dayanaktan yoksundur ve demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü bir müdahale olarak değerlendirilemez. Gerekçesiz, soyut ve genel varsayımlara dayalı yargısal kararlar, anayasal güvencelerin doğrudan ihlali sonucunu doğurmaktadır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması ve yeniden yargılama yapılması amacıyla kararın ilgili mahkemeye gönderilmesine ve başvurucuya 30.000 TL manevi tazminat ödenmesi yönünde başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: