Anasayfa Karar Bülteni AİHM | TARTAMELLA VE DİĞERLERİ | BN. 26338/19,...

Karar Bülteni

AİHM TARTAMELLA VE DİĞERLERİ BN. 26338/19, 1823/21, 12868/22

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 26338/19, 1823/21, 12868/22
Karar Tarihi 23.10.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu Kısmi İhlal
Karar Linki HUDOC
  • Müsadere için fiili tasarruf yetkisi ispatlanmalıdır.
  • Üçüncü kişilerin mülkiyet hakkı keyfi sınırlandırılamaz.
  • Gelir yetersizliği tek başına muvazaa kanıtı olamaz.
  • Müsadere kararları somut ve nesnel delillere dayanmalıdır.

Bu karar, suç işleyen kişilerin aile üyeleri adına kayıtlı malvarlıklarının müsadere edilmesi (el konulması) sürecinde, mülkiyet hakkının korunmasına yönelik son derece önemli sınırlar çizmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, resmiyette üçüncü kişiler adına kayıtlı olan ancak suç geliriyle elde edildiği şüphesiyle müsadere edilen mallar söz konusu olduğunda, yerel mahkemelerin yükümlülüklerini netleştirmiştir. Karara göre, sadece resmi malikin söz konusu malı alacak maddi gücünün bulunmaması, o malın gerçekte suç işleyen kişiye ait olduğunu veya onun fiili tasarrufunda bulunduğunu kanıtlamak için tek başına yeterli bir gerekçe oluşturamaz.

Uygulamada, özellikle organize suçlar ve vergi kaçakçılığı gibi alanlarda, suç faillerinin haksız malvarlıklarını eşleri veya çocukları üzerine kaydettirerek (muvazaa yoluyla) müsadereden kaçınmaya çalışmaları sıkça karşılaşılan bir durumdur. Ancak bu emsal karar, devletin suç gelirleriyle mücadele ederken masum üçüncü kişilerin mülkiyet haklarını keyfi olarak ihlal etmemesi gerektiğini güçlü bir şekilde vurgulamaktadır. Mahkemeler, söz konusu malın fiilen failin kontrolünde olduğunu, failin malik gibi davrandığını gösteren somut ve nesnel deliller sunmak zorundadır. Bu içtihat, gelecekteki müsadere ve el koyma davalarında savcılıkların ve mahkemelerin sadece varsayımlara veya şüphelilerin aile bağlarına dayanarak işlem yapmasını engelleyecek, delil standartlarını yükseltecek kritik bir rehber niteliğindedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucular, İtalya'da vergi kaçakçılığı, iflas dolandırıcılığı ve mafya tipi suç örgütü üyeliği gibi ciddi suçlardan yargılanan faillerin kızları ve eşleridir. İtalyan makamları, söz konusu suç faillerinin elde ettikleri haksız kazançları aile üyeleri üzerine kaydettirerek gizlemeye çalıştıklarını iddia etmiş ve resmiyette başvuruculara ait olan ev, arsa, tekne ve mücevher gibi çeşitli malvarlıklarına el koyarak bu malları müsadere etmiştir.

Başvurucular, bu malların gerçek sahibinin kendileri olduğunu, söz konusu malları kendi imkanları, aile büyüklerinin maddi yardımları veya banka kredileri ile yasal yollardan satın aldıklarını belirterek müsadere kararlarına itiraz etmişlerdir. İtalyan mahkemelerinin bu itirazları reddetmesi üzerine başvurucular, mülkiyet haklarının ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurarak haksız yere el konulan mallarının iadesini ve uğradıkları zararların tazmin edilmesini talep etmişlerdir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken temel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne Ek 1 No.lu Protokol m.1 (mülkiyetin korunması) hükmüne dayanmıştır. Bu madde uyarınca, her gerçek ve tüzel kişi malvarlığına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir ve kamu yararı gerektirmedikçe ve yasada öngörülen koşullar dışında kimse mülkiyetinden yoksun bırakılamaz. İtalyan iç hukukunda ise müsadere işlemleri, İtalyan Ceza Kanunu m.240 ve suç gelirlerinin eşdeğer değerde müsaderesini düzenleyen İtalyan Ceza Kanunu m.322-ter hükümlerine dayandırılmıştır.

Müsadere işlemlerinin hukuka uygun kabul edilebilmesi için, müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunması, meşru bir kamu yararı amacı taşıması ve başvurulan araç ile ulaşılmak istenen amaç arasında orantılılık (adil denge) bulunması gerekmektedir. Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, suçla mücadele ve suç gelirlerinin geri alınması meşru bir kamu yararı amacı taşısa da, bu işlemlerin doğrudan suça karışmamış ve iyi niyetli üçüncü kişilerin mülkiyet haklarına ölçüsüz ve aşırı bir külfet getirmemesi zorunludur.

Özellikle suç faillerinin aile üyeleri (üçüncü kişiler) adına kayıtlı malların müsadere edilebilmesi için, yerel mahkemelerin bu kişilerin sadece görünürde (muvazaalı) malik olduklarını ve söz konusu malların fiilen suç failinin mutlak tasarrufunda bulunduğunu şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlaması şarttır. Mahkemeler, sadece aile bağlarına veya resmi malikin o malı satın alacak bağımsız maddi gücünün olmamasına dayanarak mülkiyet hakkına müdahale edemez. Suç failinin bu mallar üzerinde mülkiyet hakkına özgü yetkileri (kullanma, yönetme, faydalanma) fiilen kullandığına dair nesnel, tutarlı ve somut delillerin ortaya konulması, hukukun üstünlüğü ve mülkiyet hakkının korunması ilkelerinin vazgeçilmez bir unsurudur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayda başvuranların durumlarını ayrı ayrı değerlendirmiş ve devletin sunduğu gerekçelerin yeterliliğini titizlikle incelemiştir.

İlk iki başvurucu olan F. Tartamella ve B. Tartamella yönünden yapılan incelemede, yerel mahkemelerin müsadere kararını temel olarak bu kişilerin babalarıyla olan yakın aile bağlarına ve söz konusu gayrimenkulleri kendi başlarına satın alacak resmi maddi güçlerinin bulunmamasına dayandırdığı görülmüştür. Ancak Mahkeme, sadece gelir yetersizliğinin veya aile ilişkisinin, malların fiilen babalarının kontrolünde olduğunu kanıtlamak için yeterli olmadığını belirtmiştir. Babalarının bu mallar üzerinde malik gibi hareket ettiğine veya tasarruf yetkisini kullandığına dair hiçbir somut ve destekleyici delil sunulmamıştır. Bu nedenle, ilk iki başvurucu açısından uygulanan müsadere işleminin orantısız olduğu ve mülkiyet hakkına haksız bir müdahale teşkil ettiği sonucuna varılmıştır.

Buna karşılık, üçüncü başvurucu ve dördüncü başvurucu açısından durum oldukça farklı değerlendirilmiştir. Üçüncü başvurucunun adına kayıtlı olan teknenin, aslında suç işleyen eşinin fiili tasarrufunda olduğu; eşinin bağlama ve bakım ücretlerini ödediği, teknenin fiili kullanımının suç failinde olduğu yerel mahkemelerce somut delillerle ortaya konulmuştur. Dördüncü başvurucunun durumunda ise, dinlenen telefon kayıtlarından başvurucunun muvazaalı kayıt işlemlerinden bizzat haberdar olduğu, el konulan dairenin alım sözleşmesinin bizzat suç işleyen eşi tarafından yapıldığı, dairenin anahtarlarının eşinin bir ortağında bulunduğu ve lüks eşyaların doğrudan suç failinin erişiminde olduğu şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespit edilmiştir. Mahkeme, bu iki başvurucu yönünden yerel makamların kapsamlı bir inceleme yaptığını, sadece şüphelere değil nesnel delillere dayandığını ve kamu yararı ile bireysel haklar arasındaki adil dengenin bozulmadığını vurgulamıştır.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Birinci Dairesi, ilk iki başvurucu yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ve diğer başvurucular yönünden ise mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine hükmederek başvuruyu kısmen kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: