Anasayfa Karar Bülteni AYM | Semra Omak | BN. 2021/9813

Karar Bülteni

AYM Semra Omak BN. 2021/9813

KARARIN KÜNYESİ

Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/9813
Karar Tarihi 15.10.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Öngörülebilir yaşam riskine karşı makul tedbirler alınmalıdır.
  • Etkili soruşturma tüm sorumluların tam tespitini gerektirir.
  • Psikolojik desteğe muhtaç mahpuslar özel olarak gözetilmelidir.
  • İhlal kararı sonrası soruşturma titizlikle yürütülmelidir.

Bu karar, devletin koruması altındaki kişilerin, özellikle de ceza infaz kurumlarında barındırılan mahpusların yaşam hakkının korunmasına yönelik pozitif yükümlülüklerinin kapsamını netleştirmesi bakımından oldukça büyük bir hukuki değere sahiptir. Anayasa Mahkemesi, kişinin intihar riski ve ciddi psikolojik sorunlarının idarece bilindiği durumlarda, yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edilmesinin ardından yürütülecek ceza soruşturmalarının basit, şekilsel bir incelemeden ibaret olamayacağını son derece açık bir şekilde vurgulamaktadır. Soruşturma makamlarının, olaya dâhil olan idarecilerin, psikologların ve personelin ihmal veya kusurlarını yüzeysel bir değerlendirmeyle geçiştirmesi, yaşam hakkının usul boyutunun açık bir ihlali anlamına gelmektedir. Bu tür yargısal süreçler, adaletin tam olarak tesis edilmesi ve benzer olayların gelecekte yaşanmasının önüne geçilmesi için kritik bir işlev görmektedir.

Uygulamada, cezaevi intiharları veya şüpheli ölüm vakalarından sonra başlatılan soruşturmaların genellikle sadece olaya müdahale eden tek bir kamu görevlisine odaklanarak veya baştan itibaren riskin öngörülemez olduğu gerekçesiyle hızla kapatılması çok sıkça rastlanan ve eleştirilen bir sorundur. Bu önemli ihlal kararı, Cumhuriyet başsavcılıklarının yürüttüğü ceza soruşturmalarında olayı aydınlatabilecek ve tüm sorumluların hiyerarşik düzeyde tam olarak belirlenmesini sağlayacak nesnel delillerin eksiksiz bir şekilde toplanması gerektiğini güçlü bir emsal olarak ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesinin daha önce açıkça verdiği bir ihlal kararına rağmen, savcılıkça yeniden açılan soruşturmada riskin tekrar "öngörülemez" sayılarak hızlıca takipsizlik kararı verilmesi, devletin etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün ağır bir ihlali olarak görülmüştür. Bu durum, yargı ve idari mercilerin Anayasa Mahkemesi kararlarının gerekçelerine harfiyen uyması ve sadece şekli değil, gerçekten sonuç alıcı adımlar atması gerektiği yönünde tüm hukuk uygulayıcıları için kesin bir uyarı niteliği taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Semra Omak, hırsızlık suçundan tutuklu olarak cezaevinde bulunan oğlu E.N.'nin, cezaevi kantininden temin ettiği bir çamaşır ipini kullanarak çocuk koğuşunun mutfak bölümündeki kalorifer peteğine kendini asmak suretiyle intihar etmesi üzerine kamu makamlarına başvurmuştur. Başvurucu, olayda cezaevi görevlilerinin ve idari yetkililerin ağır bir ihmali olduğu gerekçesiyle şikayetçi olmuş ve adalet talep etmiştir. Olayın çok öncesinde oğlunun ciddi psikolojik sorunları olduğu, kullanması gereken ilaçlarını kendi isteğiyle bıraktığı ve geçmişte de intihar girişiminde bulunduğu, dolayısıyla intihar riskinin cezaevi yetkililerince çok iyi bilindiği iddia edilmiştir.

Anayasa Mahkemesi, daha önce açılan davalar sonucunda bu üzücü olayla ilgili olarak yaşam hakkının ihlal edildiğine ve gerçek sorumluların tespiti için idari ve adli yönden yeniden soruşturma yapılmasına hükmetmiştir. Ne var ki, bu kararın ardından yeniden başlatılan ceza soruşturmasında savcılık makamı, hiçbir kurum yetkilisinin veya cezaevi personelinin sorumluluğunun bulunmadığına ve yaşanan bu intihar eyleminin kesinlikle öngörülemez olduğuna kanaat getirerek dosyayı tekrar kapatmıştır. Bunun üzerine başvurucu, Anayasa Mahkemesinin önceki ihlal kararının yalnızca şeklen uygulandığını, tespit edilen hiçbir eksikliğin giderilmediğini, olayın derinlemesine incelenmediğini ve gerçek sorumluların hukuken tespit edilmediğini belirterek hakkını aramak için tekrar Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümünde, temel hak ve özgürlüklerin en önemlisi olan ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.17'de güvence altına alınan yaşama hakkı esas alınmıştır. Bu madde, devletin herkesin hayatını koruma ve maddi-manevi varlığını geliştirme yükümlülüğünü eksiksiz bir şekilde düzenler. Yaşam hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerin başında, kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin varlığının bilindiği veya bilinmesi gerektiği hâllerde, bu riski tamamen ortadan kaldıracak makul ve orantılı tedbirlerin derhal alınmasını gerektiren maddi koruma yükümlülüğü gelmektedir.

Bununla birlikte, yaşama hakkının yalnızca maddi boyutu değil, usul boyutu da olayların aydınlatılması açısından kritik bir öneme sahiptir. Usul yükümlülüğü, şüpheli, ani veya şiddet içeren ölüm olaylarında devletin derhâl, bağımsız, tarafsız ve oldukça etkili bir adli soruşturma yürütmesini zorunlu kılar. Etkili bir ceza soruşturmasının temel amacı, yaşam hakkını koruyan idari ve yasal mevzuatın gereği gibi uygulanmasını güvence altına almak, kusuru veya ihmali bulunan tüm sorumluları net bir şekilde tespit ederek hesap vermelerini sağlamaktır. Soruşturmayı yürüten adli makamların, olayı aydınlatabilecek tüm delilleri eksiksiz toplaması, makul bir özen ve süratle hareket etmesi ve temelden yoksun sonuçlara varmaktan hassasiyetle kaçınması yerleşik içtihat prensipleri arasındadır.

Ayrıca, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m.50 uyarınca, ihlal kararının gönderildiği mercilerin yapması gereken temel işlem, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği hukuki ilkelere ve gerekçelere birebir uygun olarak yeniden soruşturma veya yargılama sürecini başlatmak ve hak ihlalinin nedenlerini tüm boyutlarıyla ortadan kaldırmaktır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun oğlu E.N.'nin ceza infaz kurumundaki intiharına ilişkin olarak yıllar önce verdiği ilk ihlal kararında, idarenin mahpusun ağır psikolojik sorunlarını ve intihar riskini bilebilecek durumda olmasına rağmen makul ve gerekli koruyucu tedbirleri almadığına açıkça hükmetmiştir. Bahsi geçen ihlal kararında, olayla ilgili yürütülen soruşturmanın sadece nöbetçi koruma memurlarına odaklandığı, cezaevi psikoloğunun ve diğer üst düzey idarecilerin ihmal veya kusurlarını irdelemediği belirtilmiş ve bu eksikliklerin acilen giderilmesi amacıyla yeniden kapsamlı bir soruşturma yapılması istenmiştir.

Ancak Cumhuriyet Başsavcılığının söz konusu ihlal kararı üzerine yeniden yürüttüğü soruşturma dosyasında, Anayasa Mahkemesinin "riskin açıkça öngörülebilir olduğu" yönündeki bağlayıcı ve kesin tespitine rağmen, şaşırtıcı bir şekilde olayın öngörülemez ve önceden bilinemez olduğu sonucuna varılarak tekrar kovuşturmaya yer olmadığına (takipsizlik) karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu tutumun, daha önce verilmiş olan kesin ve bağlayıcı ihlal kararını adeta anlamsız ve işlevsiz kıldığını tespit etmiştir.

Yaşam hakkının usul boyutuna ilişkin etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü, yüksek mahkemenin ihlal kararının gerekçelerine tam bir uyumla hareket edilmesini emretmektedir. Bu kapsamda, yaşamın korunamamasında ihmali veya kusuru bulunabilecek cezaevi idarecilerinin, başmemurların ve psiko-sosyal servis görevlilerinin açıkça tespit edilmesi zorunludur. Mahkeme, yeniden yürütülen soruşturmada bu kişilerin sadece şeklî olarak ifadelerinin alındığını, intihar riskinin öngörülemez olduğu temeline dayanılarak asıl sorumlular hakkında derinlemesine bir yasal değerlendirme yapılmadığını belirlemiştir. Bu durum, şüpheli ölüm olayını tüm detaylarıyla aydınlatma ve sorumluları yargı önüne çıkarma temel amacından tamamen uzaklaşılmasına yol açmıştır. Sonuç itibarıyla olayı çevreleyen maddi koşulların tam olarak araştırılmadığı, yüzeysel bir soruşturma ile dosyanın kapatıldığı saptanmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden soruşturma yapılması talebini kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: