Karar Bülteni
AİHM H.H. BN. 19035/21
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 19035/21 |
| Karar Tarihi | 09.12.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | HUDOC |
- Özgürlükten yoksun bırakılmada duruşma esastır.
- Zorunlu psikiyatrik tedavide sözlü dinlenme şarttır.
- Yalnızca dosya üzerinden inceleme yapılması hatalıdır.
- Sözlü duruşma hakkı makul aralıklarla kullandırılmalıdır.
Bu karar, zorunlu psikiyatrik tedavi amacıyla hastaneye yatırılan ve iradesi dışında ilaç tedavisi uygulanan bireylerin, özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarının hukuka uygunluğunun denetlenmesi sürecinde sözlü duruşma haklarının önemini vurgulaması açısından hukuken büyük ve kritik bir anlam taşımaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, kişinin özgürlüğünün kısıtlandığı durumlarda salt dosya üzerinden yapılan yazılı incelemelerin yeterli olmadığını, kişinin mahkeme huzurunda bizzat dinlenilmesinin temel bir güvence olduğunu bir kez daha kesin bir dille teyit etmiştir. Özellikle psikiyatrik alıkoyma gibi hassas durumlarda, hastanın durumunun ve itirazlarının doğrudan bir hâkim tarafından dinlenilmemesi, yargısal denetimin etkililiğini tamamen ortadan kaldırmaktadır.
Emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu karar, idari ve adli yargı mercilerinin, tarafların duruşma taleplerini reddederken çok daha titiz ve dikkatli bir değerlendirme yapmalarını zorunlu kılmaktadır. Mahkemelerin, yıllar önce yapılmış eski bir duruşmayı gerekçe göstererek veya yalnızca tıbbi raporlara dayanarak güncel itirazları duruşmasız karara bağlama pratiği açıkça Sözleşme'ye aykırı bulunmuştur. Bu emsal karar, Avrupa genelinde psikiyatri hastanelerinde zorunlu tedavi gören kişilerin adalete erişim ve adil yargılanma haklarının güvence altına alınması noktasında standartları ciddi şekilde yükseltmekte ve tüm yargı mercilerine, kişi hürriyeti söz konusu olduğunda rutin, şekli ve yüzeysel incelemelerden mutlaka kaçınmaları yönünde çok güçlü bir hukuki mesaj vermektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu H.H., 2020 yılı içinde farklı tarihlerde kendi iradesi dışında psikiyatri hastanesine yatırılmış ve kendisine rızası dışında zorla ilaç tedavisi uygulanmıştır. Başvurucu, özgürlüğünün kısıtlandığı bu zorunlu yatış ve tıbbi tedavi kararlarına karşı yerel idare mahkemesinde iptal davası açmıştır. Yargılama sürecinde, maruz kaldığı durumu ve itirazlarını bizzat dile getirebilmek, ayrıca tanık dinletebilmek amacıyla davanın sözlü duruşmalı olarak görülmesini talep etmiştir. Ancak idare mahkemesi, dosyadaki yazılı tıbbi raporların ve resmi belgelerin karar vermek için yeterli olduğunu, ayrıca başvurucunun yaklaşık iki yıl önce başka bir yatış kararı için yapılan duruşmada zaten dinlenildiğini belirterek bu talebi reddetmiştir. Başvurucu, özgürlüğünden yoksun bırakıldığı bu ağır süreçte mahkeme huzuruna çıkarılmamasının ve itirazlarının sadece evrak üzerinden şeklen reddedilmesinin adil yargılanma ile kişi hürriyeti ve güvenliği haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurarak ihlal kararı verilmesini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin Madde 5/4 hükmü, yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun bırakılan herkesin, tutulma işleminin hukuka uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesini ve eğer tutulma hukuka aykırı ise derhal serbest bırakılmasını bir mahkemeden isteme hakkına sahip olduğunu güvence altına almaktadır. Bu temel hak, yargısal denetimin sadece şekli bir inceleme olmamasını, aksine gerçek ve etkili bir biçimde yapılmasını gerektirmektedir. AİHM'nin yerleşik içtihatlarına göre, özgürlükten yoksun bırakılma hallerinde yapılacak yargısal denetimin her zaman medeni veya cezai yargılamalardaki gibi tam teşekküllü tüm güvenceleri taşıması gerekmese de, kişinin mahkemeye doğrudan erişiminin bulunması ve bizzat ya da bir temsilci aracılığıyla sözlü olarak dinlenme fırsatına sahip olması elzemdir.
Özellikle psikiyatrik rahatsızlıklar nedeniyle zorunlu yatış kararı verilen kişilerin durumu, doğası gereği oldukça hassastır. Hastanın mevcut ruh sağlığı durumunun ve uygulanan tedaviye yönelik itirazlarının şeffaf bir biçimde değerlendirilebilmesi için mahkeme huzuruna çıkarılması, yargısal denetimin temel taşlarından biridir. Mahkeme, her tutukluluk veya yatış uzatma kararında mutlaka yeni bir duruşma yapılmasını katı bir şekilde şart koşmasa da, kişinin makul aralıklarla sözlü olarak dinlenme hakkını kullanabilmesi gerektiğini ısrarla belirtmektedir. Finlandiya iç hukukundaki Ruh Sağlığı Kanunu ile İdari Yargılama Usulü Kanunu m.57 hükümleri, mahkemelere duruşma yapmama konusunda belirli istisnai takdir yetkileri tanısa da, bu idari yetkinin Sözleşme'nin gerekleri ile tam uyumlu bir şekilde, kişinin en temel hakkı olan hürriyetinden yoksun bırakıldığı gerçeği asla göz ardı edilmeden, son derece dar ve sıkı bir şekilde yorumlanması gerekmektedir. Bilhassa kapalı bir kurumda tutulma ve kişinin bedensel bütünlüğüne yönelik irade dışı tıbbi müdahale söz konusu olduğunda, salt idari makamların ve doktorların sunduğu yazılı belgelere dayanılarak karar verilmesi, çekişmeli yargılama ilkesini ve adaletin temelini sarsmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvurucunun zorunlu psikiyatrik tedavi amacıyla hastaneye yatırılmasına yönelik itirazlarını inceleyen yerel idare mahkemesinin, sözlü duruşma talebini gerekçesiz bir biçimde reddetmesini detaylı bir şekilde değerlendirmiştir. Mahkeme, idare mahkemesinin 2020 yılındaki kararlarını yalnızca dosya üzerinden, salt tıbbi raporlara ve yazılı beyanlara dayanarak verdiğini somut olarak tespit etmiştir.
AİHM, idare mahkemesinin duruşma açmama gerekçesi olarak, başvurucunun 2018 yılında tamamen farklı bir yatış kararına ilişkin yapılan eski bir duruşmada dinlenilmiş olmasını göstermesini son derece yetersiz ve hukuka aykırı bulmuştur. Aradan geçen yaklaşık iki yıllık uzun süre zarfında başvurucunun mevcut ruhsal durumunun, güncel itirazlarının ve somut olayın koşullarının tamamen değişmiş olabileceği son derece açıktır. Makul aralıklarla dinlenilme hakkı, kişiyi yıllar önceki bir duruşmaya mahkûm ederek güncel ve hayati itirazlarını sadece evrak üzerinden reddetmeyi hiçbir şekilde haklı gösteremez. Başvurucunun tanık dinletme, tıbbi uzmanlara soru sorma ve kendi savunmasını bizzat yargıca sunma taleplerinin peşinen reddedilmesi, yargısal denetimin etkililiğini ve adil yargılanma güvencelerini ciddi şekilde zedelemiştir.
Bunun yanı sıra, başvurucunun zorla ilaç verilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiası da incelenmiştir. AİHM, yerel hukuk mahkemesinin (Bölge Mahkemesi) daha önce bu spesifik konuda zaten bir ihlal kararı verdiğini ve başvurucuya 5.000 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmettiğini belirlemiştir. Bu tazminat miktarı, olayın koşulları ve ulusal standartlar dikkate alındığında makul bulunmuş ve bu şikâyet yönünden başvurucunun mağdur sıfatının ortadan kalktığı kabul edilerek başvuru bu kısım yönünden kabul edilemez bulunmuştur. Ancak özgürlükten yoksun bırakılmanın denetimi boyutunda, mahkemenin yüz yüzelik ilkesinden açıkça sapması, davanın niteliği gereği zorunlu olan duruşmayı yapmaması ve kişinin kendini doğrudan ifade etme hakkını elinden alması Sözleşme'nin ruhuna ve özüne kesinlikle aykırı bulunmuştur.
Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvurucunun zorunlu psikiyatrik yatış sürecinde sözlü duruşma hakkından mahrum bırakılmasının Sözleşme'nin 5. maddesinin 4. fıkrasını ihlal ettiği yönünde karar vermiş ve başvuruyu kabul etmiştir.