Karar Bülteni
AİHM ILAREVA VE DİĞERLERİ BN. 24729/17
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | AİHM 3. Bölüm |
| Başvuru No | 24729/17 |
| Karar Tarihi | 09.09.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | HUDOC |
- Sanal ortamdaki saldırılar özel hayatın gizliliğini ihlal edebilir.
- Devletin siber zorbalığa karşı etkili soruşturma yükümlülüğü vardır.
- Nefret söylemi ve ölüm tehditleri ceza hukukuyla korunmalıdır.
- Mağdurların soruşturma sürecine etkin katılımı sağlanmalıdır.
Bu karar, dijital alanda ve özellikle sosyal medya platformlarında gerçekleştirilen nefret söylemi, şiddete teşvik ve ölüm tehditlerine karşı devletin pozitif yükümlülüklerinin sınırlarını netleştirmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. AİHM, internet ortamında gerçekleşen saldırıların, fiziksel dünyada olduğu gibi mağdurların psikolojik bütünlüğünü ve onurunu zedeleyecek ciddiyete ulaşabileceğini tereddütsüz şekilde kabul etmiştir. Bu bağlamda, sivil toplum kuruluşu çalışanlarına ve insan hakları savunucularına yönelik ayrımcı saiklerle yapılan siber saldırıların, devlet makamları tarafından salt ifade özgürlüğü sınırları içinde veya "geçici internet tartışmaları" olarak küçümsenerek cezasız bırakılması, Sözleşme'nin 8. maddesi ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlali olarak değerlendirilmiştir.
Emsal teşkil eden bu güçlü karar, devletlerin internet ortamında işlenen suçlara karşı "faillerin IP adreslerinin teknik olarak tespit edilememesi" veya "ilgili suç tipinde şikayetçinin doğrudan mağdur statüsünün bulunmadığı" gibi şekli hukuki gerekçelerin arkasına sığınarak etkin soruşturma yükümlülüğünden kaçınamayacağını ortaya koymaktadır. Özellikle nefret ve ayrımcılık saikiyle işlenen suçlarda, makamların sadece yüzeysel ve usuli kararlar almakla yetinmeyip, mağdurların şikayetlerini ciddiye almaları, onları sürece etkin bir şekilde dâhil etmeleri ve caydırıcı ceza hukuku mekanizmalarını hızlıca işletmeleri gerektiği açıkça vurgulanmaktadır. Uygulamada bu karar, sosyal medya üzerinden hedef gösterilen dezavantajlı grup savunucuları, gazeteciler ve aktivistlerin korunması ile siber zorbalığa karşı etkili yasal yolların oluşturulması açısından üye devletlere bağlayıcı ve güçlü bir hukuki standart dayatmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Olay, Bulgaristan'da mülteci ve azınlık hakları konusunda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarında çalışan üç başvurucunun, mesleki faaliyetleri nedeniyle Facebook üzerinden özel şahıslar tarafından hedef alınmasıyla ilgilidir. Başvurucular, sosyal medya paylaşımlarında kendilerine yönelik kan dondurucu ölüm tehditleri, şiddete teşvik ve ağır hakaretler içeren mesajlar üzerine savcılığa suç duyurusunda bulunmuştur. Ancak savcılık, IP adreslerinin tespit edilememesi, söz konusu suç tiplerinde başvurucuların hukuken "mağdur" sıfatını taşımadığı ve internet üzerindeki tehditlerin gerçek bir tehlike oluşturmadığı gibi gerekçelerle soruşturmayı askıya almış ve nihayetinde takipsizlik kararları vermiştir. Başvurucular, devlet makamlarının söz konusu saldırılara karşı etkili bir ceza soruşturması yürütmeyerek kendilerini korumasız bıraktığı ve nefret saikiyle hareket eden saldırganları cezasız bıraktığı gerekçesiyle AİHM'e başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkeme uyuşmazlığı çözerken öncelikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin özel hayata ve aile hayatına saygı hakkını düzenleyen Sözleşme'nin 8. maddesi ile ayrımcılık yasağını düzenleyen Sözleşme'nin 14. maddesini temel almıştır. AİHM'in yerleşik içtihatlarına göre, "özel hayat" kavramı bireyin fiziksel ve psikolojik bütünlüğünü de kapsayan oldukça geniş bir terimdir. İnternet ve sosyal medya üzerinden yapılan, bireyleri kişisel olarak hedef alan, ölüm tehditleri ve şiddete teşvik içeren paylaşımlar, mağdurların psikolojik esenliğini ve onurunu zedeleyecek ciddiyet seviyesine ulaştığında 8. madde korumasını doğrudan devreye sokar.
Devletin 8. madde kapsamındaki pozitif yükümlülükleri, bireylerin özel hayatlarına yönelik ağır müdahalelere karşı, özellikle temel değerlerin tehlikede olduğu durumlarda, caydırıcı ve etkili ceza hukuku mekanizmalarının işletilmesini gerektirir. Ayrımcı tutumlarla motive edilen doğrudan sözlü saldırılar ve fiziksel tehditler karşısında devletin gerekli ceza hukuku önlemlerini alması zorunludur.
Somut olayda, Bulgaristan Ceza Kanunu'nun 144. maddesi (ölüm tehdidi) ile ırk, milliyet veya etnik kökene dayalı nefreti körüklemeyi cezalandıran Bulgaristan Ceza Kanunu'nun 162. maddesi uygulama alanı bulmuştur. Mahkeme, etkili bir soruşturmanın olayların aydınlatılmasına ve sorumluların tespit edilip cezalandırılmasına yol açabilecek kapasitede olması gerektiğini, mağdurların meşru menfaatlerini korumak için prosedüre yeterli ölçüde ve usulüne uygun şekilde dâhil edilmesinin şart olduğunu açıkça belirtmiştir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
AİHM, somut olayı incelerken, ulusal makamların yürüttüğü soruşturmada kabul edilemez ölçüde ciddi eksiklikler bulunduğunu tespit etmiştir. Soruşturma makamları, olayları aydınlatmak ve sorumluları bulmak için inandırıcı bir çaba göstermeksizin, çoğunlukla usule ilişkin şekli kararlar vermekle yetinmiştir. Savcılık, internet ortamında işlenen suçlarda faillerin IP adreslerinin elde edilememesi gibi teknolojik ve yasal gerekçelerin arkasına sığınarak soruşturmayı askıya almış, elindeki diğer geleneksel ve dijital araştırma imkânlarını kullanmamıştır.
Ayrıca, yerel makamların ceza kanununun nefret söylemine ilişkin hükümlerini katı ve dar bir şekilde yorumlayarak, başvurucuların doğrudan ve şahsen hedef alınmalarına rağmen bu suçlar kapsamında hukuken "mağdur" sıfatını taşımadıklarına hükmetmesi, onların soruşturma sürecine etkin katılımlarını tamamen engellemiştir. Mahkeme, şikayetçilerin soruşturmanın gidişatını belirleyen kararlara dahi itiraz edememesinin, mağdurların sürece dâhil edilmeleri gerekliliğiyle asla bağdaşmadığını vurgulamıştır.
Bununla birlikte, savcılığın başvuruculara yönelik ağır şiddet söylemlerini ve ölüm tehditlerini sadece "geçici internet tartışmaları" ve "gerçekleşme ihtimali olmayan boş sözler" olarak değerlendirmesi, olayların ciddiyetinin resmi makamlarca ne denli hafife alındığını göstermektedir. AİHM, bu tehditlerin internet ortamında yapılmış olmasının, söz konusu şiddet çağrılarının ağırlığını ve kişilerin üzerinde yarattığı korkuyu azaltmadığına dikkat çekmiştir. Ulusal makamlar, başvurucuların savundukları mülteci ve azınlık gruplarla olan mesleki bağları nedeniyle kasıtlı olarak hedef alınmalarının ardındaki ayrımcı saikleri ve toplumsal önyargıları da tamamen göz ardı etmiştir.
Tüm bu eksikliklerin kümülatif etkisi, hoşgörüsüzlük ve önyargıyla motive edilen şiddet kışkırtıcılığının ve ölüm tehditlerinin cezasız kalmasına yol açmış, başvuruculara anayasal ve sözleşmesel haklarını koruyacak asgari güvenceler sağlanmamıştır. Sonuç olarak AİHM, soruşturma makamları tarafından ceza hukuku mekanizmalarının işletilme biçiminin yetersiz olduğuna hükmederek, Sözleşme'nin 14. maddesi ile bağlantılı olarak 8. maddesinin ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.