Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2016/31163 E. | 2017/3808 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2016/31163 E. 2017/3808 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/31163
Karar No 2017/3808
Karar Tarihi 13.03.2017
Dava Türü İşe İade
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Şartları oluşmadan yapılan grev kanun dışı kabul edilir.
  • Demokratik eylem hakkı ölçülülük ilkesiyle sınırlandırılmıştır.
  • Toplu eylemlerde işverene özel zarar verme kastı olmamalıdır.
  • Yetkili sendikanın olduğu işyerinde gayriresmi temsilci dayatılamaz.
  • Ölçüsüz iş bırakma eylemi haklı fesih sebebidir.

Bu karar, iş hukukunda işçilerin demokratik hak arama hürriyeti ile kanun dışı grev ve işverenin fesih hakkı arasındaki ince çizgiyi net bir şekilde ortaya koymaktadır. Karara göre, işçilerin üyesi oldukları sendikaya tepki göstermek amacıyla iş bırakması ve üretim alanını terk etmemesi, toplu iş sözleşmesinin yürürlükte olduğu bir dönemde kanuni grev hakkının kullanımı olarak değerlendirilemez. Yüksek Mahkeme, işçilerin taleplerinin ve eylemlerinin anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan barışçıl toplu eylem hakkı kapsamında korunabilmesi için, eylemin işverene zarar verme amacı taşımaması ve ölçülü olması gerektiğinin altını çizmektedir. Olayın süresi, katılımcı sayısı ve işyerini işgal boyutu dikkate alındığında, demokratik sınırların aşıldığı kabul edilmiştir.

Uygulamadaki önemi bakımından bu karar, özellikle sendikal rekabetin ve işçi-sendika uyuşmazlıklarının yaşandığı büyük sanayi kuruluşlarındaki benzer eylemler için güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Karar, yetkili sendikanın bulunduğu bir işyerinde, resmi olmayan temsilcilerin tanınması gibi kanunen mümkün olmayan taleplerle üretimin durdurulmasının, işverene derhal ve haklı nedenle fesih hakkı vereceğini açıkça göstermektedir. Ayrıca, sendika içi uyuşmazlıkların işverene yansıtılması ve ölçüsüz tepkilerin iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacağı ilkesi yerleşik hale gelmiş, alt derece mahkemelerinin barışçıl eylem değerlendirmelerinde daha katı ve kanuni sınırlar içinde kalması gerektiği kesin bir dille vurgulanmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, davalı şirkete ait fabrikada çalışan bir grup işçinin üyesi oldukları yetkili sendikadan istifa etmeleri ve sonrasında gelişen iş bırakma eylemleri nedeniyle iş sözleşmelerinin feshedilmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı işçi, sendikadan istifa ettiği için işveren ve sendika temsilcileri tarafından kendisine mobbing uygulandığını, sendikaya geri dönmesi için baskı yapıldığını ve işten haksız yere çıkarıldığını iddia ederek işe iade ve sendikal tazminat talebiyle dava açmıştır. Davalı işveren ise, işçilerin ücret zammı talebiyle başka fabrikalarda başlayan olaylardan etkilenerek yasa dışı iş bırakma eylemi yaptıklarını, uyarılara rağmen üretimi durdurup fabrikayı işgal ettiklerini, sendika odalarının kaldırılması gibi yasal olarak mümkün olmayan taleplerde bulunduklarını ve iş barışını bozdukları için feshin haklı nedene dayandığını savunmuştur. Uyuşmazlığın temelinde, işçilerin iş yerindeki toplu eyleminin anayasal bir hak mı yoksa işverene haklı fesih imkanı veren yasa dışı bir eylem mi olduğu sorusu yatmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Yargıtay, uyuşmazlığı çözerken ulusal mevzuatın yanı sıra uluslararası sözleşmelerin de belirlediği standartları esas almıştır. Uyuşmazlığın merkezinde yer alan kanuni ve kanun dışı grev kavramları, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m. 58 çerçevesinde değerlendirilmiştir. İlgili maddeye göre, işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak amacıyla aralarında anlaşarak işi bırakmaları grev olarak tanımlanırken, kanuni grev için aranan şartlar gerçekleşmeden yapılan grev kanun dışı kabul edilmektedir. Somut olayda yürürlükte bir toplu iş sözleşmesi bulunduğundan, işçilerin kanuni bir grev hakkını kullanmadığı açıktır.

Bununla birlikte mahkeme, salt kanun dışı grev değerlendirmesiyle yetinmemiş, işçilerin bireysel veya toplu iş hukukuna dair haklarını savunmak için demokratik ve barışçıl eylem haklarına da değinmiştir. Bu haklar, 87 ve 98 sayılı ILO Sözleşmeleri, Avrupa Sosyal Şartı ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 51, 54 ve 90 kapsamında güvence altına alınmıştır. Yerleşik içtihat prensiplerine göre, demokratik bir hakkın kullanımı niteliğindeki protesto eylemleri belli sınırlara tabidir. Bu eylemlerin hukuka uygun kabul edilebilmesi için mutlaka ölçülü olması ve işverene özel olarak zarar verme kastı içermemesi gerekmektedir. İşçilerin anayasal haklarını kullanırken, çalışma hürriyeti gibi diğer temel hakları ihlal etmemeleri gerektiği doktrinde de sıklıkla vurgulanmaktadır. İşverenin iş sözleşmesini feshi ise 4857 sayılı İş Kanunu m. 25/II (Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller) kapsamında değerlendirilerek, eylemin işverene haklı fesih koşullarını sağlayıp sağlamadığı somut olayın özelliklerine göre irdelenmiştir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, taraflar arasındaki uyuşmazlığa ilişkin yaptığı detaylı incelemede, iş yerinde 01.09.2014 – 31.08.2017 tarihleri arasında yürürlükte olan bağlayıcı bir toplu iş sözleşmesinin bulunduğunu tespit etmiştir. Bu sözleşmenin varlığına rağmen, başka işyerlerindeki ücret zamlarından etkilenen işçilerin, üyesi oldukları sendikaya tepki göstermek amacıyla iş bırakma eylemine başladıkları anlaşılmıştır. Dosyadaki deliller ve tanık beyanları doğrultusunda, söz konusu eylemin doğrudan işverene değil, yetkili sendikaya yönelik olduğu açıkça ortaya konmuştur.

Daire, işçilerin sendika temsilcilerinin odalarının kaldırılması ve kendi seçtikleri gayriresmi sözcülerin işverence tanınması yönündeki taleplerini de incelemiştir. Toplu iş sözleşmesinin yürürlükte olduğu ve kanunen yetkili bir sendikanın bulunduğu işyerinde, tüzel kişiliği olmayan ve yasadan kaynaklanmayan bir grubun temsilcilerinin tanınmasının hukuken işverenden beklenemeyeceği vurgulanmıştır. Yüksek Mahkeme, işçilerin iş yerinden ayrılmayarak ve fabrikada "ölmek var dönmek yok" gibi sloganlar atarak üretimi durdurmalarını, eylemin zamanlaması, süresi ve katılımcı sayısı dikkate alındığında hiçbir şekilde ölçülü bulmamıştır. İşçilerin yasa dışı eylemi, emniyet güçlerinin müdahalesi ile sona erdirilmiş olup, bu durum barışçıl ve demokratik tepki sınırlarının aşıldığına işaret etmektedir.

Ayrıca, işverenin eyleme katılan işçileri, yürürlükteki yasal prosedürlere uygun şekilde işten çıkardığı, sendikalı olan ya da olmayan işçiler arasında herhangi bir ayrımcılık yapmadığı ve işverenin sendikayı korumaya yönelik özel bir dahli olduğuna dair dosyada somut hiçbir delil bulunmadığı tespit edilmiştir. Mahkemenin eylemi hak arama özgürlüğü kapsamında barışçıl eylem olarak niteleyip verdiği işe iade kararı bu bağlamda isabetsiz görülmüştür. Olayın bütünü değerlendirildiğinde, yasa dışı eyleme dönüşen ve ölçülülük ilkesini ağır biçimde ihlal eden bu hareketlerin işverene sözleşmeyi haklı nedenle derhal feshetme yetkisi verdiği kesinleşmiştir.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, işverence yapılan feshin haklı nedene dayandığı gerekçesiyle yerel mahkeme kararını ortadan kaldırmış ve davanın reddi yönünde kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: