Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2024/12513 E. 2024/13559 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
|---|---|
| Esas No | 2024/12513 |
| Karar No | 2024/13559 |
| Karar Tarihi | 14.10.2024 |
| Dava Türü | Yetki Tespitine İtiraz |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Sendika yetki tespitinde muvazaa iddiaları araştırılmalıdır.
- Bozma kararına uyulduğunda gerekleri eksiksiz yerine getirilmelidir.
- Kötüniyetli işveren işlemleri yetki çoğunluğunu etkileyemez.
- İşçilerin önceki ve yeni işyerlerindeki fiili işleri karşılaştırılmalıdır.
Bu karar, sendikaların yetki tespiti süreçlerinde işverenlerin işçi sayıları ve işkolları üzerinde yapabileceği muhtemel manipülasyonların yargısal denetimi açısından kritik bir öneme sahiptir. Yargıtay, yetki tespit başvurusundan hemen önce kurulan yeni bir işyerine yapılan toplu işçi transferlerinin, sırf sendikaların yetki almasını engellemeye yönelik kötüniyetli bir girişim olup olmadığının titizlikle incelenmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Mahkemelerin iddiaları yüzeysel bir yaklaşımla ele alıp, eksik inceleme ve salt resmi belgelere dayanarak karar vermesinin, işçilerin sendika seçme özgürlüğünü ve sendikal örgütlenme hakkını temelinden zedeleyebileceği açıkça ortaya konulmuştur.
Benzer davalardaki emsal etkisi, bilhassa "usulü kazanılmış hak" ilkesinin katı bir şekilde uygulanması yönünden kendini göstermektedir. Bir mahkeme Yargıtay'ın bozma kararına uyduğunda, o kararda emredilen tüm araştırmaları eksiksiz ve özenle yapmak zorundadır. Uygulamada bu karar, işverenlerin sendikal örgütlenmeyi kırmak amacıyla kâğıt üzerinde suni işyeri veya işkolu değişikliği yapmasının önüne geçmek için son derece önemli bir dayanak oluşturacaktır. İtiraz davalarında, nakledilen işçilerin eski ve yeni işyerlerindeki fiilen yaptıkları işlerin birbirleriyle somut olarak karşılaştırılması zorunluluğu, muvazaalı ve hakkın kötüye kullanımı niteliğindeki işveren işlemlerinin tespiti için mahkemelere ve uygulayıcılara çok net bir hukuki yol haritası sunmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı sendika, davalı şirkete ait işyerlerinde toplu iş sözleşmesi yapabilmek için kanunun aradığı yeterli çoğunluğa sahip olmadığına dair Bakanlıkça verilen olumsuz yetki tespit kararının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek iptalini talep etmiştir. Aynı dava kapsamında, davalı konumundaki diğer bir işçi sendikasına verilen olumlu yetki tespit kararının da iptali istenmiştir. Davacı sendikanın temel iddiasına göre, işveren yetki tespit başvurusundan hemen önce muvazaalı olarak yeni bir işyeri kurmuş ve daha önce farklı işkollarında çalışan tam 276 işçiyi bu yeni işyerine kaydettirerek mevcut sendikal yapıyı manipüle etmiş, böylece davacı sendikanın yasal yetki almasını kasten engellemeyi hedeflemiştir. Uyuşmazlık, işverenin gerçekleştirdiği bu toplu işçi nakillerinin kötüniyetli olup olmadığı ve işyerindeki gerçek sendikal üye çoğunluğunun kime ait olduğu noktasında toplanmaktadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde temel alınan yasal düzenlemelerin en başında 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu gelmektedir. Bu kanunun toplu iş sözleşmesi yapma yetkisine ilişkin şartları ve yetki tespiti ile bu tespite yönelik itiraz prosedürlerini detaylıca düzenleyen 6356 sayılı Kanun m. 41, 6356 sayılı Kanun m. 42 ve 6356 sayılı Kanun m. 43 hükümleri çerçevesinde, sendikaların yetki başvurusunda bulunabilmesi için gereken üye çoğunluğu kotaları ve bu hassas süreçteki hukuki itiraz usulleri açıkça belirlenmiştir. Mahkemeler bu itirazları değerlendirirken salt şekli bir inceleme yapmakla yetinemezler.
Bunun yanı sıra, işverenin işçi nakilleri, işkolu değişiklikleri ve yeni işyeri kurma işlemlerinin hukuken dürüstlük kuralına uygun olup olmadığı hususu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 2 kapsamında değerlendirilmektedir. Medeni Kanun'un emredici nitelikteki dürüstlük kuralı uyarınca, işverenin sırf bir sendikanın yetki almasını engellemek amacıyla hakkın kötüye kullanımı teşkil eden muvazaalı veya kötüniyetli işlemler yapması hukuk düzeni tarafından hiçbir şekilde korunmaz.
Yargılama hukuku ve usul kuralları açısından ise uyuşmazlıktaki en önemli prensip "usulü kazanılmış hak" kurumudur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 369 ile 6100 sayılı Kanun m. 371 ve Yargıtay'ın geçmişten bugüne gelen kökleşmiş İçtihadı Birleştirme Kararları uyarınca, bir mahkemenin Yargıtay tarafından verilen bir bozma kararına açıkça uyması hâlinde, o kararda gösterilen hukuki esaslar ve araştırma talimatları çerçevesinde inceleme yapma ve hüküm kurma yükümlülüğü kesin olarak doğar. Bozma ilamında spesifik olarak belirtilen SGK kayıtlarının getirtilerek işçilerin fiilen yaptıkları işlerin objektif kriterlerle karşılaştırılması gibi somut ve belirleyici araştırma talimatlarının tam olarak yerine getirilmesi, davanın esastan adil bir şekilde çözümü için mahkemeleri bağlayan emredici bir usul kuralıdır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
İlk Derece Mahkemesince verilen ilk ret kararı, Yargıtay tarafından işverenin işleminde çelişkili ve kötüniyetli davranıp davranmadığının tespiti amacıyla daha önce bozulmuştur. Yargıtay'ın ilk bozma ilamında, yetki başvuru tarihinde yeni kurulduğu anlaşılan işyerinde çalıştığı tespit edilen tam 276 işçinin durumunun özel olarak incelenmesi istenmiştir. Söz konusu işçilerin, bu yeni işyerine nakil olmadan önce çalıştıkları eski işyerlerindeki işlerin fiili niteliği ile bu yeni işyerindeki işlerin niteliğinin bizzat karşılaştırılarak, çelişkili ve kötüniyetli bir işveren davranışı bulunup bulunmadığının derinlemesine araştırılması gerektiği açıkça ifade edilmiştir.
Mahkemece bozma kararına uyulmasına karar verilmiş ve süreç içinde ek bilirkişi raporu alınmıştır. Ancak, hükme dayanak yapılan söz konusu ek bilirkişi raporunda, 276 işçinin eski ve yeni işyerlerindeki fiili olarak yaptıkları işlerin niteliğinin usulünce karşılaştırılabilmesi için mutlaka bir kısım SGK kayıtlarının dosya kapsamına alınarak incelenmesi gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Buna rağmen mahkemece, bilirkişi raporunda noksan olduğu belirtilen bu hayati kayıtlar temin edilmemiş, ilgili resmi kurumlardan celbedilmemiş ve işçilerin durumlarına dair gerekli teknik karşılaştırma yapılmadan son derece eksik bir inceleme ile doğrudan hüküm kurulmuştur.
Bir mahkemenin Yargıtay'ın bozma kararına uyması ile birlikte usulü kazanılmış hak statüsü doğar ve bozma gereği hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde tam ve eksiksiz olarak yerine getirilmelidir. Oysa incelenen somut olayda, işverenin kurduğu iddia edilen yeni işyerine yapılan 276 işçilik şüpheli nakil işleminin sırf sendikal yetkiyi ve çoğunluğu etkilemeye yönelik muvazaalı bir işlem olup olmadığı hususu şüpheye yer bırakmayacak şekilde aydınlatılamamıştır. Davalı şirkete ait ilgili SGK kayıtları ve işverenin müzekkerelere verdiği cevabi yazılar ile bilirkişi raporu bir bütün olarak ele alınıp değerlendirilmeli, işçilerin nakil öncesi ve sonrası fiili iş nitelikleri karşılaştırılmalı ve ancak bu eksiklikler tamamlandıktan sonra çıkacak sonuca göre yetki tespiti konusunda bir karar verilmelidir.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, mahkemece uyulan bozma ilamının gereklerinin tam olarak yerine getirilmemesi ve eksik inceleme ile karar verilmesi nedenleriyle kararı bozmuştur.