Karar Bülteni
AYM Mehmet Evelek BN. 2020/27829
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2020/27829 |
| Karar Tarihi | 03.10.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Sosyal risk ilkesinde zararın olağan dışılığı şarttır.
- Zararın sıradanlaşması değerlendirmesi bariz takdir hatasıdır.
- Terör olaylarında mağdurun zararı olağan dışı kabul edilmelidir.
- Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı keyfîliği yasaklar.
Bu karar, terör ve terörle mücadele olayları neticesinde evlerini terk etmek zorunda kalan ve evleri yıkılan vatandaşların, idareden manevi tazminat talep etmeleri noktasında sosyal risk ilkesinin nasıl yorumlanması gerektiğine dair çok kritik bir hukuki çerçeve sunmaktadır. Olayların bölgedeki herkesi etkilemiş olması, evini kaybeden mağdurun yaşadığı derin manevi yıkımın ve mülkünün yok olmasının "sıradan" veya "olağan" kabul edilmesi için geçerli bir hukuki gerekçe olamaz. Mahkemelerin, idarenin aldığı koruyucu tedbirleri gerekçe göstererek zararın özel ve olağan dışı niteliğini yitirdiğini kabul etmesi, hakkaniyet ilkesini zedeleyen bariz bir takdir hatası olarak nitelendirilmiştir.
Benzer davalarda emsal etkisi son derece yüksek olan bu içtihat, idari yargı mercilerinin sosyal risk ilkesini aşırı dar yorumlayarak mağdurların tazminat haklarını haksız yere sınırlandırmalarının önüne geçmektedir. Nitekim terör olayları yüzünden yaşam alanından ve evinden koparılmanın yarattığı yoğun stres, kaygı ve ıstırap durumu kesinlikle olağan dışı bir zarardır. Anayasa Mahkemesi, bu zararın toplumun diğer güvenli bölgelerinde yaşayan bireyleriyle aynı ölçüde gerçekleştiği yönündeki bir yorumun adalet, insaf ve sağduyu ile hiçbir şekilde bağdaşmayacağını vurgulayarak, bireylerin hakkaniyete uygun yargılanma hakkının sınırlarını güçlü bir biçimde güvence altına almıştır. Uygulamadaki bu yenilikçi ve özgürlükçü yaklaşım, terör mağduru vatandaşların adil bir tazminata erişimini kolaylaştıracak, mahkemelerin keyfî yorumlarını engelleyecek ve idarenin hukuki sorumluluğunu daha net ve adil hatlarla çizecektir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Mehmet Evelek, 2015 yılında bölücü terör örgütü mensupları ile güvenlik güçleri arasında yaşanan hendek operasyonları ve şiddetli çatışmalar sebebiyle sokağa çıkma yasağı ilan edilen bölgesindeki evini terk etmek zorunda kalmıştır. Bu zorlu süreçte başvurucunun evi tamamen yıkılmış ve eşyaları kullanılamaz hâle gelmiştir. Yaşadığı göç ve evinin yıkılması nedeniyle büyük bir stres ve üzüntü yaşayan başvurucu, manevi zararının karşılanması amacıyla önce valiliğe başvurmuş, talebinin reddedilmesi üzerine de İçişleri Bakanlığı ile valiliğe karşı tam yargı davası (tazminat davası) açmıştır. İlk derece mahkemesi manevi tazminat talebini kısmen kabul edip 20.000 TL tazminata hükmetmişken, istinaf mahkemesi idarenin aldığı tedbirlerin doğal bir sonucu olduğunu belirterek zararın özel ve olağan dışı olmadığı gerekçesiyle bu tazminat kararını kaldırmış ve davayı tamamen reddetmiştir. Uyuşmazlığın temel konusu, bu manevi tazminatın ödenip ödenmemesi gerektiği etrafında toplanmaktadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma ilkesini temel almıştır. Uyuşmazlığın çözümünde dayanılan ana kural, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun hükümleri ve bu kapsamda idare hukukunda yerleşik bir içtihat olan sosyal risk ilkesidir.
Yerleşik içtihatlara göre, devletin sosyal risk ilkesi kapsamında sorumluluğunun doğabilmesi için üç temel şartın bir arada bulunması gerekmektedir: Birincisi, zararın terör eylemleri veya terörle mücadele amacıyla yürütülen faaliyetler kapsamında gerçekleşmesi; ikincisi, zarar görenin bu olayların ortaya çıkmasında herhangi bir kusur veya katkısının bulunmaması; üçüncüsü ise meydana gelen zararın kişiye özgü, özel ve olağan dışı olmasıdır.
Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı, mahkemelerin delilleri değerlendirirken ve hukuk kurallarını yorumlarken adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan bariz takdir hatalarından veya keyfîlikten kaçınmalarını zorunlu kılar. Devletin anayasal ödevleri gereği vatandaşların can ve mal güvenliklerini korumak için bazı idari tedbirler alması, sokağa çıkma yasakları ilan etmesi veya tahliyeler gerçekleştirmesi, kişilerin yaşadığı manevi yıkımı ve evini kaybetmesinden doğan özel zararı "olağan" bir duruma dönüştürmez. Anayasa Mahkemesi, bu ilkenin yorumlanmasında hukukun genel prensiplerinin ve sosyal hukuk devleti anlayışının gereği olarak, terör olaylarının mağduru olan bireylerin yaşadığı yoğun stres, kaygı ve ıstırabın, toplumun diğer kesimlerindeki bireylerle eşit ölçüde olduğu şeklindeki bir yaklaşımın kabul edilemeyeceğini kural altına almıştır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olaydaki ihlal iddialarını incelerken ilk derece mahkemesi ve istinaf mahkemesinin karar gerekçelerini derinlemesine değerlendirmiştir. Başvurucunun yaşadığı bölgede 2015 yılında terör örgütü tarafından hendekler kazılmış, barikatlar kurulmuş ve ardından güvenlik güçlerince gerçekleştirilen operasyonlar nedeniyle yoğun çatışmalar yaşanmıştır. Bu süreçte başvurucunun evini terk etmek zorunda kaldığı, evinin yıkıldığı ve eşyalarının zarar gördüğü idari makamlarca da kabul edilen tartışmasız bir gerçektir. İlk derece mahkemesi bu zararı sosyal risk ilkesi kapsamında değerlendirerek hakkaniyet gereği manevi tazminata hükmetmiştir.
Ancak istinaf incelemesini yapan Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi, idarenin aldığı tedbirlerin doğal bir sonucu olarak zararın doğduğunu, dolayısıyla meydana gelen zararın sosyal risk ilkesinin aradığı "özel ve olağan dışı" olma şartını taşımadığını belirterek davanın reddine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, somut olaya ilişkin bu yorumun makul olup olmadığını değerlendirirken, olayların tüm toplumu belli ölçüde etkilemiş olmasının, evini ve düzenini kaybeden bir bireyin yaşadığı zararı sıradanlaştıramayacağını vurgulamıştır. Toplumun diğer bireyleri güvende yaşamaya devam ederken, evinden kopmak zorunda kalan, mülkünü kaybeden ve bu nedenle yoğun bir ıstırap, stres ve kaygı yaşayan başvurucunun durumunun diğer bireylerle aynı kabul edilmesi hukuken ve vicdanen hatalıdır.
Anayasa Mahkemesi, devletin vatandaşlarını korumak için sokağa çıkma yasağı ilan etmesi veya tahliye gibi tedbirler almasının, başvurucunun uğradığı manevi zararı özel ve olağan dışı olmaktan çıkarmayacağını net bir şekilde ifade etmiştir. İstinaf mahkemesinin, başvurucunun uğradığı zararın özel ve olağan dışı olmadığı yönündeki yorumu adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan bariz bir takdir hatası olarak değerlendirilmiştir. Bu yorum, başvurucuyu manevi tazminat hakkından haksız yere mahrum bırakmış ve yargılamanın hakkaniyetini temelden zedelemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere başvuruyu kabul etmiştir.