Anasayfa Karar Bülteni AYM | Abdurrahman Arslan Ve Diğerleri | BN....

Karar Bülteni

AYM Abdurrahman Arslan Ve Diğerleri BN. 2023/29111

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2023/29111
Karar Tarihi 20.11.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Süregelen müdahalelerde zararın başlangıç tarihi kesinleştirilemez.
  • Başvuru süresi müdahalenin kesildiği tarihten itibaren başlar.
  • Aşırı şekilci yorumlar etkili başvuru hakkını zedeler.
  • Tazminat imkânını zorlaştıran idari pratikler hukuka aykırıdır.

Bu karar, terör olayları veya güvenlik tedbirleri nedeniyle mülkiyetine erişemeyen vatandaşların tazminat taleplerinde idarenin başvuru sürelerini nasıl hesaplaması gerektiğine dair son derece kritik bir hukuki çerçeve çizmektedir. Süregelen ve kesintisiz devam eden hak ihlallerinde, zarara neden olan olayın spesifik bir tarihinin belirlenmesinin hukuken ve fiilen mümkün olamayacağı tespiti, benzer nitelikteki uyuşmazlıkların adil çözümünde kilit bir rol oynamaktadır. Mahkeme, tazminat taleplerine ilişkin yasal sürelerin ancak söz konusu ihlalin veya müdahalenin tamamen sona erdiği tarihten itibaren başlatılabileceğini net bir şekilde ortaya koymuştur. Aksi yöndeki idari pratiklerin hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleriyle hiçbir koşulda bağdaşmadığı vurgulanmıştır.

Benzer davalar açısından bu kararın emsal etkisi oldukça güçlü ve yol göstericidir. Özellikle İdare ve Zarar Tespit Komisyonları tarafından sıklıkla uygulanan şekilci süre retlerinin önüne geçilmesi hedeflenmiş, idari tahkikatın esasına inilmesinin önü açılmıştır. İdarenin, süregelen ihlallerde her gün yeni bir başvuru yapılması gerektiği gibi hayatın olağan akışına aykırı ve aşırı şekilci yorumlar üreterek tazminat imkânını zorlaştırması, Anayasa'nın güvence altına aldığı hak arama hürriyetine doğrudan ve ölçüsüz bir müdahale olarak nitelendirilmiştir. Uygulamadaki bu önemli içtihat sayesinde, mülkiyet hakkı uzun süreli kısıtlanan bireylerin idari mekanizmaları işletme kapasitesi güçlendirilmiş, devletin bu süreçteki telafi edici pozitif yükümlülüklerinin sınırları hakkaniyete uygun biçimde yeniden ve kesin olarak çizilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Abdurrahman Arslan ve diğer başvurucular, güvenlik nedenleriyle uzun süredir kendi arazilerine ve mülklerine ulaşamadıkları için uğradıkları maddi zararların karşılanması amacıyla ilgili idareye, Zarar Tespit Komisyonuna başvuruda bulunmuşlardır. Ancak idare, başvurucuların mülklerine yasal ve fiili olarak ulaşamamalarından kaynaklanan zararların tazmini için yaptıkları bu başvuruyu, kanunda öngörülen sürenin geçirildiği gerekçesini öne sürerek uyuşmazlığın esasına hiç girmeden süre aşımından reddetmiştir. Başvurucular, mülklerine yönelik erişim engellerinin hâlihazırda devam ettiğini, ortada anlık bir fiil olmadığını, bu nedenle belli bir günden itibaren hak düşürücü sürenin başlatılmasının açık bir haksızlık olduğunu dile getirerek idari yargı yoluna gitmişlerdir. İdari yargı mercilerinden de bekledikleri hukuki sonucu alamayan kişiler, ortada henüz sonlanmamış süregelen bir mağduriyet varken açılan davanın süre yönünden reddedilmesinin adalet duygusunu zedelediğini belirterek mülkiyet haklarıyla bağlantılı olarak etkili başvuru haklarının açıkça ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, bu derin hukuki uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bu hakka kopmaz bir biçimde bağlı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının temel prensiplerini merkeze almıştır. Etkili başvuru hakkı, salt kâğıt üzerinde kalmamalı; kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğine yönelik iddialarını sunabilecekleri ve şayet ihlal tespit edilirse bunun uygun bir giderimle gecikmeksizin telafi edilebileceği hukuki mekanizmaların devlet tarafından kurulmasını ve fiilen verimli bir şekilde işletilmesini gerektirmektedir.

Uyuşmazlığın kanuni dayanağını oluşturan asıl ve temel düzenleme, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun ve bu yasanın ilgili başvuru sürelerini, tazminat mekanizmalarını düzenleyen emredici hükümleridir. Özellikle bu kanun sistematiğinde yer alan 5233 sayılı Kanun m. 6, zararın öğrenilmesinden itibaren belirli bir yasal süre içinde idareye idari başvuru yapılmasını şart koşmaktadır. Ancak yerleşik içtihat prensipleri ve evrensel hukuk kuralları gereğince, hukuki niteliği itibarıyla devam eden, yani kesintiye uğramamış "süregelen" müdahalelerde zararın ve eylemin başlangıç tarihi için tek ve sabit bir anın belirlenmesi hukuken ve fiilen mümkün değildir.

Doktrinde ve istikrar kazanmış yerleşik anayasal içtihatlarda kabul edildiği üzere, kamu otoriteleri ve idari yargı makamları tarafından öngörülen kanuni sürelerin yorumlanması sırasında kişilerin hak arama hürriyetini ve adalete erişimini imkânsız kılacak derecede katı ve daraltıcı, aşırı şekilci uygulamalardan hassasiyetle kaçınılmalıdır. İdarenin kanun hükümlerini dar yorumlayarak haklı tazminat başvurularını doğrudan usulden reddetmesi, usul kurallarının varlık amacına, yani adaletin tecellisine yardımcı olma işlevine ters düşmektedir. Hakkın özüne dokunacak şekilde getirilen her türlü aşırı kısıtlama veya hakkın kullanımını fiilen ortadan kaldıran bürokratik yorumlar, hukuk devleti ilkesinin koruduğu hukuki güvenlik ve belirlilik prensiplerine açıkça ve doğrudan aykırılık teşkil etmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut başvuruya konu olan olayda Zarar Tespit Komisyonunun ve derece mahkemelerinin başvuru sürelerine ilişkin sergiledikleri yaklaşımları usul hukuku ve anayasal güvenceler ışığında ayrıntılı bir biçimde incelemiştir. Yapılan kapsamlı incelemede, başvurucuların mülklerine ulaşamamalarından kaynaklı idari müdahalenin bir anlık eylemden ibaret olmadığı, aksine zamana yayılan, kesintisiz devam eden ve süregelen bir mağduriyet durumu oluşturduğu kesin olarak tespit edilmiştir. Mahkemeye göre, bu özel nitelikteki süregelen idari müdahalelerde zarar konusu olayın başlangıcı için ilk günün esas alınarak kesin ve somut bir tarih belirlenmesi hem hukuken hatalı hem de mantıken imkânsızdır.

İdarenin ve yargı mercilerinin, 5233 sayılı Kanun kapsamında belirtilen itiraz ve başvuru sürelerini hesaplarken müdahalenin ilk ortaya çıktığı anı kıstas alması ve bu anı zamanaşımı için milat kabul etmesi, hak arama özgürlüğü önünde ciddi bir engel yaratan büyük bir hukuki yanılgı olarak nitelendirilmiştir. Yüksek Mahkeme, bu tür ihlallerde yasal sürelerin ancak müdahalenin bütünüyle kesildiği veya tamamen sona erdiği, kişilerin mülklerine yeniden serbestçe kavuşabildiği tarihten itibaren başlatılması gerektiğinin altını kuvvetle çizmiştir. Aksi bir yorumun kabul edilmesi durumunda, başvurucunun mülküne yönelik erişim engelinin başladığı ilk altmış günden sonra, fiili mağduriyet tüm ağırlığıyla devam ettiği hâlde sırf süre kaçırılmasın düşüncesiyle her Allah'ın günü Zarar Tespit Komisyonuna giderek yeni bir tazminat başvurusu yapması gerekeceği ifade edilmiştir ki bu durum hayatın olağan akışına, idari işleyişe ve hukukun temel rasyonalitesine tamamen ters düşmektedir.

Zarar Tespit Komisyonunun başvuru süresine ilişkin geliştirdiği bu yorum tarzı; kendi içinde makul olmayan, zarar konusu olayın âdeta her yıl kesintiye uğrayarak kendi kendine yeniden tekrarlandığını varsayan, dayanaksız bir yorumdur. Bu durum, bireylerin söz konusu kanun ile getirilen hukuki tazminat imkânından yararlanmasını fiilen imkânsız hâle getiren aşırı şekilci bir uygulama olarak açıkça mahkûm edilmiştir. Söz konusu bu katı yorum nedeniyle başvurucuların mağduriyetlerinin giderilmesi ve zararlarının tazmini için kurulan idari ve hukuki mekanizmalara erişimi baştan engellenmiş, yargısal sistem pratikte tamamen etkisiz ve işlevsiz bırakılmıştır. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucuların Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: