Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 22. HD | 2016/16303 E. | 2019/14211 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 22. HD 2016/16303 E. 2019/14211 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 22. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/16303
Karar No 2019/14211
Karar Tarihi 26.06.2019
Dava Türü Alacak
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Tanık beyanına dayalı alacaklar belirsizdir.
  • Takdiri indirim yapılacak alacak belirsizdir.
  • Genel tatil ücreti belirsiz alacağa konudur.
  • Belirsiz alacak davasında hukuki yarar mevcuttur.

Bu karar, iş hukuku yargılamalarında sıklıkla karşılaşılan belirsiz alacak davası açma şartlarına ilişkin çok önemli ve pratik bir hukuki düğümü çözmektedir. Usul hukukumuz ile hayatımıza giren belirsiz alacak davası kurumunun, işçi alacakları özelinde nasıl uygulanacağı hususunda yerel mahkemeler ile Yargıtay arasında zaman zaman farklı değerlendirmeler yapılabilmektedir. Özellikle işçilik alacaklarının baştan belirli (likit) olup olmadığı yönündeki teknik tartışma, davaların hukuki yarar yokluğundan usulden reddedilmesi gibi hak arama özgürlüğünü derinden etkileyen ağır sonuçlar doğurabilmektedir. Yargıtay bu isabetli kararı ile, yazılı belgeye değil tanık anlatımına dayanan ve hakimin takdiri indirim (hakkaniyet indirimi) uygulaması gereken işçilik alacağı kalemlerinin, dava açılış tarihi itibarıyla baştan belirli sayılamayacağını net bir şekilde ortaya koymuştur.

Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu yargı kararı, işçilerin dava açarken karşılaştıkları usulü riskleri ve potansiyel hak kayıplarını önemli ölçüde ortadan kaldırmaktadır. Uygulamada, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile fazla mesai gibi kritik alacaklar genellikle yazılı kayıtla değil, çalışma düzenini bilen tanık beyanları ile ispatlanmakta ve Yargıtay içtihatları gereği hesaplanan bu tür alacaklardan takdiri indirim yapılmaktadır. İndirim oranının tamamen davaya bakan hakimin takdirine bağlı olması, nihai alacağın dava açıldığı an itibarıyla miktarının davacı tarafından tam olarak bilinememesi sonucunu doğurur. Yargıtay'ın bu yaklaşımı, mahkemeye erişim hakkını güvence altına alırken, salt usulü gerekçelerle davanın reddedilmesinin önüne geçmekte ve mahkemelerin uyuşmazlığın esasına girerek adil bir yargılama yapmalarını zorunlu kılmaktadır. İş hukuku alanında çalışan profesyoneller için son derece yol gösterici bir kılavuz niteliği taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, uluslararası tır şoförü olarak çalışan bir işçi ile onu istihdam eden taşımacılık şirketi arasındaki karşılıklı fesih iradelerinden, alacak iddia ve taleplerinden doğmuştur. İşveren konumundaki şirket, işçinin izinsiz ve mazeretsiz olarak günlerce işe gelmediğini, gönderilen noter ihtarnamesine rağmen işbaşı yapmayarak iş sözleşmesini haksız yere terk ettiğini belirtmiş, işçiye karşı ihbar tazminatı ile iş avansı ve mazot alacaklarının tahsili amacıyla asıl davayı açmıştır.

Buna karşılık işçi ise, karşı dava açarak iş akdinin kendisine işveren tarafından mobbing uygulanmak suretiyle haksız ve bildirimsiz olarak feshedildiğini ileri sürmüştür. İşçi, bu haksız fesihten kaynaklanan kıdem ve ihbar tazminatları ile birlikte, çalışma süresi boyunca kendisine ödenmediğini iddia ettiği sefer primi, yıllık izin ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti gibi işçilik alacaklarının tahsili talebinde bulunmuştur. Uyuşmazlığın özü, tarafların birbirlerinden talep ettikleri bu alacakların usulüne uygun bir dava türüyle açılıp açılmadığı ve iş akdinin feshindeki haklılık durumudur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

İş mahkemelerinde görülen davalarda uyuşmazlığın usul yönünden çözümü, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.107 kapsamında düzenlenen "belirsiz alacak davası" kurumunun mahkemelerce doğru yorumlanmasına dayanmaktadır. İlgili kanun maddesine göre, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun nesnel olarak imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktarı ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. Eğer bir alacak belirli veya belirlenebilir (likit) nitelikte ise, alacaklının bu tür bir dava açmakta hukuki yararı bulunmadığı kabul edilir ve açılan dava dava şartı yokluğundan usulden reddedilir.

İş hukuku pratiğinde, işçinin fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücreti veya hafta tatili gibi alacak iddiaları kesin yazılı kayıtlara dayanmıyor ve sadece tanık beyanları ile ispatlanıyorsa, bu noktada yerleşik Yargıtay prensipleri devreye girer. Yargıtay'ın istikrar kazanmış kararlarına göre, uzun yıllar boyunca bir işçinin hastalık, mazeret, izin veya özel gün gibi sebeplerle devamsızlık yapmadan yılın tamamında sürekli olarak fazla çalışması veya tüm resmi tatil günlerinde eksiksiz çalışması hayatın olağan akışına aykırıdır. Bu makul gerekçeyle, tanık beyanlarına göre hesaplanan toplam alacak tutarı üzerinden hakimin takdirine bağlı olarak uygun bir oranda hakkaniyet indirimi (takdiri indirim) yapılması hukuki bir zorunluluktur.

Davaya bakan hakimin yargılama neticesinde uygulayacağı bu takdiri indirim oranının, davanın en başında davacı işçi tarafından kesin olarak bilinmesi veya öngörülmesi hukuken, fiilen ve mantıken imkansızdır. Bu çerçevede, tanık anlatımlarına dayanan ve hakimin takdiri indirimine tabi olan ulusal bayram ve genel tatil ücreti gibi işçilik alacaklarının likit (belirli) olduğundan kesinlikle söz edilemez. Bu kurallar ışığında, söz konusu hukuki taleplerin 6100 sayılı Kanun uyarınca belirsiz alacak davasına konu edilmesi usul hukukunun temel prensiplerine uygundur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, taraflar arasındaki usulü uyuşmazlığı incelerken öncelikle ilk derece mahkemesinin tarafların talepleri doğrultusunda verdiği hukuki yarar yokluğundan usulden ret kararının yerinde ve hukuka uygun olup olmadığını değerlendirmiştir. Yerel mahkeme, asıl dava ile karşı dava konusu olan işçilik alacak kalemlerinin kendi içinde belirlenebilir (likit) nitelikte olduğunu kabul etmiş, davacıların bu alacaklar için belirsiz alacak davası açmasında herhangi bir hukuki yararları bulunmadığı sonucuna vararak her iki davayı da esasa hiç girmeden doğrudan usulden reddetmiştir. Ancak Yargıtay, ilk derece mahkemesinin bu katı usulü yaklaşımının eksik bir hukuki nitelendirmeye dayandığına ve emredici kurallara açıkça aykırı olduğuna hükmetmiştir.

Dosya kapsamından ve tarafların sunduğu dilekçelerden anlaşıldığı üzere, işçinin işverene karşı açtığı karşı davada talep edilen işçilik alacağı kalemlerinden bir tanesi de ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağıdır. İşçi, bu alacak kalemini tatillerde fiilen çalıştığı gerçeğine dayandırmış ve iddialarının ispat aracı olarak kendi çalışma düzenine şahitlik edebilecek tanık beyanlarına başvurmuştur. Yargıtay incelemesinde açıkça ve önemle vurgulandığı üzere, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağının yazılı kayıt yerine tamamen tanık beyanlarıyla ispatlanması durumunda, mahkemece dosya üzerinden bilirkişiye hesaplatılan brüt tutar üzerinden makul ve takdiri bir indirim yapılması yasal bir zorunluluktur. Davanın en başında, incelemeyi yapıp karar verecek olan hakimin yüzde kaç oranında bir hakkaniyet indirimi uygulayacağı belli olmadığından, talep edilen nihai alacak miktarının davacı işçi tarafından kesin olarak sınırlandırılabilmesi mümkün değildir. Alacağın rakamsal karşılığının baştan tam olarak bilinememesi, bu alacak talebinin doğrudan belirsiz alacak davasına konu edilebilmesini sağlamaktadır.

Bu hukuki ve fiili gerekçelerle, ilk derece mahkemesinin ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağının belirsiz alacak davası formunda açılamayacağına dair hatalı nitelendirmesi ve hukuki yarar yokluğu gerekçesiyle davayı esasa girmeden reddetmesi Yargıtay tarafından hukuka aykırı bulunmuştur. Mahkemenin usulden ret kararı vermek yerine işin esasına girmesi, taraf delillerini eksiksiz toplaması, gösterilen tanıkları dinlemesi ve hasıl olacak sonuca göre adil bir esastan karar tesis etmesi gerekirdi. Ayrıca Yargıtay, asıl davada tek bir davalı bulunmasına rağmen, vekalet ücretine hükmedilirken taraf sayılarının dikkate alınmayarak kendi içinde çelişki oluşturacak biçimde karar verilmesini de ayrıca bozma nedeni olarak değerlendirmiştir.

Sonuç olarak Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, hukuki yarar yokluğundan davanın usulden reddedilmesinin isabetsiz olduğu ve esasa girilerek inceleme yapılması gerektiği gerekçeleriyle kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: