Karar Bülteni
AYM Mehmet Ayko BN. 2019/41322
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2019/41322 |
| Karar Tarihi | 07.01.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Tanık beyanlarına karşı savunma hakkı kısıtlanamaz.
- Aleyhe deliller sanığa bildirilmek ve okunmak zorundadır.
- Silahların eşitliği adil yargılanmanın temel şartıdır.
- Karara esas alınan deliller huzurda tartışılmalıdır.
Bu karar, ceza yargılamalarında aleyhe olan delillerin, özellikle de mahkûmiyete esas teşkil edecek kritik tanık beyanlarının sanıktan gizlenemeyeceği veya sanığa bildirilmeden doğrudan hükme esas alınamayacağı kuralını bir kez daha ve çok net bir biçimde teyit etmektedir. Mahkemenin, sanığın gıyabında veya celse aralarında dosyaya giren tanık ifadelerini duruşma sırasında sanığa okumadan ve bu ifadelere karşı somut bir savunma imkânı tanımadan karar vermesi, adil yargılanma hakkının temel taşlarından olan silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ağır bir ihlali olarak değerlendirilmiştir.
Uygulamadaki önemi bakımından bu karar, derece mahkemelerinin özellikle istinabe (talimat) yoluyla aldıkları tanık beyanlarını dosyaya dâhil ederken izlemeleri gereken usulü katı bir şekilde çizmektedir. Karar, yargı mercilerine dosyaya sonradan giren veya sanığın bizzat yüzleşemediği tanık anlatımlarının duruşmada sanığa mutlaka okunmasını, sanığın bu delillere ilişkin görüşlerini bildirmesinin sağlanmasını emretmektedir. Aksi takdirde, elde edilen delil mahkûmiyet veya cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak tayini gibi ağır sonuçlar doğuracaksa, bu usuli eksikliğin kararın doğrudan bozulmasına ve ihlale yol açacağı emsal altına alınmıştır. Bu yönüyle içtihat, savunma hakkının kısıtlanması potansiyeli taşıyan hatalı uygulamaların önüne geçmekte ciddi bir rehber niteliğindedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Eski bir hâkim olan başvurucu hakkında, silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla ceza davası açılmıştır. Yargılama sürecinde ağır ceza mahkemesi, başvurucu aleyhine ifade veren iki tanığın beyanlarını, başka bir şehirdeki mahkemeler aracılığıyla yani istinabe yoluyla duruşma aralarında almıştır. Bu tanıklardan birinin, başvurucunun örgüt içindeki konumuna ve yürüttüğü faaliyetlerine dair yeni ve ağır iddialar içeren kritik nitelikteki ifadesi dava dosyasına sonradan eklenmiştir. Ancak mahkeme, kararını vereceği son duruşmada bu yeni ve aleyhe olan tanık ifadesini başvurucuya okumamış, ona bu ifadelere karşı herhangi bir diyeceği olup olmadığını da sormamıştır. Mahkeme, doğrudan bu ifadeye de dayanarak başvurucuya hapis cezası vermiş ve ceza miktarını artırmıştır. Başvurucu, kendisine haber verilmeyen ve karşı çıkma fırsatı tanınmayan bu tanık ifadesinin haksız yere cezalandırılmasına yol açtığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine başvurmuş ve yeniden yargılama talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken, öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkının en temel iki unsuru olan "silahların eşitliği" ve "çelişmeli yargılama" ilkelerine dayanmıştır. Yerleşik içtihat prensiplerine göre, silahların eşitliği ilkesi, davanın tarafları arasında adil bir dengenin kurulmasını ve taraflardan birinin diğerine nazaran önemli ölçüde dezavantajlı bir durum içine düşürülmemesini kesin olarak gerektirir. Çelişmeli yargılama ilkesi ise tarafların, davanın sonucunu doğrudan etkileyebilecek mahiyetteki her türlü delil ve mütalaadan zamanında bilgi sahibi olma ve bunlara karşı kendi görüşlerini, yasal itirazlarını etkin bir şekilde bildirme hakkını ifade eder.
Ceza muhakemesi hukukunda delillerin doğrudan doğruyalığı ve sözlülüğü prensibi gereğince, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.217 uyarınca hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve tarafların huzurunda karşılıklı olarak tartışılmış delillere dayandırabilir. Bir delilin mahkeme kararına esas alınabilmesi için o delilin sanık ve müdafisi tarafından bilinmesi, içeriğinin şeffafça tartışılabilmesi ve çürütülebilmesi için uygun hukuki ortamın sağlanması anayasal bir zorunluluktur. Sanığın aleyhine olan, özellikle de cezanın miktarını artırıcı veya mahkûmiyetin temelini oluşturucu nitelikteki tanık beyanlarının, sanığın yokluğunda celse aralarında alınması durumunda, bu beyanların mutlaka karar duruşmasında sanığa okunması ve sanığın bu beyanlara karşı iddia ve savunmalarını sunabilmesine imkân verilmesi şarttır. Doktrinde ve Anayasa Mahkemesinin süregelen yerleşik kararlarında açıkça belirtildiği üzere, bu kritik usuli güvencelerin göz ardı edilmesi, yargılama faaliyetinin hakkaniyete bütünüyle aykırı hâle gelmesine neden olmakta ve savunma hakkının özüne dokunmaktadır. Mahkemelerin, iddia makamının veya mahkemenin bizzat elde ettiği aleyhe delilleri savunma makamının etkin denetiminden kaçırması adil yargılanma hakkının çok net bir ihlalini oluşturur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olaya ilişkin incelemesinde ilk derece mahkemesinin yargılama sürecinde izlediği usulü ve toplanan delillerin sanığa karşı kullanım biçimini detaylı bir şekilde irdelemiştir. Yargılama sırasında, başvurucu hakkında ifade veren bir tanığın (G.B.), celse aralarında istinabe (talimat) yoluyla ifadesinin alındığı ve bu ifadenin ceza dava dosyasına sunulduğu tespit edilmiştir. Mahkemenin gerekçeli kararı incelendiğinde, başvurucunun silahlı terör örgütü hiyerarşisi içindeki konumu, örgüt evlerinden sorumlu olması gibi eylemlerinin bütünüyle bu tanığın beyanlarına dayandırıldığı saptanmıştır. Hatta temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak tayin edilmesinde ve başvurucuya ağır bir ceza verilmesinde de bu ifadelerin belirleyici ve temel delil olarak kabul edildiği açıkça görülmüştür.
Ancak söz konusu tanığın ilk kez istinabe yoluyla verdiği ve aleyhte son derece ağır isnatlar içeren bu yeni ifadesi, hükmün kurulduğu son duruşmada başvurucuya okunmamıştır. Mahkemenin, celse arasında dosyaya giren ve mahkûmiyet kararı ile cezanın bireyselleştirilmesinde (ağırlaştırılmasında) böylesine büyük bir ağırlığa sahip olan bu kritik delili başvurucuya bildirmemesi, onun bu delile karşı iddia ve itirazlarını etkili bir şekilde sunmasına kesin olarak engel olmuştur.
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun olağan kanun yollarında, yani istinaf ve temyiz aşamalarında bu hayati eksikliği dile getirmesine rağmen, istinaf ve temyiz mercilerinin de bu usuli hatayı hiçbir şekilde gidermediğini kaydetmiştir. Yüksek mahkemeler, tanık beyanının başvurucuya okunmamış olmasının aleyhe delil değerlendirmesi açısından yarattığı hukuki sakıncayı ve hak ihlalini göz ardı etmişlerdir. Bu durum, başvurucunun iddia makamı karşısında usuli haklardan yararlanma noktasında açıkça ve çok ciddi şekilde dezavantajlı konuma düşürüldüğünü göstermektedir. İfadeye karşı çıkma ve temel delili çürütme hakkının bütünüyle elinden alınması, davanın bütünü itibarıyla yargılamanın adil olmaktan çıkmasına neden olmuştur.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, başvurucunun silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.