Karar Bülteni
AYM 2021/30913 BN.
Anayasa Mahkemesi | Halim Özlen | 2021/30913 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/30913 |
| Karar Tarihi | 18.09.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal Yok / Kabul Edilemez |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Tanık sorgulama hakkı adil yargılanmanın temelidir.
- Belirleyici olmayan tanık beyanı ihlal oluşturmaz.
- Sanığa savunma imkânı verilmesi güvence sağlar.
- Gerekçeli karar tüm esaslı iddiaları karşılamalıdır.
Bu karar, ceza yargılamalarında sanığın tanık sorgulama hakkının sınırlarını ve mahkûmiyet kararına esas alınan delillerin niteliğini ortaya koyması bakımından hukuken büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, duruşmada bizzat dinlenmeyen ancak istinabe yoluyla ifadeleri alınarak celsede okunan tanık beyanlarının, tek veya belirleyici delil olmaması durumunda adil yargılanma hakkını ihlal etmeyeceğine hükmetmiştir. Olayda, HTS analiz raporu gibi teknik verilerin mahkûmiyete giden yolda temel dayanak oluşturması, tanık beyanlarını yalnızca destekleyici kılmış ve bu durum adil yargılanma hakkına yönelik ihlal iddialarını tamamen bertaraf etmiştir.
Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, özellikle terör örgütü üyeliği yargılamalarında "ardışık arama" gibi teknik iletişim tespitlerinin belirleyici delil olarak kabul edilmesi uygulamasının Anayasa Mahkemesi tarafından da benimsendiği görülmektedir. Mahkeme, sanığa tanık beyanlarına karşı duruşma esnasında savunma yapma ve kendi delillerini sunma imkânı tanınmasını yeterli bir dengeleyici güvence olarak kabul etmiştir. Bu istikrarlı yaklaşım, mahkemelerin yargı çevresi dışındaki tanıkları istinabe yoluyla dinleme pratiğinin, diğer güçlü delillerle desteklendiği sürece hukuka uygun kabul edileceğini ve usul ekonomisi ile adil yargılanma hakkı arasındaki o hassas dengenin yargılama pratiğinde nasıl kurulması gerektiğini uygulayıcılara ve hukuk camiasına net bir şekilde göstermektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Astsubay olarak görev yapan başvurucu Halim Özlen hakkında, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi olduğu şüphesiyle ceza davası açılmıştır. İddianamede, başvurucunun ankesörlü ve sabit hatlardan ardışık olarak arandığına dair HTS kayıtları ile bazı tanıkların beyanlarına yer verilmiştir. Yargılamayı yapan ağır ceza mahkemesi, tanıkların bir kısmını istinabe yoluyla başka şehirlerdeki mahkemeler aracılığıyla dinlemiş ve bu ifadeleri duruşmada başvurucuya okumuştur. Başvurucu, aleyhine ifade veren bu tanıkları bizzat duruşmada sorgulayamadığını, mahkemenin tanıkları huzura getirmek için çaba göstermediğini ve mahkûmiyet kararının eksik incelemeye dayandığını iddia etmiştir. Yargılama sonucunda silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hapis cezasına çarptırılan başvurucu, itirazlarının kanun yolu mercilerince de dikkate alınmaması üzerine, tanık sorgulama hakkı ve gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın somut görünümlerinden olan tanık sorgulama hakkı ile gerekçeli karar hakkı ilkelerine dayanmıştır. Adil yargılanma hakkı, yargılamanın hakkaniyete uygun yürütülmesini güvence altına almaktadır.
Ceza yargılamasında sanığın aleyhine olan tanıkları sorguya çekme veya çektirme hakkı, adil yargılanmanın temel taşlarındandır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uyarınca, sanığa tanıklarla yüzleşme ve beyanlarının doğruluğunu sınama imkânı verilmelidir. Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, duruşma haricinde elde edilen tanık beyanlarının delil olarak kullanılabilmesi için üç aşamalı bir test uygulanmaktadır: İlk olarak tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir hukuki veya fiili nedeni olmalı, ikinci olarak bu beyan mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olmamalıdır. Eğer tanık beyanı dosyada belirleyici delil ise, üçüncü aşamada savunma tarafına yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvenceler sağlanmalıdır. Tanıkların istinabe yoluyla dinlenmesi tek başına hukuka aykırılık oluşturmasa da, bu usulün sanığın savunma hakkını kısıtlamayacak şekilde uygulanması şarttır.
Öte yandan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında yasal usullere uygun şekilde elde edilen ve mahkûmiyete esas alınan HTS analiz raporları, Yargıtay içtihatlarında da istikrarlı olarak benimsendiği üzere, örgüt içi haberleşme yöntemi olan ardışık aramaların tespiti açısından yasal ve geçerli bir maddi delil kabul edilmektedir.
Gerekçeli karar hakkı bağlamında ise, mahkemelerin yargılamada ileri sürülen ve davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki tüm iddia ve savunmalara makul bir gerekçe ile yanıt vermesi anayasal bir zorunluluktur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda ilk derece mahkemesinin konutu yargı çevresi dışında bulunan tanıkları istinabe yoluyla dinlemesini ve Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) gibi teknolojik yöntemlere neden başvurulmadığını kararında gerekçelendirmemesini usule ilişkin bir eksiklik olarak saptamıştır. Kamu makamlarının, tanıkları sanığın sorgulayabileceği şekilde hazır etme yükümlülüğünü tam olarak yerine getirmediği belirtilmiştir. Ancak Mahkeme, sadece bu usuli eksikliğin tek başına tanık sorgulama hakkının ihlali anlamına gelmeyeceğini vurgulamıştır. İhlal tespiti yapılabilmesi için, duruşmada sanık tarafından sorgulanamayan tanık beyanlarının mahkûmiyet kararında tek veya sonucu tayin eden belirleyici delil olup olmadığının detaylı bir şekilde incelenmesi gerekmektedir.
Yerel mahkemenin gerekçeli kararı dikkatle incelendiğinde, başvurucunun mahkûmiyetinin yalnızca istinabe yoluyla dinlenen tanıkların beyanlarına dayanmadığı görülmüştür. Kararın asıl ve belirleyici dayanağının, başvurucunun askerî mahrem yapıya özgü bir şekilde sabit hatlardan periyodik ve ardışık olarak arandığını kesin biçimde ortaya koyan HTS analiz raporu olduğu tespit edilmiştir. İstinabe olunan tanıkların beyanları ise, bu teknik ve belirleyici delili destekleyici, yan nitelikte bir argüman olarak kullanılmıştır. Ayrıca, istinabe yoluyla dinlenen tanıkların ifadeleri duruşmada başvurucuya açıkça okunmuş, başvurucu bu iddialara karşı bizzat kendi savunmasını yapma ve karşı delillerini sunma imkânı bulmuştur. Dolayısıyla, sorgulama imkânı bulunmayan tanık beyanlarının mahkûmiyette tek veya belirleyici delil olmadığı anlaşıldığından, tanık sorgulama hakkına yönelik ihlal iddiaları yerinde görülmemiştir.
Gerekçeli karar hakkı yönünden yapılan incelemede ise, ilk derece mahkemesinin kararında, dosya kapsamındaki sanık savunması, iletişim tespit kayıtları, HTS analiz raporu ve tanık beyanlarının ayrı ayrı tartışılarak değerlendirildiği belirlenmiştir. Mahkeme, sonuca etkili olabilecek tüm iddia ve savunmaları makul bir gerekçeyle karşılamış ve hukuki uyuşmazlığı tatminkâr bir biçimde çözüme kavuşturmuştur. Kanun yolu incelemesini yapan istinaf ve temyiz mercilerinin de kararı usul ve yasaya uygun bulduğu ve kararlarda eksiklik olmadığı dikkate alınmıştır. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edilmediğine, gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın ise açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.