Karar Bülteni
AYM Adnan Hocaoğlu BN. 2022/53856
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/53856 |
| Karar Tarihi | 07.01.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal Yok |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Uluslararası çocuk kaçırmada mutat meskene iade esastır.
- Çocuğun üstün yararı her türlü kararda gözetilmelidir.
- İade istisnası için ciddi psikolojik risk kanıtlanmalıdır.
- Yargısal kararlarda menfaatler arası adil denge kurulmalıdır.
Bu karar, uluslararası çocuk kaçırma vakalarında ve ebeveynler arası velayet veya iade uyuşmazlıklarında hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, çocuğun mutat meskenine iadesi taleplerinin değerlendirilmesinde, Lahey Sözleşmesi hükümleri ile Anayasa'da güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının nasıl dengeleneceğine dair kritik hukuki sınırlar çizmiştir. Karar, bir ebeveynin başlangıçta verdiği uluslararası seyahat muvafakatini geri çekmesi durumunda, çocuğu alıkoyan diğer ebeveynin eyleminin haksız alıkoyma niteliğine dönüşeceğini açıkça ortaya koymaktadır.
Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, özellikle iadeden kaçınma istisnalarının dar yorumlanması gerektiği yönünde şekillenecektir. Mahkeme, çocuğun iadesinin onu fiziksel veya psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağına dair ciddi bir riskin soyut iddialarla değil, uzman raporları ve somut delillerle ispatlanması gerektiğini netleştirmiştir. Aksi takdirde, çocuğun alıştığı mutat meskenine ivedilikle iadesi bir kural olarak uygulanmalıdır. Bu yönüyle karar, uygulamadaki aile mahkemeleri için uluslararası sözleşmelerin istisnalarının uygulanabilirliği konusunda katı bir ispat standardı getirmekte ve ebeveyn uyuşmazlıklarında çocuğun üstün yararı ilkesini pekiştirmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, resmi nikâhlı olmayan ebeveynler arasında müşterek çocuğun mutat meskenine iadesi konusunda yaşanmaktadır. Başvurucu baba, Bulgaristan'da doğan ve annesiyle yaşayan kız çocuğunu, annenin noter onayıyla verdiği muvafakatname ile Türkiye'ye getirmiştir. Ancak baba bir daha Bulgaristan'a dönmeyerek çocuğu Türkiye'de alıkoymaya başlamıştır. Bunun üzerine anne, daha önce verdiği muvafakati iptal etmiş ve çocuğunun rızası dışında Türkiye'de tutulduğunu belirterek Lahey Sözleşmesi kapsamında iade talebinde bulunmuştur. Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığı, annenin bu yasal talebi üzerine çocuğun mutat meskeni olan Bulgaristan'a iadesi için başvurucu babaya karşı aile mahkemesinde dava açmıştır. Baba ise annenin alkol bağımlısı olduğunu, çocuğun Türkiye'de düzen kurduğunu ve iadenin çocuğun psikolojisini bozacağını iddia ederek davanın reddini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken ulusal ve uluslararası mevzuatın iç içe geçtiği temel hukuk kurallarına dayanmıştır. İncelemenin hukuki zemininde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.20 ile güvence altına alınan özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı yer almaktadır. Ayrıca, kamu makamlarının ebeveynler ile çocuk arasındaki ilişkiyi değerlendirirken Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.41 kapsamında yer alan çocuğun üstün yararı ilkesini mutlak surette gözetmeleri gerektiği vurgulanmıştır.
Uyuşmazlığın sınır aşan boyutu nedeniyle yerel mahkemeler, Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Sözleşme (Lahey Sözleşmesi) ve bu sözleşmenin iç hukuktaki doğrudan karşılığı olan 5717 sayılı Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yön ve Kapsamına Dair Kanun hükümlerini uygulamıştır. Lahey Sözleşmesi, yasa dışı olarak kaçırılan veya rıza dışı alıkonulan çocuğun ivedi şekilde mutat ikametgâhı olan ülkesine iade edilmesini zorunlu kılmaktadır.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, her çocuk menfaatleri aksini gerektirmedikçe ebeveyni ile doğrudan ve düzenli olarak kişisel ilişkisini sürdürme hakkına sahiptir. Lahey Sözleşmesi'nin 13. maddesi, iade işlemine ilişkin sınırlı istisnalar öngörmektedir. Bu istisnaların en temeli, çocuğun iade edilmesinin onu ağır fiziksel veya psikolojik zarara maruz bırakması ya da başka bir şekilde katlanılmaz bir duruma sokması riskinin bulunmasıdır. Ancak hukuki doktrin ve yerleşik yargısal pratik uyarınca, bu ağır riskin varlığının makul şüpheyi aşacak kesinlikte ispatlanması şarttır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvuruya konu olan süreçte yerel mahkemelerin izlediği usulü ve ulaştığı sonuçları detaylı bir incelemeye tabi tutmuştur. Öncelikle, müşterek çocuğun babasıyla birlikte Türkiye'ye annesinin rızasıyla geldiği, ancak sonrasında annenin hukuki muvafakatini geri çekmesiyle birlikte babanın çocuğu iade etmeyerek haksız alıkoyma eylemine dönüştürdüğü tespit edilmiştir. Yerel mahkeme tarafından yürütülen detaylı yargılamada, çocuğun doğduğu ve yaşamını sürdürdüğü mutat meskeninin açıkça Bulgaristan olduğu belirlenmiştir.
Yargılama sürecinde çocuğun pedagoglar eşliğinde beyanları bizzat alınmış, alanında uzman heyetlerden ayrıntılı sosyal inceleme raporları istenmiştir. Hazırlanan raporlarda, çocuğun Bulgaristan'a dönmesinin onu fiziksel veya psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağına yahut katlanılmaz bir duruma düşüreceğine dair hiçbir ciddi risk bulunmadığı açıkça ifade edilmiştir. Her ne kadar çocuğun henüz Bulgarca bilmemesinin ve Türkiye'deki kurulu düzeninden ayrılmasının kısmi bir uyum zorluğu yaratabileceği belirtilmişse de mahkemeler, çocuğun gelişim çağı dikkate alındığında annesinin yanında dili kolayca edinebileceğini değerlendirmiştir. Bu durumun Lahey Sözleşmesi kapsamında iadeden kaçınmayı gerektirecek derecede ağır bir psikolojik risk teşkil etmediğine kanaat getirilmiştir. Öte yandan annenin alkol bağımlısı olduğu ve çocuğa zarar vereceği yönündeki baba iddiaları da dosyaya sunulan herhangi bir somut delille ispatlanamamıştır.
Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin karar gerekçelerinde çocuğun menfaatleri ile ebeveynlerin çatışan menfaatleri arasında son derece adil bir denge kurduğunu, Lahey Sözleşmesi hükümlerinin anayasal güvencelere uygun şekilde yorumlandığını ve yargılama sürecinde başvurucu babaya tüm itirazlarını sunması için yeterli imkânın tanındığını vurgulamıştır. İade kararı verilmesinde hukuki dayanaktan yoksunluk veya keyfilik saptanmamıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, yargılama makamlarınca oluşturulan çocuğun iade edilmesi kararının ilgili ve yeterli gerekçelere dayandığını, çatışan menfaatler arasında adil bir dengenin kurulduğunu belirterek aile hayatına saygı hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.