Makale
Çalışanların akademik gelişim süreçlerinde üst amirleri tarafından maruz bırakıldıkları keyfi engellemeler, anayasal eğitim hakkının ihlali ve sistematik bir psikolojik taciz eylemidir. Bu metin, amirlerin yönetim hakkını tahakküm aracına dönüştürerek eğitim hakkını kısıtlamalarını hukuki bir perspektifle detaylı biçimde ele almaktadır.
Akademik Gelişimde Üst Amir Tahakkümü ve Mobbing
Çalışma hayatı içerisinde yer alan bireylerin, özellikle eğitim sektöründe görev yapan yöneticilerin ve öğretmenlerin mesleki yetkinliklerini artırmak amacıyla lisansüstü eğitim süreçlerine dahil olmaları, anayasal güvence altına alınmış eğitim hakkının doğal bir yansımasıdır. Ne var ki, uygulamada akademik gelişim hedefiyle yola çıkan çalışanlar, sıklıkla işveren vekili konumundaki üst amirlerinin keyfi engellemelerine ve tahakküm kurma çabalarına maruz kalabilmektedir. Nitekim yürütülen bilimsel araştırmalarda da ortaya konulduğu üzere, lisansüstü eğitim sürecindeki okul yöneticileri ve öğretmenler, akademik çalışmalarına zaman ayırmaları hasebiyle amirleri tarafından suçlanmakta ve doğrudan psikolojik baskı hedefi haline getirilmektedir. Bir çalışanın yasal çerçevede eğitimini sürdürmesinin üst amir tarafından kişisel bir çatışma alanına dönüştürülmesi ve çalışana yönelik sistematik bir yıldırma aracı olarak kullanılması, iş hukuku disiplini içerisinde tipik bir mobbing olgusu olarak karşımıza çıkmaktadır. Üst amirin sahip olduğu yönetsel yetkileri, çalışanın anayasal haklarını sınırlamak ve onu işyerinde izole etmek kastıyla kullanması, çalışma barışını temelden sarsan ve hukuki koruma sınırlarını açıkça aşan bir tahakküm eylemidir. Bu durum, işverenin yükümlülükleri ile çalışanın hakları arasındaki hassas teraziyi bozan ve ciddiyetle ele alınması gereken hukuki bir problematik oluşturmaktadır.
Eğitim Hakkı Bağlamında Yönetim Hakkının Sınırları
Hukuk düzenimiz, çalışanların bu meşru ve anayasal gelişim haklarını kullanmalarını üstün bir değer olarak güvence altına alır. Yönetim hakkı sınırlarının, çalışanın kariyer ve eğitim adımlarını kısıtlayacak şekilde keyfi olarak genişletilmesi yasal olarak korunmaz. İşveren vekilinin, eğitim gören çalışanın ders veya akademik araştırma yükümlülüklerini işyerindeki olağan çalışma düzenini bahane ederek sürekli ve maksatlı olarak engellemesi, bu hakkın açık bir şekilde kötüye kullanılması anlamına gelir. Çalışanların kişisel ve mesleki gelişimlerini desteklemek amacıyla katıldıkları yüksek lisans veya doktora gibi akademik programlar, bireylerin vizyonlarını genişletmelerine ve yönetimsel olaylara farklı perspektiflerden bakabilmelerine olanak tanıyan önemli adımlardır. Üst amirlerin, kurumsal hiyerarşiyi bir tahakküm aracına dönüştürerek çalışanın temel eğitim hakkını ihlal etmesi, hukuka aykırı bir müdahale niteliği taşıdığı gibi, kurumsal işleyişin de amacından sapmasına neden olur.
Bilimsel çalışmalarda lisansüstü eğitim alan personelin, amirleri tarafından bizzat "yüksek lisans yapıyor olmak" gerekçesiyle her türlü zorlukla karşılaştığı ve bunun adeta bir yıldırma eylemine dönüştüğü vurgulanmaktadır. Üst amirlerin, mesleki gelişimi desteklemek ve çalışma hayatındaki yetkinliği artırmak yerine, bunu bir kusur veya asıl işi kasıtlı olarak aksatma eylemi olarak nitelendirmesi iş hukuku prensipleriyle bağdaşmaz. Bir üst amirin, kendisine tanınan yönetimsel yetkileri çalışanın akademik ilerlemesini durdurmak, onu diğer meslektaşları arasında küçük düşürmek veya akademik eğitime ayırdığı meşru zamanı bir sadakatsizlik olarak etiketlemek amacıyla kullanması, çalışanın şahsiyet haklarına açık bir saldırı teşkil eder. Bu türden sistematik eylemler, anayasal eğitim hakkının ihlalinin yanı sıra, iş hukuku bağlamında çalışanın manevi bütünlüğünü doğrudan hedef alan kasti eylemler bütünü olarak değerlendirilmelidir.
Üst Amir Tahakkümünün Psikolojik Taciz Olarak Nitelendirilmesi
İş hukukunda psikolojik taciz, işyerinde bir veya birden fazla kişi tarafından diğer bir kişiye yönelik olarak, sürekli ve sistematik bir biçimde gerçekleştirilen, düşmanca ve etik dışı iletişim ve davranışların tümü olarak tanımlanmaktadır. Lisansüstü eğitim sürecindeki bireylerin, üst amirlerinin tahakkümüne maruz kalmaları, bu hukuki tanımın unsurlarını eksiksiz bir şekilde yansıtabilmektedir. Okul yöneticilerinin veya öğretmenlerin lisansüstü eğitim görmesinin, üst amirler tarafından adeta bir suçmuş gibi hissettirilmesi ve çalışana yönelik sistematik bir baskı mekanizması kurulması, psikolojik tacizin tipik örneklerinden birini oluşturur. Amirlerin, çalışanın meşru eğitimini bir bahane olarak kullanarak onun iş performansını haksız yere eleştirmesi, normalden daha ağır ve tamamlanması imkansız iş yükleri yüklemesi veya çalışanı işyerindeki olağan karar alma süreçlerinden kasıtlı olarak dışlaması, doğrudan yıldırma kastını ortaya koymaktadır. Bu durum, amirin yönetsel yetkisini hukuka aykırı biçimde kullanarak astı üzerinde kurduğu haksız ve yıpratıcı bir egemenlik göstergesidir.
Özellikle eğitim yönetimi alanı başta olmak üzere çeşitli disiplinlerde yüksek lisans ve doktora çalışmaları yürüten eğitimciler, bu süreçte edindikleri kuramsal bilgileri uygulamaya aktararak işyerindeki verimliliği artırma gayesi gütmektedirler. Üst amir, çalışanın akademik başarısını kurum için faydalı bir zenginlik olarak görmek yerine, kendi otoritesine veya pozisyonuna yönelik bir tehdit olarak algılayabilmekte ve bu hatalı algı üzerinden çalışana karşı sistematik ve yorucu bir bezdiri politikası yürütebilmektedir. Nitekim amirlerin, eğitimine devam eden çalışanın yasal ve meşru taleplerini sürekli olarak görmezden gelmesi, işyerinde hiyerarşik gücünü kullanarak ayrımcı bir tutum sergilemesi ve çalışanın mesleki itibarını zedelemeye yönelik fiillerde bulunması, hukuken korunması gereken karşılıklı güven ilişkisinin açıkça ihlal edildiğini göstermektedir. Olası hukuki ihtilaflarda, çalışanın eğitim hayatını bu denli sistematik bir şekilde kısıtlayıcı tutumlar, yönetim zafiyetinden ziyade kasten uygulanan psikolojik taciz fiilleri kapsamında oldukça sıkı bir şekilde denetlenmektedir.
Eşit İşlem Borcu ve Ayrımcılık Yasağı Çerçevesinde İhlaller
İşverenin ve onun adına kurumu yöneten işveren vekilinin en temel hukuki yükümlülüklerinden biri de işyerinde tüm çalışanlar arasında gözetilmesi gereken eşit işlem borcu kuralıdır. Lisansüstü eğitimine devam eden veya kendini akademik alanda geliştirmeye çalışan bir çalışana, sırf bu eğitim çabası nedeniyle diğer personelden daha farklı, ağır ve ayrımcı mesai koşulları dayatılması, iş hukukunun eşitlik ilkesinin açık bir ihlalidir. Üst amirin, eğitim gören çalışanın makul taleplerini keyfi olarak reddederken benzer durumdaki diğer çalışanlara geniş bir esneklik tanıması veya akademik çalışmaların gerektirdiği en asgari anlayışı çalışandan kasıtlı olarak esirgemesi, hukuka aykırı bir ayrımcılık vakasıdır. Çalışanların kendilerini geliştirmeleri ve profesyonel vizyonlarını zenginleştirmeleri, işverenin de çıkarları doğrultusunda desteklemesi gereken olumlu bir durumken, amirin bu kişisel gelişim sürecini bir zafiyet noktası olarak kullanıp çalışanın üzerinde tahakküm kurması, hukuki sorumluluğu derinden etkileyen ağır bir ihlal olarak değerlendirilebilir.
İşverenin Çalışanı Gözetme Borcu ve Amir Davranışlarının Denetimi
İş hukuku evrensel ilkelerine göre, işverenin çalışanlarının fiziksel ve manevi bütünlüğünü aktif olarak koruma ve onları işyerinde gerçekleşebilecek her türlü bezdiri, ayrımcılık ve psikolojik tacize karşı savunma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu çok temel ve vazgeçilmez yükümlülük, işverenin gözetme borcu çatısı altında hukuki zemin bulmaktadır. Üst amirlerin, akademik gelişimlerini sürdüren çalışanlar üzerinde kendilerine tanınan objektif yönetim yetkilerini sınırlarını aşarak tahakküm kurmaları ve onlara yönelik kasti bezdiri eylemlerine girişmeleri karşısında, asıl işverenin veya denetleyici üst kurumların tepkisiz kalması beklenemez. Bilimsel veriler ve saha araştırmaları, üst amirlerin lisansüstü eğitime devam eden çalışanlara yönelik sergiledikleri kişisel ve dışlayıcı tutumların, personelin mesleki aidiyet duygusunu zedelediğini, liyakat inancını kırdığını açıkça göstermektedir. Bu bağlamda, üst amirin yetki aşımı barındıran davranışlarının sadece iki çalışan arasındaki bireysel bir uyuşmazlık olarak değil, kurumun genel yasal işleyişini ve çalışma barışını bozan ciddi bir hukuki aykırılık olarak değerlendirilmesi esastır.
Demir atılan hiyerarşik yapı içerisinde amir tahakkümünün tespit edilmesi noktasında, sistematik ve süreklilik arz eden davranışların incelenmesi büyük bir hukuki önem taşımaktadır. Yargı makamları nezdinde değerlendirilebilecek olası ihtilaflarda, amirin yönetsel tasarruflarının gerçekten işin gereği mi olduğu yoksa çalışanı şahsen hedef alan, onun akademik hayatını sekteye uğratmayı amaçlayan bir yıldırma eylemi mi olduğu son derece titizlikle ayırt edilmektedir. Lisansüstü eğitim alan çalışanlara kurum içerisinde görev dağılımı yapılırken, amirin akademik yükümlülüklerin kasten çatışacak şekilde iş programlaması yapması, çalışanın mesleki gelişim faaliyetlerine katılımının keyfi olarak sürekli veto edilmesi ve bu durumun çalışanda sürekli bir çaresizlik hissi yaratması, yönetim hakkının hukuki sınırlarının aşıldığına güçlü bir karine teşkil edebilir. İş hukuku öğretisinde, eğitim hakkı gibi üstün anayasal değerlerin, alt düzey yönetimsel inisiyatiflerle ve kasıtlı bezdiri gayesiyle ortadan kaldırılamayacağı genel kabul görmektedir.
Akademik Gelişime Yönelik Engellemelerin Hukuki İspat Boyutu
Çalışma hayatında yaşanan psikolojik taciz iddialarının en zorlu ve kritik aşamalarından biri, hiç şüphesiz söz konusu fiillerin hukuka uygun delillerle kanıtlanması sürecidir. Üst amirin çalışanın akademik gelişimini doğrudan hedef alan tahakkümcü tutumları, çoğunlukla açık yazılı belgelere dayanmayan; sözlü uyarılar, mesnetsiz imalar, alaycı ifadeler veya dolaylı yoldan iş zorlaştırmaları şeklinde, gizli bir ajandayla ortaya çıkabilmektedir. İhtilafların yargıya taşınması durumunda, çalışanın maruz kaldığı bu dışlayıcı süreci somut verilerle ortaya koyması beklenmektedir. Lisansüstü eğitimini sürdüren çalışana yönelik açıklanabilir bir gerekçesi olmayan keyfi görevlendirme değişiklikleri, asılsız veya abartılı disiplin tutanakları, e-posta veya kurumsal iletişim araçları üzerinden sürekli kurulan baskıcı dil, bu ihlal sürecinin kanıtlanmasında önem arz eden somut emarelerdir. Ayrıca, çalışanın yüksek lisans sürecinde amiri tarafından diğer meslektaşları önünde kasten değersizleştirilmesi veya eğitime ayırdığı zamanın asılsız yere işi aksatma olarak raporlanması, iddiaların haklılık dayanaklarını oluşturabilir. İspat yükü ilkeleri kapsamında, çalışanın yaklaşık bir ispat sunması halinde, işverenin bu eylemlerin eğitim hakkını ihlal veya yıldırma kastı taşımadığını, objektif kurumsal gereksinimlerden kaynaklandığını ortaya koyması beklenebilmektedir.
Hukuki değerlendirme süreçlerinde, amirin yönetsel davranışlarında sürekli, sistematik ve tutarlı bir düşmanlık kastının olup olmadığı incelenirken, çalışma sürecindeki olayların bütünü dikkate alınır. Yalnızca bir veya iki münferit olumsuz iletişim veya sıradan bir işyeri gerginliği doğrudan psikolojik taciz sayılmayabilir; zira eylemlerin belirli bir süreye yayılması ve çalışanın eğitim motivasyonunu kasıtlı biçimde kırarak onu işyerinden veya hedeflenen akademik kariyerinden uzaklaştırmayı amaçlaması aranmaktadır. Bir kurum amirinin, sırf akademik lisansüstü eğitim alıyor diye çalışanına kasten sürekli zorluklar çıkarması ve çalışma şartlarını sırf bu motivasyonu engellemek için dizayn etmesi, çalışanın manevi bütünlüğünü ve mesleki itibarını koruyan yasal düzenlemelerin ağır ihlali niteliğindedir. Çalışanların anayasal olarak güvence altına alınmış eğitim ve kendini geliştirme haklarını kullanırken, amirlerinin sübjektif, haksız ve yıldırma odaklı tutumlarına karşı gerekli yasal mekanizmalara başvurma hakları şüphesiz mevcuttur. İşverenlerin, bu tür ihlalleri görmezden gelmeyerek amirleri denetlemesi ve çalışma barışını güvenceye alacak şeffaf bir kurumsal düzen kurması, hukukun vazgeçilmez emridir.
Sonuç itibarıyla, akademik gelişim sürecindeki çalışanların, yetkilerini kötüye kullanan üst amirlerinin tahakkümüne maruz kalarak anayasal güvence altındaki eğitim haklarının ihlal edilmesi, modern çalışma hukukunun koruma altına aldığı temel insan hakları prensiplerinin açıkça çiğnenmesi anlamına gelmektedir. Üst amirlerin, sahip oldukları yönetim hakkını hukuka aykırı bir silah olarak kullanıp, lisansüstü eğitime devam ederek vizyonunu genişleten çalışanları sistematik bir baskı ve izolasyon altına alması, yalnızca bireysel bir idari kusur olarak görülemez. Aksine bu durum, iş hukuku kapsamında hukuken önlenmesi ve yaptırıma tabi tutulması gereken ağır ve planlı bir psikolojik taciz eylemidir. İşveren konumundaki tüzel kişiliklerin veya üst yöneticilerin, işyerinde eşitlik, adalet ve çalışanı manevi olarak gözetme borcu çerçevesinde bu tür keyfi yönetim tutumlarını engellemek için proaktif hukuki denetim mekanizmaları geliştirmesi son derece elzemdir. Akademik olarak kendini geliştiren personelin uzun vadede kuruma katacağı entelektüel vizyon ve artı değer göz önüne alındığında, eğitim hakkının tahakküm yoluyla engellenmesinin önüne geçilmesi, hem sürdürülebilir bir çalışma barışının hem de anayasal hukukun üstünlüğünün sarsılmaz bir gereğidir.