Makale
Bu makalede, ceza muhakemesi hukukunda maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla uygulanan genel arama ve elkoyma tedbirlerinin şartları, türleri ve hukuki niteliği incelenmektedir. Temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden bu koruma tedbirlerinin yasal sınırları kapsamlı bir biçimde ele alınmıştır.
Ceza Muhakemesi Hukukunda Genel Arama ve Elkoyma
Ceza muhakemesi hukukunda maddi gerçeğin ortaya çıkarılması en temel amaçlardan biridir. Bu amaca ulaşmak için kanun koyucu, şüpheli veya sanığın yakalanması ile suç delillerinin elde edilmesi amacıyla çeşitli koruma tedbirleri öngörmüştür. Bu tedbirlerin başında gelen arama ve elkoyma işlemleri, doğaları gereği bireylerin özel hayatın gizliliği, konut dokunulmazlığı ve mülkiyet hakkı gibi en temel anayasal haklarına doğrudan müdahale teşkil etmektedir. Bir hukuk devleti uygulamasında, suçla mücadele edilirken insan haklarına saygı gösterilmesi ve orantılılık ilkesi gözetilmesi zorunludur. Dolayısıyla, söz konusu tedbirlerin keyfiliğe yol açmayacak şekilde, yalnızca kanunda açıkça belirtilen şartların varlığı halinde ve kural olarak hâkim kararı ile uygulanması esastır. Hukuka aykırı şekilde gerçekleştirilen müdahaleler neticesinde elde edilen bulgular, Anayasa uyarınca yasak delil niteliği taşıyacak ve ceza yargılamasında kesinlikle kullanılamayacaktır.
Arama Tedbirinin Hukuki Niteliği ve Şartları
Arama tedbiri, şüpheli veya sanığın, delillerin veya müsadereye konu eşyanın ele geçirilmesi maksadıyla konutta, işyerinde veya kişi üzerinde gerçekleştirilen, gizli tutulan unsurların ortaya çıkarılmasına yönelik bir araştırma işlemidir. Hukukumuzda arama, amacına göre adli arama ve önleme araması olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Suç işlendikten sonra delil elde etmek amacıyla yapılan adli arama, Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında bir koruma tedbiri iken; suç işlenmeden önce tehlikeyi bertaraf etmek için gerçekleştirilen önleme araması idari nitelikte bir tehlike tedbiridir. Adli aramanın yapılabilmesi için, kişinin yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphenin bulunması yasal bir şarttır. Bu şüphenin somut olgulara dayanması ve arama neticesinde belirli bir eşyanın veya kişinin bulunacağının öngörülmesi gerekmektedir. Arama kararı kural olarak Sulh Ceza Hâkimi veya yargılamayı yapan mahkeme tarafından verilir. Ancak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının, savcıya ulaşılamayan acil durumlarda ise yetkili kolluk amirinin yazılı emriyle de arama yapılabilmesi mümkündür.
Aramanın Yerine Getirilmesi ve İstisnai Durumlar
Arama işleminin icrası sırasında insan onuruna saygı gösterilmesi ve orantılılık ilkesi dışına çıkılmaması esastır. Örneğin, konutta veya kapalı işyerinde Cumhuriyet savcısı hazır bulunmaksızın arama gerçekleştirilecekse, o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin arama tanığı olarak bulundurulması mutlak surette zorunludur. Bu kural, aramanın şeffaflığını sağlamak ve ileride doğabilecek asılsız iddiaların önüne geçmek için getirilmiştir. Diğer taraftan, savunma makamı olan avukat bürolarının aranması istisnai bir usule tabidir. Avukat büroları, yalnızca mahkeme kararıyla ve kararda belirtilen somut olayla bağlantılı olarak, Cumhuriyet savcısının bizzat denetiminde ve baro temsilcisinin huzurunda aranabilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hal gerekçesiyle kolluk amiri veya savcı kararıyla avukat bürolarına müdahale edilemez. Ayrıca, hakkında tutuklama veya yakalama kararı olan kişinin ele geçirilmesi, gözaltına alma işlemleri veya suçüstü gibi kanunda tahdidi olarak belirtilen ve arama emri veya kararı aranmayan bazı istisnai hallerde doğrudan kaba üst araması veya araç araması yapılması hukuken mümkündür.
Elkoyma Tedbirinin Kapsamı ve Uygulanması
Elkoyma, ispat aracı olarak yararlı görülen ya da eşya veya kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan malvarlığı değerlerinin, zilyedin rızası olmaksızın adliyenin eli altına alınması ve kişinin tasarruf yetkisinin geçici olarak kaldırılması işlemidir. İlgilinin söz konusu eşyayı kendi rızasıyla bizzat teslim etmesi durumunda ise hukuken elkoyma değil, muhafaza altına alma işlemi söz konusu olmaktadır. Elkoyma tedbiri, yargılama neticesinde verilecek müsadere kararının kâğıt üzerinde kalmasını engellemek ve maddi gerçeği aydınlatacak delillerin kaybolmasını önlemek amacıyla tatbik edilir. Bu sınırlandırıcı tedbire karar verme yetkisi de kural olarak bağımsız hâkime aittir. Fakat gecikmesinde sakınca bulunan olağanüstü durumlarda Cumhuriyet savcısı veya şartları usulüne uygun oluştuğunda kolluk amirinin yazılı emri ile de elkoyma gerçekleştirilebilir. Hâkim kararı olmaksızın savcı veya kolluk amiri talimatıyla yapılan elkoyma işlemleri, kanunda öngörülen yasal süreler içerisinde muhakkak görevli hâkimin onayına sunulmak zorundadır. Belirtilen sürede hâkim onayı alınmazsa elkoyma işlemi kanun gereği kendiliğinden kalkar.
Elkoyma Çeşitleri ve Elkoyma Yasağı Olan Eşyalar
Ceza muhakemesi sürecinde elkoyma tedbiri uygulanırken bazı özel haller ve katı kanuni yasaklar dikkate alınmalıdır. Bunlara örnek olarak postada elkoyma, basılmış eserlere elkoyma ve taşınmaz hak ve alacaklara elkoyma gibi özel prosedürler gösterilebilir. Örneğin, şüpheli veya sanık ile tanıklıktan çekinebilecek kişiler arasındaki mektuplara ve belgelere, bu kişilerin nezdinde bulunduğu sürece elkonulamaz. Keza, Anayasa uyarınca usulüne uygun kurulan basımevi ve eklentileri ile basın araçları, suç aleti olduğu iddia edilse dahi zapt ve müsadere edilemez, işletilmekten alıkonulamaz. Arama veya elkoyma işlemleri esnasında tesadüfen elde edilen deliller ise, o an yürütülen soruşturmayla ilgisi olmayan ancak tamamen başka bir suçun işlendiği şüphesini uyandıran bulgular olup, bunlar derhal koruma altına alınarak Cumhuriyet savcılığına bildirilir. Kanunda çizilen çerçeve dışında, hukuka aykırı veya ölçüsüz biçimde arama ve elkoyma uygulamasına maruz kalan ilgili kişiler devletten maddi ve manevi tazminat talep etme hakkına sahiptir.
Arama ve Elkoymaya Hâkim Olan Temel İlkeler
Ceza muhakemesinde temel haklara doğrudan müdahale eden arama ve elkoyma tedbirlerinin uygulanmasında riayet edilmesi gereken ve hukuki güvence teşkil eden birtakım evrensel ilkeler bulunmaktadır. Bu tedbirler, Anayasa ve yasalarla çizilen sınırlar içerisinde kesin bir biçimde icra edilmelidir. Bahsi geçen koruma tedbirlerine egemen olan ve yargılama sürecinde hukuka uygunluğun temelini oluşturan başlıca kurallar şunlardır:
- Hukuk devleti ilkesi, devletin suçla mücadele ederken vatandaşların haklarına saygı duymasını ve keyfi müdahaleleri önlemek adına yargısal denetimi zorunlu kılar.
- Özel hayatın gizliliği ilkesi, insanların mahrem alanlarına, kişisel yaşamlarına ve özellikle konut dokunulmazlıklarına mutlak surette özen gösterilmesini gerektirir.
- İnsan onurunun dokunulmazlığı ilkesi, zorunlu kolluk müdahalesi sırasında dahi kişinin ruhsal ve bedensel bütünlüğüne, temel haklarına ve utanma duygusuna saygı gösterilmesini güvence altına alır.
- Orantılılık ilkesi, başvurulan kısıtlayıcı koruma tedbiri ile elde edilmesi umulan kamusal fayda ve delil arasında her zaman makul, adil ve ölçülü bir dengenin bulunmasını şart koşar.