Anasayfa Makale Dijital Platformların Hukuki Yapısı ve Atipik...

Makale

Dijitalleşme süreciyle çalışma hayatına giren dijital platformlar, müşteri, platform ve çalışan ekseninde kurulan üçlü yapısıyla geleneksel sözleşme modellerini dönüştürmektedir. Bu makale, platformların hukuki yapısını, taraflar arasında kurulan atipik sözleşmeleri ve bu sözleşmelerin Türk hukuku bağlamındaki nitelendirmelerini incelemektedir.

Dijital Platformların Hukuki Yapısı ve Atipik Sözleşmeler

Teknolojik gelişmelerin ivme kazanmasıyla birlikte geleneksel çalışma modelleri yerini büyük ölçüde esnek ve dijitalleşmiş yeni nesil çalışma biçimlerine bırakmaya başlamıştır. Bu dönüşümün en belirgin sonuçlarından biri olarak karşımıza çıkan dijital platformlar, mal veya hizmet tedarikini çevrimiçi mecralar üzerinden organize ederek platform ekonomisi adı verilen yeni bir pazar yaratmıştır. Klasik iki taraflı iş ilişkilerinden farklı olarak, hizmet talep eden müşteri, hizmeti sunan çalışan ve bu ikisini sanal bir ortamda buluşturan platformdan oluşan üçlü bir yapı ortaya çıkmıştır. Bu yeni ve kendine özgü yapı, taraflar arasında kurulan hukuki ilişkilerin nitelendirilmesini zorlaştırmakta; mevcut hukuki kalıplara tam olarak uymayan atipik sözleşme ilişkilerinin doğmasına zemin hazırlamaktadır. Türk Borçlar Kanunu ve İş Kanunu çerçevesinde düzenlenen geleneksel sözleşme türleri, sanal ortamda ve esnek mesai saatleri içerisinde yürütülen bu çalışma biçimlerini bütünüyle kapsamakta yetersiz kalabilmektedir. Dolayısıyla, dijital platformların işleyiş mekanizmasını anlamak ve taraflar arasında kurulan bu atipik sözleşmelerin hukuki niteliğini doğru tespit etmek, çalışma hayatında ortaya çıkabilecek olası uyuşmazlıkların çözümünde kritik bir role sahiptir. Bu kapsamda, platformların hukuki yapısı ve atipik sözleşme ilişkileri detaylı bir incelemeyi gerektirmektedir.

Dijital Platform Ekonomisi ve Üçlü İlişki Yapısı

Platform ekonomisi genel hatlarıyla, bir mal veya hizmetin sağlanmasının sanal dünyada faaliyet gösteren bir dijital platform üzerinden koordine edildiği modern iş modellerini ifade etmektedir. Hukuki doktrinde platform ekonomisi temel olarak varlık paylaşımına dayalı platformlar ve iş veya emek sunumuna dayalı platformlar olmak üzere iki ana kategoriye ayrılmaktadır. Varlık paylaşımına dayalı modellerde bireyler sahip oldukları konut, araç veya eşya gibi maddi varlıkları üçüncü kişilerle paylaşırken; iş platformlarında paylaşılan ve koordine edilen unsur doğrudan doğruya insan emeği ve işgücüdür. Emek platformları, geleneksel olarak fiziksel işyerlerinde görülen işlerin, dijital uygulamalar veya internet siteleri üzerinden kitlelere duyurularak görülmesini sağlamaktadır. Söz konusu sistem, geleneksel işyeri kavramını sanal bir boyuta taşıyarak mekana bağlılığı ortadan kaldırmakta ve atipik iş ilişkileri kavramının çalışma hukuku pratiğinde daha sık tartışılmasına yol açmaktadır.

Dijital platform çalışmasının en karakteristik özelliği, klasik işçi-işveren ilişkisinde görülen iki taraflı sözleşme yapısını aşarak üçlü bir hukuki organizasyon kurmasıdır. Bu üçlü yapı; dijital platform, hizmeti fiilen yerine getiren çalışan ve sunulan hizmeti talep ederek karşılığında ödeme yapan müşteri ayaklarından oluşmaktadır. Çevrimiçi platform, geliştirdiği yazılım ve sanal pazar yeri sayesinde arz ve talebi eşzamanlı olarak koordine eden bir aracı kurum işlevi üstlenmektedir. Çalışan, platformun sunduğu bu dijital altyapı üzerinden görevleri kabul edip ifa ederken; müşteri, talep ettiği hizmetin kalitesini ve sürecini yine aynı platform üzerinden takip edip değerlendirmektedir. Bu karmaşık ve dinamik üçlü ilişkide taraflar arasındaki sözleşmelerin sınırları net bir şekilde çizilmemiştir. Platformun sadece tarafları buluşturan salt bir aracı mı olduğu, yoksa sunulan hizmetin bizzat sağlayıcısı konumunda mı bulunduğu hususu, aradaki atipik sözleşmelerin hukuki çerçevesinin belirlenmesinde temel çıkış noktasını oluşturmaktadır.

Platform ekonomisinin kendi içindeki işleyişi de web tabanlı ve konum tabanlı platform çalışmaları olarak farklılık arz etmektedir. Web tabanlı çalışmalarda hizmet, internet bağlantısı olan dünyanın herhangi bir yerinden dijital ortamda tamamlanıp teslim edilebilirken; konum tabanlı dijital platformlarda hizmetin belirli bir fiziksel mekanda, genellikle müşterinin bulunduğu alanda ifa edilmesi zorunludur. Konum tabanlı çalışmalarda, restoran teslimatları, ulaşım, temizlik veya tamirat gibi günlük hayata temas eden fiziksel hizmetler sunulmaktadır. Bu tür platformlarda çalışanların doğru zamanda doğru yerde bulunması gerektiği için, web tabanlı platformlara kıyasla esneklik unsuru daralmakta ve taraflar arasındaki ilişkinin hukuki karakteri daha atipik bir boyut kazanmaktadır. Platformun işin nerede ve ne şekilde görüleceğine dair yönlendirmeleri, geleneksel istihdam modelleri ile bağımsız çalışma arasındaki gri alanın büyümesine neden olmaktadır.

Platform ile Müşteri Arasındaki Hukuki İlişkiler

Platform ile müşteri arasında kurulan hukuki ilişkinin nitelendirilmesi, platformun üstlendiği işleve göre değişiklik göstermektedir. Eğer dijital platform, çalışanın sunduğu hizmete herhangi bir müdahalede bulunmaksızın yalnızca tarafların bir sözleşme kurması için sanal bir zemin hazırlıyorsa, bu ilişkinin simsarlık sözleşmesi kapsamında değerlendirilmesi mümkündür. Türk Borçlar Kanunu uyarınca simsar, taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânını hazırlayan veya kurulmasına aracılık eden ve bu faaliyet sonucunda ücrete hak kazanan bağımsız bir kişidir. Platformun sadece ilanları yayımladığı, işin detaylarının ve ücretin tamamen müşteri ile çalışan arasında serbestçe belirlendiği modellerde simsarlık kurumu devreye girebilmektedir. Ancak, simsarlık sözleşmesinin doğasındaki geçicilik unsuru, sürekli olarak aynı platform üzerinden aynı müşterilere hizmet sunan ve standartlaşmış süreçleri yöneten modern dijital platformların yapısıyla tam olarak örtüşmeyebilir.

Platformun sadece arızi bir buluşturma yapmayıp, ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde sürekli olarak aracılık etmeyi veya bunları bizzat kurmayı meslek edindiği durumlarda acentelik sözleşmesi hükümleri gündeme gelebilmektedir. Türk Ticaret Kanunu çerçevesinde acente, belirli bir bölge içinde sürekli olarak bir işletmeye bağlı olmadan ticari sözleşmelere aracılık eden kişidir. Bununla birlikte, özellikle kurye ve teslimat odaklı konum tabanlı platformlarda taşıma komisyonculuğu sözleşmesinin varlığı da tartışılmaktadır. Taşıma işleri komisyoncusu, kendi adına fakat müvekkil hesabına eşya taşıtmayı üstlenen kişidir. Müşterinin sanal marketlerden veya restoranlardan sipariş verdiği ve platformun bu eşyanın teslimatını organize ettiği senaryolarda, platformun taşıma komisyoncusu, kuryenin taşıyıcı ve restoranın gönderen olarak konumlandırılması, atipik ilişkiyi klasik ticaret hukuku normlarıyla açıklamaya çalışan hukuki bir yaklaşımdır.

Platformun müşteriden doğrudan bir ücret almadığı ve yalnızca tarafların bir araya gelmesini sağlayan ücretsiz bir altyapı sunduğu istisnai hallerde ise ilişkinin vekalet sözleşmesi kapsamında ele alınması gerektiği savunulmaktadır. Zira simsarlık ve acentelik gibi ticari aracılık sözleşmelerinin temel kurucu unsurlarından biri ücrettir. Ücret unsurunun bulunmadığı veya platformun herhangi bir komisyon talep etmeden sadece bilgi akışını sağladığı sistemlerde, geniş anlamda bir iş görme sözleşmesi olan vekalet hükümleri uygulanabilir. Tüm bu ihtimallerin ötesinde, platformun aracılık rolünü aşarak hizmetin doğrudan sağlayıcısı olduğu ve müşteriyle bu hizmetin ifasına yönelik bir anlaşma kurduğu durumlarda ise, platform ile müşteri arasında eser, taşıma veya niteliğine göre isimsiz bir iş görme sözleşmesinin kurulduğu kabul edilmelidir.

Çalışan ile Platform Arasındaki Atipik İş İlişkileri

Dijital platformlar ile bu platformlar üzerinden hizmet sunan çalışanlar arasındaki ilişki, çalışma hukukunun en tartışmalı alanlarından biridir. Geleneksel iş modellerinde işçinin belirli bir fiziksel işyerinde mesai saatleri içerisinde çalışması esasken; platform çalışmasında çalışanlar istedikleri zaman sisteme giriş yaparak çalışma sürelerini kendileri belirleyebilmekte ve fiziksel bir ofise gitmeden faaliyet gösterebilmektedir. Bu durum, hukuk sistemimizde düzenlenen klasik sözleşme kalıplarının sınırlarını zorlamakta ve esnek çalışma uygulamaları adı altında atipik iş sözleşmelerinin doğmasına neden olmaktadır. Platform ile çalışan arasındaki ilişkinin, mevzuatta yer alan uzaktan çalışma, çağrı üzerine çalışma veya kısmi süreli çalışma gibi atipik modellerden hangisine veya hangilerine uyum sağladığının incelenmesi, tarafların hak ve borçlarının belirlenmesi açısından elzemdir.

Uzaktan çalışma kavramı, işçinin iş görme edimini işyeri dışında evinde veya teknolojik iletişim araçları vasıtasıyla yerine getirdiği atipik bir sözleşme türüdür. Web tabanlı platform çalışmalarında evde tele çalışma modelinin unsurları kısmen görülse de, konum tabanlı platformlar açısından bu nitelendirme oldukça güçtür. Konum tabanlı çalışmalarda kurye veya şoför gibi çalışanlar, mecburi olarak belirli bir lokasyona gitmek ve fiziksel bir eylem gerçekleştirmek zorundadır. Tele çalışmanın özünde yatan işyeri dışında ifa edilebilen ihtiyari bir çalışma unsuru, hizmetin doğası gereği dışarıda ve müşterinin belirlediği konumlarda yapılmasının zorunlu olduğu platform modelleri ile bağdaşmamaktadır. Bu nedenle konum tabanlı platform çalışmalarının bütünüyle tele çalışma şablonuna oturtulması, pratik işleyiş ile hukuki tanımlar arasında bir uyuşmazlık yaratmaktadır.

Diğer bir atipik model olan çağrı üzerine çalışma sözleşmesi ise, işçinin sadece işverenin kendisine ihtiyaç duyduğu anlarda ve belirli bir süre önceden yapılan çağrı üzerine iş görme edimini yerine getirdiği kısmi süreli bir ilişki türüdür. Dijital platform uygulamalarında müşteri talebi eşzamanlı olarak algoritmalar vasıtasıyla çalışana iletilmekte ve çalışan bu çağrıyı o an kabul veya reddetmektedir. Türk İş Kanunu kapsamında çağrı üzerine çalışma sözleşmelerinde işverenin çağrıyı en az dört gün önceden yapma zorunluluğu gibi katı kurallar öngörülmüştür. Oysa dijital platform ekonomisinin varlık sebebi saniyeler içinde gerçekleşen anlık arz talep eşleşmesidir. Platformun çalışana günler öncesinden çağrı yapmasının beklenmesi veya belirli bir mesai garantisi sunması, bu sistemin dinamik ve teknoloji odaklı yapısına taban tabana zıttır. Dolayısıyla çağrı üzerine çalışma kurallarının doğrudan platformlara entegre edilmesi söz konusu sistemi işlevsiz kılacaktır.

Üçlü İş İlişkileri Kapsamında Değerlendirmeler

Atipik sözleşmelerin yanında, Türk İş Hukukunda üçlü ilişkiler bağlamında düzenlenen asıl işveren alt işveren ilişkisi de platform ekonomisi ekseninde değerlendirilmektedir. Bir işverenin işyerinde yürüttüğü asıl işin bir bölümünde veya yardımcı işlerde uzmanlık gerektiren hususları bir alt işverene devretmesi durumunda bu ilişki doğmaktadır. Konum tabanlı platformlarda restoranların teslimat işini sürekli olarak bir dijital platform üzerinden çözmesi durumunda, teslimatın yardımcı iş olarak nitelendirilmesi mümkündür. Ancak bu ilişkinin kurulabilmesi için kanun koyucu münhasırlık şartı aramaktadır; yani alt işveren işçilerinin sadece o asıl işverene ait işte çalıştırılması gerekmektedir. Platform çalışanları ise gün içinde birbirinden tamamen bağımsız onlarca farklı restoranın veya işletmenin hizmetini yerine getirmektedir. Münhasıran tek bir işverene hizmet sunulmaması, bu modelin klasik alt işverenlik ilişkisi olarak nitelendirilmesini imkansızlaştırmakta, uygulamanın hukuki sınırlarını aşmasına neden olmaktadır.

Üçlü yapı bağlamında ele alınan bir diğer kurum ise geçici iş ilişkisi sistemidir. Özel istihdam büroları aracılığıyla kurulan bu ilişkide, istihdam bürosu işçisi geçici bir süreyle başka bir işverenin emrine tahsis edilmektedir. Dijital platformların, çalışanları sistemleri üzerinden müşterilerin hizmetine sunması, şeklen bu yapıya benzerlik göstermektedir. Ancak özel istihdam bürosu faaliyeti yürütebilmek için Türkiye İş Kurumundan katı şartlara bağlı yasal izinlerin alınması, ağır teminatların yatırılması ve çeşitli idari prosedürlerin tamamlanması gerekmektedir. Platformların büyük çoğunluğunun bu tür bir idari izne sahip olmadığı bilinmektedir. İzin almadan fiilen bu faaliyeti yürüten platformlar idari para cezalarıyla karşılaşabilmektedir. Tüm bu karmaşık kurallar bütünü, dijital iş platformlarının esnek dünyasının katı iş hukuku kalıplarına zorlanmasının yarattığı sorunları gözler önüne sermektedir.

Platformların İşe Aracılık İşlevi ve Hukuki Sınırları

Bazı dijital platformlar, kendi adlarına bir hizmet sunmaktan ziyade yalnızca hizmet arayan müşteri ile hizmet sunacak çalışanı sanal bir ortamda eşleştirerek taraflar arasında bir iş sözleşmesi kurulmasına zemin hazırlamaktadır. Bu noktada platformun yürüttüğü faaliyet, klasik anlamda iş ve işçi bulmaya aracılık etmek olarak tanımlanabilir. Türk hukuk sisteminde, kişilerin işe yerleştirilmeleri ve işverenlerin uygun çalışan bulmalarına aracılık edilmesi faaliyeti devlet tekelinden çıkarılmış olmakla birlikte, sıkı regülasyonlara ve izin süreçlerine tabi tutulmuştur. Bu tür bir hizmetin yasal olarak yürütülebilmesi için Türkiye İş Kurumu tarafından yetkilendirilmiş bir özel istihdam bürosu olunması zorunludur. İnternet ve benzeri elektronik iletişim araçları kullanılarak izinsiz bir şekilde işe aracılık faaliyetinde bulunulması mevzuata açıkça aykırılık teşkil etmektedir.

Mevzuatın özel istihdam bürolarına getirdiği en kesin yasaklardan biri, iş arayanlardan ve geçici iş ilişkisi ile çalıştırılan kişilerden herhangi bir hizmet bedeli veya komisyon alınamaması kuralıdır. Platformların ise, sistemlerine kayıtlı çalışanlardan her eşleşme veya tamamlanan iş başına belirli bir yüzde oranında hizmet bedeli, komisyon veya sistem kullanım ücreti tahsil etmesi son derece yaygın bir ticari uygulamadır. Platformların işçi statüsündeki bireylerin iş bulmasına aracılık edip karşılığında onlardan kesinti yapması, dört bin dokuz yüz dört sayılı Kanun hükümlerine göre yasadışı kabul edilecek ve ağır idari yaptırımların uygulanmasını gerektirecektir. Dijital pazar yerlerinin kendine has gelir modellerinin, mevcut istihdam kurallarıyla çatıştığı bu nokta, platform sözleşmelerinin düzenlenmesinde hukuk bürolarının ve danışmanların son derece ihtiyatlı olması gereken temel hukuki engellerden birini oluşturmaktadır.

Platformların işe aracılık faaliyetlerini yürütürken dikkat etmesi gereken temel yasal sınırlar şu şekilde sıralanabilir:

  • İşe aracılık için Türkiye İş Kurumundan resmi faaliyet izni ve lisans alınması.
  • Kayıtlı ve onaylı özel istihdam bürosu statüsünün yasal olarak usulünce kazanılması.
  • İş arayan çalışanlardan veya kuryelerden komisyon, hizmet bedeli ya da aidat talep edilmemesi.
  • Asgari teminat yükümlülüklerinin, resmi süreçlerin ve idari harçların eksiksiz biçimde yerine getirilmesi.
  • İşçi ve işveren taraflarını koruyan adalet, eşitlik ve dürüstlük prensiplerinin sistemdeki sözleşmelere yansıtılması. Bu kısıtlamalar, dijital platformların kullanım koşullarını tek taraflı belirlerken iş hukukunun emredici nitelikteki kamu düzeni kurallarını aşamayacağını açıkça ortaya koymaktadır.

Sözleşmelerin Hukuki Niteliğinin Tespiti ve Yorumlanması

Dijital platformlar ile çalışanlar arasında imzalanan çevrimiçi onay metinleri ve sözleşmeler, genellikle platformların kendi ticari menfaatlerini önceleyerek tek taraflı olarak hazırladığı standart formlar niteliğindedir. Bu belgelerde platformlar, muhtemel hukuki sorumluluklardan, sosyal güvenlik primlerinden ve işçilik alacaklarından kaçınmak adına bilinçli bir hukuki strateji izlemektedirler. Sözleşmelerin başlıklarında ve içeriklerinde iş ortağı, bağımsız yüklenici, kendi nam ve hesabına çalışan esnaf gibi sıfatlar kullanılarak, ilişkinin bir iş sözleşmesi olmadığı vurgulanmaya çalışılmaktadır. Ancak Türk Borçlar Kanununun on dokuzuncu maddesi uyarınca, bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde tarafların gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları yanıltıcı sözcüklere bakılmaz. Önemli olan husus, belgenin başlığı değil, ilişkinin fiili icra şekli ve tarafların üstlendikleri hukuki yükümlülüklerin gerçek doğasıdır.

Yargı organları da muvazaalı işlemleri önlemek adına sözleşme metninden ziyade sahadaki çalışma gerçeğine odaklanmaktadır. Eğer platform, çalışan üzerinde işin nerede, nasıl ve ne sürede yapılacağına dair kesin bir organizasyon şeması uyguluyor, ücreti tek taraflı olarak belirliyor ve çalışma kurallarına uyulmadığında sistemden çıkarma gibi yaptırımlar uyguluyorsa; sözleşmede ne yazarsa yazsın bu ilişkinin atipik bir bağımsız çalışma değil, üstü örtülmüş bir iş sözleşmesi olduğu yönünde kararlar verilebilmektedir. Hukukun şekle değil öze üstünlük tanıyan bu genel prensibi, dijital platformların tek taraflı dayattıkları sözleşme hükümlerini geçersiz kılabilmekte ve atipik gibi görünen bu sözleşmeleri kanunun emredici şemsiyesi altına alarak çalışanların korunmasını sağlamaktadır.

Sonuç olarak, dijital platformların getirdiği yenilikçi iş modelleri, hukuk dünyasını daha önce karşılaşılmamış karmaşık ve atipik sözleşme türleri ile yüz yüze bırakmıştır. Simsarlık, acentelik, taşıma komisyonculuğu gibi geleneksel ticaret hukuku kurumları ile tele çalışma ve çağrı üzerine çalışma gibi esnek iş hukuku modelleri, platform ekonomisinin dinamik, sınırları belirsiz ve üçlü yapıya sahip doğasını tam anlamıyla izah etmekte yetersiz kalmaktadır. Platformlar ile çalışanlar arasındaki sanal sözleşmelerin hukuki niteliğinin belirlenmesi, salt kağıt üzerindeki ifadelere göre değil, uygulamanın fiili gerçekliklerine göre şekillenmektedir. Gelişen dijitalleşme süreci, bu atipik yapıların hukuki altyapısının daha net ve koruyucu bir perspektifle yeniden yorumlanmasını kaçınılmaz kılmaktadır. Bu bağlamda, platform sözleşmelerinin Türk hukuk sisteminin emredici kuralları ışığında titizlikle analiz edilmesi, gerek işveren konumundaki platformların yasal uyum süreçleri gerekse çalışan haklarının tesisi adına büyük bir önem taşımaktadır.

11 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: