Anasayfa Makale Gemi Çalışanlarının Mesai, Dinlenme ve İzin...

Makale

Denizcilik sektöründe zorlu fiziksel koşullar ve uzun sefer süreleri, gemi çalışanlarının mesai, dinlenme ve izin haklarının özel kanunlar ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmasını zorunlu kılmıştır. Bu makalede, Deniz İş Kanunu ve milletlerarası antlaşmalar çerçevesinde gemi adamlarının çalışma ve dinlenme süreleri incelenmektedir.

Gemi Çalışanlarının Mesai, Dinlenme ve İzin Hakları

Denizcilik faaliyetleri, doğası gereği hem ulusal hem de uluslararası sularda kesintisiz olarak devam eden, son derece yüksek risk barındıran ve yoğun fiziksel efor gerektiren meşakkatli iş süreçlerini içermektedir. Gemi çalışanları, çoğu zaman haftalarca veya aylarca karaya ayak basmadan, oldukça dar ve izole bir yaşam alanı olan gemide hem hayatlarını idame ettirmek hem de aralıksız çalışmak zorundadırlar. Bu zorlu çalışma ortamı, çalışanların fiziksel ve psikolojik sağlığını doğrudan ve olumsuz şekilde etkileyebileceği gibi, yetersiz dinlenme neticesinde ortaya çıkan aşırı yorgunluk deniz kazalarına da davetiye çıkarmaktadır. Bu nedenle, gemi adamlarının mesai, dinlenme ve izin hakları, sadece bireysel birer işçilik hakkı olmanın çok ötesinde, denizde can, mal ve çevre güvenliğinin en temel unsuru olarak kabul edilmektedir. Türk Hukukunda sekiz yüz elli dört sayılı Deniz İş Kanunu, bu konudaki yasal çerçeveyi çizen temel ulusal mevzuatımızdır. Bunun yanı sıra, Uluslararası Denizcilik Örgütü ve Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından titizlikle hazırlanan Denizcilik Çalışma Sözleşmesi (MLC-2006) ile STCW-1978 gibi bağlayıcı metinler gemi çalışanlarının mesai ve dinlenme sürelerinin belirlenmesinde oldukça kritik bir role sahiptir. Bu yazıda, gemi çalışanlarının yasal mesai sınırları, ara dinlenmeleri, asgari dinlenme süreleri ve yıllık izin gibi hakları deniz iş hukuku perspektifinden ayrıntılı olarak incelenecektir.

Türk Deniz İş Hukukunda Normal Çalışma Süreleri

Sekiz yüz elli dört sayılı Deniz İş Kanunu kapsamında gemi çalışanlarının normal çalışma süresi, kanunun yirmi altıncı maddesi ile net bir biçimde günde sekiz saat ve haftada kırk sekiz saat olarak sınırlandırılmıştır. İlgili kanun maddesinin lafzına göre bu süre, haftanın iş günlerine eşit olarak bölünmek suretiyle uygulanmak zorundadır. Karadaki işçilerin tabi olduğu temel yasa olan İş Kanununda haftalık çalışma süresi kırk beş saat olarak öngörülmüşken, denizcilik sektörünün kesintisiz işleyen operasyonel doğası gereği bu sürenin denizciler için kırk sekiz saat olarak tespit edildiği görülmektedir. Deniz İş Kanununda gece ve gündüz çalışmaları bakımından kanuni düzeyde herhangi bir ayrıma gidilmemiştir. Dolayısıyla günde sekiz saatlik normal mesai kuralı, gündüz vardiyaları için olduğu kadar gece vardiyalarında ifa edilen zorlu çalışmalar bakımından da aynen geçerliliğini korumaktadır. Kanun koyucu, çalışma süresini tanımlarken gemi çalışanının işbaşında fiilen çalıştığı veya aktif olarak vardiya tuttuğu süreyi esas almıştır. Bu doğrultuda, gemi çalışanının salt gemide bulunması, şayet işbaşında değilse veya vardiya tutmuyorsa, tek başına o sürenin çalışma süresinden sayılması için yeterli bir hukuki gerekçe kabul edilmemektedir.

Ulusal mevzuatımızdaki bu düzenlemeler, denizcilik alanında benimsenen uluslararası standartlarla da büyük ölçüde uyum içindedir. Nitekim, uluslararası deniz iş hukukunun en kapsayıcı ve koruyucu metinlerinden biri olan Denizcilik Çalışma Sözleşmesi (MLC-2006) de normal çalışma süresini günde sekiz saat ve haftada kırk sekiz saat olarak düzenleyerek tavsiye niteliğinde standartlar sunmaktadır. Bununla birlikte, yürürlükteki Deniz İş Kanununda özellikle genç gemi çalışanlarının çalışma saatlerine ilişkin özel, detaylı ve daha koruyucu bir kanuni sınırlandırma bulunmaması, uygulamada uluslararası sözleşmelerin yönlendirici hükümlerinin dikkate alınmasını zorunlu kılmaktadır. MLC-2006 yönergeleri, on sekiz yaşın altındaki genç çalışanlar için haftalık çalışma süresinin azami kırk saat ile sınırlandırılmasını ve mutlak operasyonel zorunluluk halleri dışında bu kişilere kesinlikle gece çalışması yaptırılmamasını öngörmektedir. Çalışma sürelerinin belirlenen bu yasal sınırları aşması durumu ise hukuken fazla saatlerle çalışma olarak nitelendirilir. İşverenlerin, geminin emniyeti gibi operasyonel zorunluluklar bulunmadığı sürece bu yasal sınırların dışına çıkmamaları, denizcilerin bedensel yorgunluğunu ve tükenmişliğini önlemek adına üstlenmeleri gereken çok büyük bir hukuki sorumluluktur.

Gemi Çalışanlarının Ara Dinlenmesi ve Molalar

Deniz İş Kanununda, karadaki işçiler için uygulanan ve günlük çalışma süresinin uzunluğuna göre kademeli olarak artan net bir ara dinlenmesi kuralına doğrudan yer verilmemiştir. Ancak kanunun yirmi altıncı maddesinin üçüncü fıkrasında, işveren tarafından gemi çalışanlarının vardiyaları ile yemek ve dinlenme zamanlarının mutlaka bir çizelge ile belirlenerek gemide herkesin görebileceği uygun bir yere asılması zorunluluğu getirilmiştir. Kanundaki bu emredici hüküm, denizcilik örf ve adetleri doğrultusunda işçilere mutlaka ara dinlenmesi kullandırılması gerektiğinin tartışmasız bir göstergesidir. Uygulamada, Gemi Adamlarının İkamet Yerleri, Sağlık ve İaşelerine Dair Yönetmelik hükümleri bu kanuni boşluğu hukuken doldurmaktadır. İlgili yönetmeliğin otuzuncu maddesi, seyir halindeki ve limandaki gemilerde sabah kahvaltısı, öğle yemeği, ikindi kahvaltısı ve akşam yemeği olmak üzere toplam dört öğünlük yemek zamanı dilimleri öngörmektedir. Bu yemek vakitleri, aynı zamanda gemi çalışanlarının temel bedensel ihtiyaçlarını karşıladıkları, kısa süreliğine işten el çektikleri ve fiziken dinlendikleri ara dinlenme süreleri olarak hukuken kabul görmektedir.

Ara dinlenmesi ve molaların hukuki niteliği, bu sürelerin yasal çalışma süresinden sayılıp sayılmayacağı noktasında deniz iş hukukunda çok büyük önem taşımaktadır. Gemi çalışanının ara dinlenmesi sırasında işten tamamen serbest olup olmadığı, bu sürenin değerlendirilmesinde belirleyici olan en temel kriterdir. Kanunun lafzından ve yerleşik içtihatlardan açıkça anlaşıldığı üzere, gemi çalışanının gemide bulunmasına rağmen fiilen çalışmadığı, vardiya tutmadığı ve hiyerarşik amirlerinin emir ve talimatları doğrultusunda göreve hazır beklemediği mola süreleri, çalışma süresinden kesinlikle sayılmaz. Gemi açık denizde seyir halindeyken gemi çalışanının gemiyi terk edememesi, onun ara dinlenmesinde olduğu gerçeğini değiştirmez. Ancak, gemi çalışanı yemek molası sırasında dahi üstlerinin talimatıyla her an göreve müdahale edecek şekilde hazır bekletiliyorsa veya molası kesilerek derhal işbaşı yaptırılıyorsa, bu kesintili süreler hukuken çalışma süresine tam olarak dahil edilmelidir. Uluslararası bağlayıcı standartlar da ara dinlenmelerinin kısa molalar kapsamında değerlendirilerek çalışma sürelerinin haricinde tutulması gerektiğini vurgulamaktadır.

Uluslararası Sözleşmeler Işığında Asgari Dinlenme Süreleri

Gemi çalışanlarının aşırı yorgunluğa bağlı dikkat dağınıklıklarının feci deniz kazalarına yol açmasını engellemek maksadıyla, uluslararası hukukta mesai sürelerinin sınırlandırılmasından ziyade asgari dinlenme süreleri güvence altına alınmıştır. Bu hayati alandaki en temel düzenlemelerden biri, Türkiye'nin de imzacısı olduğu STCW-1978 sözleşmesi ve bu uluslararası metne uyum sağlamak amacıyla iç hukukumuzda yürürlüğe konulan Gemiadamları ve Kılavuz Kaptanlar Yönetmeliğidir. İlgili yönetmeliğin elli yedinci maddesi, aktif vardiya tutan gemi çalışanları ile emniyet, kirliliğin önlenmesi ve gemi güvenliğiyle ilgili görevleri ifa eden personelin asgari dinlenme haklarını kesin ve emredici hatlarla çizmiştir. Düzenlemeye göre, kapsama giren gemi çalışanlarına yirmi dört saatlik periyot içinde en az on saat, yedi günlük periyot içinde ise en az yetmiş yedi saat dinlenme süresi sağlanması tartışmasız bir yasal zorunluluktur. Bu asgari dinlenme sürelerinin ihlal edilmesi durumunda, geminin limandan kalkmasına engel olunabilmekte ve yetkili otoritelerce geminin tutulması gibi ağır idari yaptırımlara karar verilebilmektedir.

Asgari dinlenme sürelerinin gemi çalışanına kesintisiz olarak kullandırılması en temel kural olmakla birlikte, denizcilik faaliyetinin kendine has operasyonel gereksinimleri dikkate alınarak bu sürelerin bölünmesine yasal sınırlar dahilinde izin verilmiştir. STCW-1978 ve ilgili yönetmelik uyarınca asgari dinlenme süreleri şu katı kurallara tabidir:

  • Yirmi dört saatlik periyotta dinlenme süresi en az on saat olmalıdır.
  • Yedi günlük periyotta toplam dinlenme süresi en az yetmiş yedi saate ulaşmalıdır.
  • Günlük on saatlik dinlenme süresi en fazla iki parçaya bölünebilir.
  • Bölünen dinlenme sürelerinden en az birinin kesintisiz altı saat olması şarttır.
  • Birbirini takip eden iki dinlenme süresi arasındaki çalışma aralığı on dört saati aşamaz.

Haftalık yetmiş yedi saatlik asgari dinlenme süresine ise, çalışanda yorgunluğa sebebiyet vermemek ve iki haftadan uzun sürmemek koşuluyla yetmiş saate kadar dar kapsamlı istisnalar getirilebilir. Gemi çalışanlarının bu haklarını kullanıp kullanmadıkları, gemi operasyon dilinde tutulan standart çizelgelerle mutlaka kayıt altına alınmak zorundadır.

Acil Durumlar ve Dinlenme Sürelerinin Askıya Alınması

Denizde can, mal ve çevre güvenliği, çalışma mevzuatında yer alan her türlü mesai ve dinlenme programının mutlak surette önünde gelir. Gerek Gemiadamları ve Kılavuz Kaptanlar Yönetmeliği gerekse MLC-2006 hükümleri uyarınca, denizde karşılaşılan olağanüstü durumlarda gemi çalışanlarının yasal dinlenme hakları geçici olarak tamamen askıya alınabilir. Geminin bizzat kendisinin, gemideki yolcu ve mürettebatın veya taşınan yükün acil tehlike altında olduğu kritik hallerde yahut denizde yardıma muhtaç diğer gemilere ve kişilere acil arama kurtarma desteği verilmesi gerektiğinde gemi kaptanı, dinlenme saatleri çizelgesindeki programı tek taraflı olarak durdurma yetkisine sahiptir. Ayrıca yangın, denizi acil terk etme ve role talimleri gibi zorunlu emniyet tatbikatlarının icrası sırasında da çalışanların dinlenme süreleri kısıtlanabilir; ancak bu tatbikatların personelde aşırı yorgunluğa yol açmayacak şekilde makul planlanması esastır. Acil durum tamamen ortadan kalkıp operasyon normale döndüğünde, kaptanın dinlenme süresi kesintiye uğrayan gemi çalışanlarına telafi niteliğinde uygun bir dinlenme süresi sağlaması zorunludur.

Gemi Çalışanlarının Yıllık Ücretli İzin Hakkı

Gemi çalışanının hem bedensel hem de ruhsal olarak kendini yenileyebilmesi, ailesiyle ve sosyal çevresiyle olan insani bağlarını koparmaması adına yıllık ücretli izin hakkı, feragat edilemeyen vazgeçilmez bir haktır. Deniz İş Kanununun kırkıncı maddesine göre, aynı işverenin emrinde veya aynı gemide bir veya birden fazla iş sözleşmesine dayanarak en az altı ay çalışan bir gemi çalışanı yıllık ücretli izne hak kazanmaktadır. Kanuni izin süresi, hizmet süresi altı aydan bir yıla kadar olan personeller için on beş günden, bir yıl ve daha fazla hizmeti olanlar için ise yılda bir aydan kesinlikle az olamaz. İşveren, gemi çalışanının bu yasal iznini talep edilen zamana uygun olarak kullandırmakla mükelleftir. Bir aylık yasal izin süresi, tarafların karşılıklı mutabakatı bulunması halinde aynı yıl içinde kullanılmak koşuluyla en fazla ikiye bölünebilir. Gemi çalışanı, yasal iznini yabancı bir ülke limanında kullanmaya asla zorlanamaz; dilerse işverenden yedi güne kadar ücretsiz yol izni de talep edebilir.

Yıllık izin hakkının kazanılması ve kullanımı hususunda ulusal mevzuatımız altı aylık bir bekleme süresi öngörürken, MLC-2006 ve Türkiye'nin taraf olduğu ILO'nun yüz kırk altı sayılı Sözleşmesi bu hakkın kazanımını çok daha geniş ve işçi lehine bir perspektifle ele almaktadır. MLC-2006 uluslararası standartlarına göre, bir gemi çalışanı gemide ifa ettiği her bir aylık hizmet süresi karşılığında en az iki buçuk takvim günü yıllık ücretli izne hak kazanmaktadır. Bu uluslararası oran üzerinden hesaplandığında, bir yıllık kesintisiz çalışmanın karşılığı mevzuatımızda olduğu gibi uluslararası sözleşmelerde de otuz güne denk gelmektedir. Yıllık ücretli izin hakkı o kadar mutlak ve kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır ki, iş ilişkisi aktif olarak devam ettiği müddetçe bu iznin kullandırılmayıp doğrudan paraya çevrilmesi hukuken kesinlikle geçersiz sayılır. Ancak işçi ile işveren arasındaki akdi ilişki herhangi bir sebeple tamamen sona erdiğinde, işçinin hak edip de fiilen kullanmadığı yıllık izin sürelerine tekabül eden ücretin kendisine ödenmesi zorunludur.

Hafta Tatili ve Ulusal Bayram ile Genel Tatil Hakları

Gemi çalışanlarının haftalık dinlenme hakkı, ifa ettikleri deniz seferinin türüne ve bölgesel niteliğine göre ulusal kanunumuzda farklı şekillerde düzenlenmiştir. Deniz İş Kanununun kırk birinci maddesi, liman hizmeti gören küçük deniz araçları ile şehir hatlarında yolcu taşıyan gemilerdeki personelin haftada altı günden fazla çalıştırılmasını kesin ve emredici bir dille yasaklamıştır. Bu gemilerde pazar günü veya taraflarca karşılıklı belirlenen bir başka hafta tatili gününde mecburen çalıştırılan personele, haftanın diğer bir gününde nöbetleşe izin verilmesi zorunludur. Diğer taraftan, kısa, yakın ve uzak sefer yapan büyük gemilerde iş gören çalışanlar, açık deniz seferinin kesintisiz doğası gereği haftalarca karaya inme imkanı bulamazlar. Bu nedenle, seferde geçen sürelere rastlayan hafta tatili günleri için bu çalışanlara özel bir maddi güvence getirilmiştir. Kanunun kırk ikinci maddesi uyarınca, geminin aktif seferde bulunduğu süreye denk gelen hafta tatili günlerinde personel fiilen çalışmasa dahi, ücretine bir iş karşılığı olmaksızın fazladan bir gündelik tutarında hafta tatili ücreti eklenmesi kanuni bir zorunluluktur.

Hafta tatili hakkının yanı sıra, gemi çalışanlarının ulusal bayram ve genel tatil günlerinde kesintisiz dinlenme ve bu özel günlere ait ücretlerini tam olarak alma hakları da yasal güvence altındadır. Deniz İş Kanununun kırk üçüncü maddesine göre, yasalarda belirlenmiş ulusal bayram ve genel tatil günlerinde fiilen çalışmayan gemi çalışanlarına o günün normal yevmiyesi tam olarak ödenir. Şayet gemi çalışanı, operasyonel gereklilikler sebebiyle bu bayram veya resmi tatil gününde mesai yaparsa, iş karşılığı olmaksızın zaten hak ettiği bir günlük yevmiyeye ilaveten, çalıştığı mesai için de ayrıca bir günlük tatil ücretine daha hak kazanır. Kısacası, tatil gününde tam gün mesai yapan bir gemi çalışanı o gün için bordrosunda toplamda iki yevmiye almalıdır. Uluslararası sözleşmeler de benzer bir yaklaşımla, personelin resmi tatillerde istisnasız dinlendirilmesi gerektiğini, mecburen çalışılması halinde ise bu durumun adil bir maddi ücretlendirmeyle veya ilave izin tahsis edilerek derhal telafi edilmesi gerektiğini düzenlemektedir.

Sonuç olarak, ulusal ve uluslararası sularda görev yapan gemi çalışanlarının mesai, dinlenme ve izin hakları; onların denizdeki izole yaşamlarında fiziksel ve psikolojik sağlığını koruyan, aynı zamanda gemi ve çevre emniyetini doğrudan tesis eden en kritik hukuki unsurlardır. Türk Deniz İş Kanunu ile güvence altına alınan bu temel haklar, STCW-1978 ve MLC-2006 gibi bağlayıcı uluslararası normlarla desteklenerek hem çalışma sürelerinin azami üst sınırlarını belirlemekte hem de vazgeçilmez nitelikteki asgari dinlenme sürelerini emretmektedir. Ara dinlenmeleri, yıllık ücretli izin hakları, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücretleri hiçbir surette işverenin tek taraflı keyfiyetine bırakılmamış, aksine katı kurallarla ve ağır idari yaptırımlarla yasal bir çerçeveye oturtulmuştur. Denizcilik sektöründe sürdürülebilir, sağlıklı ve güvenli bir çalışma ikliminin tesisi, ancak işverenin yasal sürelere titizlikle riayet etmesi, dinlenme kayıtlarını şeffaf tutması ve çalışanın haklarını fiilen kullanabilmesine olanak tanımasıyla mümkündür. Aşırı yorgunluğun önlenmesi yalnızca çalışanın anayasal bir hakkı değil, deniz felaketlerinin engellenmesi için alınacak en etkin tedbirdir.

11 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: