Anasayfa Makale Hayvanların Hukuki Statüsü: Eşya Mı, Birey Mi?

Makale

Bu makale, hayvanların hukuk sistemlerindeki yerini, "eşya", "kişi" ve "kişi benzeri" statüleri üzerinden hukuki bir perspektifle incelemektedir. Modern hukukta hayvanların hisseden varlıklar olarak kabulü, onların salt nesne olmaktan çıkarılıp hak süjesi olma yolundaki gelişimini ve Türk hukukundaki mevcut durumu detaylarıyla ele almaktadır.

Hayvanların Hukuki Statüsü: Eşya Mı, Birey Mi?

Hayvanların hukuki statüsü, tarih boyunca felsefi düşüncenin ve pozitif hukukun kesişim noktasında yer alan, zaman içinde büyük dönüşümler geçirmiş çok katmanlı bir meseledir. Geleneksel olarak insanı merkez alan antroposantrik yaklaşım, yerini yavaş yavaş tüm canlıların kendi başına bir değere sahip olduğunu savunan fizyosentrik yaklaşıma bırakmaktadır. On yedinci yüzyılda Descartes, hayvanları acı hissedemeyen ruhsuz makineler olarak tanımlayarak onların nesneleştirilmesine felsefi bir zemin hazırlamıştır. Ancak Jeremy Bentham, ahlaki ve hukuki sorumluluğun temelini akıl yürütme kabiliyetine değil, acı çekebilme yetisine dayandırarak bu anlayışı kökünden sarsmıştır. Günümüz modern hukuk sistemlerinde hayvanların statüsü, yalnızca teknik bir mesele olmaktan çıkmış; ahlaki, sosyolojik ve biyolojik boyutları olan bir hak mücadelesine dönüşmüştür. Hissedebilen ve duygusal varlıklar olan hayvanların, mevcut pozitif hukukta tam anlamıyla bir hukuk süjesi olarak tanınmaması, derin bir hukuki tartışmanın odak noktasını oluşturmaktadır.

Hayvanların Hukuki Statüsüne Dair Temel Yaklaşımlar

Hayvanların hukuki statüsünün belirlenmesi, onlara tanınacak hakların ve sağlanacak refahın kapsamını çizen en temel adımdır. Dünya genelinde ve Türk hukukunda bu statüye ilişkin kesin bir görüş birliği bulunmamakla birlikte, doktrinde ve uygulamada üç farklı temel yaklaşım öne çıkmaktadır:

  • Hayvanın Nesne (eşya) Olarak Kabulü: Hayvanların sahiplerinin malı sayıldığı, eşya hukukuna ve mülkiyet rejimine tabi tutulduğu klasik yaklaşımdır.
  • Hayvanın kişi benzeri Olarak Kabulü: Hayvanların ne tam bir insan gibi hukuki kişiliğe ne de cansız bir eşya statüsüne sahip olduğu, korunması gereken menfaatleri bulunan yarı özne kabul edildiği yenilikçi yaklaşımdır.
  • Hayvanın kişi Olarak Kabulü: Hayvanların da tipik bir gerçek veya tüzel kişi gibi doğrudan hak ve yükümlülük altına girebilen birer tam hukuk süjesi olabileceğini savunan radikal yaklaşımdır.

Hayvanların Eşya Olarak Kabulü Ve Türk Hukukundaki Yeri

Roma hukukundan miras kalan ve yüzyıllardır egemen olan klasik anlayışa göre hayvanlar birer eşya nesnesi olarak kabul edilmektedir. Bu yaklaşım, hayvanların mülkiyet konusu olmasını; yani alınıp satılabilmesini, devredilebilmesini ve miras bırakılabilmesini beraberinde getirir. Türk hukuk sistemine bakıldığında, Türk Medeni Kanunu çerçevesinde hayvanların açıkça taşınır eşya rejimine tabi tutulduğu görülmektedir. Medeni Kanun’un sahipsiz taşınırların sahiplenilmesini düzenleyen hükümleri hayvanlar için de doğrudan uygulanmaktadır. Ayrıca, İcra ve İflas Kanunu kapsamında çift hayvanlarının haczedilebilmesi ve Hayvanları Koruma Kanunu'nda hayvanların sahiplenilebileceği ve satılabileceği yönündeki düzenlemeler, hayvanların mülkiyet nesnesi olduğu gerçeğini pekiştirmektedir. Buna karşılık Almanya, İsviçre ve Fransa gibi bazı Avrupa ülkeleri sivil kodlarında hayvanların eşya olmadığına dair reformlar yapmış olsa da bu ülkelerde de hayvanlar hakkında özel hüküm bulunmayan hâllerde eşya hukukuna ilişkin kurallar uygulanmaya devam etmektedir.

Hukuki Bir Özne Olarak Hayvanın Kişi Statüsü

Hukukun en temel kavramlarından olan hak, yalnızca hukuk düzeni tarafından tanınan kişilere aittir. Modern hukukta yalnızca gerçek kişiler olan insanlar ve belirli amaçlara özgülenmiş topluluklar olan tüzel kişiler hak ve borç sahibi kabul edilir. Ancak son yıllarda uluslararası alanda hayvanlara hukuki kişilik tanınması yönünde emsal teşkil eden yargı kararları ortaya çıkmıştır. Arjantin'de Sandra isimli bir orangutanın insan olmayan kişi sayılarak haklarının tanınması ve Hindistan Yüksek Mahkemesi'nin tüm hayvanların doğuştan gelen yaşam hakkına sahip birer tüzel kişilik olduğuna hükmetmesi bu eğilimin en çarpıcı örnekleridir. Türk Medeni Kanunu’na göre ise kişi olmak, haklara sahip olmanın yanı sıra borç ve yükümlülük altına girmeyi de zorunlu kılar. Hayvanların kendi eylemlerinden dolayı hukuki bir yükümlülük üstlenemeyecekleri açık olduğundan, onlara doğrudan kişi statüsü atfetmek hukuk dogmatiğimiz açısından oldukça zordur.

İdeal Çözüm: Hayvanın Kişi Benzeri (Yarı Özne) Kabulü

Hayvanların salt bir eşya gibi görülmesinin vicdana ve çağdaş bilimsel gerçeklere aykırı olması, diğer yandan onlara tam bir hukuki kişilik verilmesinin teknik imkânsızlığı, hukuku kişi ve eşya arasında üçüncü bir kategori yaratmaya itmiştir. Farjat'ın ilgi merkezleri olarak adlandırdığı ve Regan'ın yaşamın öznesi kavramıyla desteklediği kişi benzeri statü, hayvanlar için oldukça isabetli bir hukuki çözümdür. Bu yaklaşıma göre hayvanlar, salt insan yararına hizmet eden araçlar değil; kendi başlarına menfaatleri olan, acı ve haz hissedebilen canlılardır. Nasıl ki irade beyanında bulunamayan küçükler veya zihinsel engelliler hukuken kişilik sahibi sayılıp temsilcileri vasıtasıyla haklarını kullanabiliyorsa, hayvanların da benzer bir yarı özne statüsünde temsil edilmeleri mümkündür. Hayvanların kişi benzeri statüsünün yasalarca tanınması, onları salt mülkiyet nesnesi olmaktan çıkararak kendi varoluşsal değerleri temelinde hukuken ciddiye alınan ve korunan varlıklar hâline getirecektir.

4 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: