Anasayfa Makale İş Kazalarında İşverenin Hukuki Sorumluluğu

Makale

İşverenlerin iş kazalarından doğan hukuki sorumlulukları, sözleşme ve haksız fiil temellerine dayanmaktadır. Kusur ve kusursuz sorumluluk halleri, iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri ile illiyet bağını kesen sebepler, işverenin yasal yükümlülüklerinin sınırlarını çizmektedir. Bu makale, işverenin sorumluluk çerçevesini incelemektedir.

İş Kazalarında İşverenin Hukuki Sorumluluğu

Modern çalışma yaşamında işçi sağlığı ve güvenliğinin korunması, iş hukuku uygulamalarının en temel ve en kritik konularından birini oluşturmaktadır. İşverenin işyerinde çalışanların can ve beden bütünlüğünü koruma yükümlülüğü, son derece geniş kapsamlı bir hukuki incelemeyi gerektirir. Bir iş kazası meydana geldiğinde ortaya çıkan maddi ve manevi zararlardan kimin, hangi koşullar altında ve ne ölçüde sorumlu olacağı hususu, sadece yasal mevzuat metinleriyle değil, aynı zamanda yargı içtihatları, bilimsel doktrinler ve evrensel hukuk prensipleri ile şekillenmektedir. İşçi ve işveren arasındaki hizmet ilişkisinde, işverenin işçiyi gözetme ve koruma borcu daima en üst seviyede değerlendirilmektedir. Bu bağlamda, iş kazalarından kaynaklanan zararlarda işverenin yasal sorumluluğu, hem haksız fiil hükümleri hem de sözleşmeye aykırılık temelleri üzerinden titizlikle analiz edilmektedir. Her iki temel yaklaşım da işverenin işletme faaliyetlerinden kaynaklanan mesleki riskleri nasıl yönettiği ve bu risklerin doğurduğu olumsuz sonuçlara hangi ölçüde katlanması gerektiği sorusuna somut cevaplar aramaktadır. İş hukukunun vazgeçilmez koruyucu niteliği gereği, çalışma ilişkisinde nispeten zayıf konumda olan işçinin temel haklarının güvence altına alınması hedeflenirken, işverenin de hukuki öngörülebilirlik çerçevesinde adil ve sınırları belirlenmiş bir sorumluluk rejimine tabi tutulması sağlanmaktadır.

İşverenin Sorumluluğunun Hukuki Kaynakları

Sorumluluk hukukunun genel ve yerleşik ilkeleri uyarınca, bir kimsenin başkasına verdiği zararı tazmin etme yükümlülüğü, genellikle yürürlükteki yasal kurallara veya taraflar arasında akdedilmiş olan sözleşme hükümlerine dayanmaktadır. İş kazalarından kaynaklanan zararlar söz konusu olduğunda, işverenin hukuki yükümlülüklerinin dayandığı iki ana hukuki kaynak bulunmaktadır: sözleşmeden doğan sorumluluk ve haksız fiilden kaynaklanan sorumluluk. İş ilişkisinin temelinde yer alan hizmet sözleşmesi, doğası gereği işverene işçiyi gözetme, çalışma ortamında gerekli olan tüm iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini alma ve her yönüyle güvenli bir çalışma ortamı sağlama gibi asli borçlar yükler. İşverenin üstlendiği bu temel borçlara aykırı hareket etmesi, ilgili borcun hiç ifa edilmemesi veya gereği gibi ifa edilmemesi anlamına gelir ki, bu durum doğrudan doğruya sözleşmeye aykırılık teşkil eder. Bu kapsamda, işçinin çalışma süresi içinde maruz kaldığı bir kaza sonucunda işverenin sorumlu tutulabilmesi için, taraflar arasındaki sözleşmesel yükümlülüklerin ihlal edildiğinin açık ve net bir biçimde ortaya konulması gerekmektedir. İşveren, sözleşmeden kaynaklanan bu yükümlülükleri eksiksiz bir şekilde yerine getirdiğini kanıtlayamadığı sürece sorumluluktan kurtulamaz.

Bunun yanı sıra, işverenin iş sağlığı ve güvenliği kurallarına riayet etmemesi, yalnızca taraflar arasındaki bir sözleşme ihlali olarak kalmaz; aynı zamanda kamu düzenini ilgilendiren emredici hukuk kurallarına aykırılık oluşturduğu için bağımsız bir haksız fiil sorumluluğu da doğurur. İlgili kanunlar kapsamında, kusurlu ve hukuka aykırı bir eylem veya ihmalle başkasına zarar veren kişi, oluşan bu zararı derhal gidermekle yükümlü kılınmıştır. Bir iş kazasının gerçekleştiği durumlarda, haksız fiil hükümleri ile sözleşmeye aykırılık durumları arasında bir dava hakkı yarışması meydana gelmektedir. Zarar gören işçi, dava sürecinde kendi durumuna ve ispat kolaylığına en uygun olan hukuki dayanağı seçmekte tamamen özgür bırakılmıştır. Sözleşmeye aykırılık iddiasına dayanan davalarda işveren kendi kusursuzluğunu kanıtlamak gibi ağır bir külfetle karşı karşıya kalırken, haksız fiil iddiasında temel kural olarak ispat yükünün zarar görene ait olması, mağdurun yapacağı bu seçimin stratejik önemini oldukça artırmaktadır.

Kusur ve Kusursuz Sorumluluk Halleri

İşverenin iş kazalarından kaynaklanan sorumluluk rejimi incelenirken, çalışma hayatının temelini oluşturan kusur sorumluluğu ilkesi genel kural olarak karşımıza çıkmaktadır. İşverenin, çalışanın yaşam hakkını, bedensel bütünlüğünü ve fiziksel ile ruhsal sağlığını korumak amacıyla yürürlükteki mevzuatta öngörülen her türlü güvenlik tedbirini harfiyen alması şarttır. İşveren, yalnızca mevzuatta yer alan yazılı kurallarla yetinemez; aynı zamanda gelişen teknolojinin ve güncel bilimin gerektirdiği tüm yazılı olmayan önlemleri de eksiksiz bir şekilde yerine getirmekle yükümlüdür. Bu hayati yükümlülüklerin kasten veya ihmalkar bir tutumla ihlal edilmesi sonucunda bir iş kazası meydana gelirse, işveren somut olaydaki kusuru oranında sorumlu tutulmaktadır. Değerlendirme sürecinde dikkate alınan objektif kusur kriterinde, işverenin kişisel özellikleri, eğitim düzeyi veya mesleki tecrübe eksikliği gibi öznel mazeretler asla dikkate alınmaz. Bunun yerine, aynı endüstriyel sektörde faaliyet gösteren, basiretli, makul ve özenli bir işverenin benzer koşullar altında alması beklenen standart önlemler kesin bir referans noktası olarak kabul edilir ve yargılama bu objektif standartlar üzerinden yürütülür.

Sanayi devrimi sonrasında hızla artan makineleşme, karmaşıklaşan üretim bantları ve son derece tehlikeli üretim süreçleri, geleneksel kusur sorumluluğu sisteminin çalışma hayatının ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kalmasına yol açmıştır. Bu hukuki boşluğu gidermek ve risk altındaki işçi sağlığını daha etkin ve tavizsiz bir biçimde korumak amacıyla kusursuz sorumluluk ilkeleri zamanla hukuki düzene entegre edilmiştir. Bu yenilikçi bağlamda, kanunlarımızda özel olarak düzenlenen tehlike sorumluluğu, doğası gereği çok yüksek risk barındıran spesifik işletmeler için tereddütsüz olarak uygulanmaktadır. İşveren, ilgili tehlikeli faaliyeti yürütürken görünürde hiçbir kusuru bulunmasa dahi, sırf o tehlikeli alanı yarattığı için ortaya çıkan zarardan doğrudan sorumlu tutulabilmektedir. Bunun yanı sıra, adam çalıştıranın sorumluluğu, yardımcı kişilerin eylemlerinden doğan sorumluluk ve motorlu araç işletenin sorumluluğu gibi özel haller de kusursuz sorumluluğun diğer pratik yansımaları olarak karşımıza çıkmaktadır. Sayılan bu istisnai hallerde işverenin sorumluluğunun tesis edilebilmesi için, işverenin kusurunun ispatlanmasına gerek duyulmaz; zarara yol açan eylem veya tehlikeli faaliyet ile ortaya çıkan zarar arasında nedensellik bağının bulunması, sorumluluğun doğması için yeterli bir hukuki gerekçe olarak kabul edilmektedir.

İş Sağlığı ve Güvenliği Önlemlerinin Kapsamı

İşverenin hukuki sorumluluğunun sınırlarını çizen ve bu sorumluluğun doğmasını engelleyen en önemli dayanak noktası, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin eksiksiz ve tavizsiz olarak alınmasıdır. Modern mevzuat, işverenlere çalışma ortamında ortaya çıkabilecek tüm mesleki riskleri önceden öngörmek, bu riskleri mümkünse doğrudan kaynağında yok etmek veya kaçınılması imkansız olan yapısal riskleri bilimsel yöntemlerle detaylı bir şekilde analiz etmek gibi son derece geniş çaplı yükümlülükler yüklemiştir. Çalışma süreçlerinin ve iş ekipmanlarının bizzat çalışanların fiziksel ve ergonomik özelliklerine uygun hale getirilmesi, iş yeri tasarımının en üst düzeyde güvenli yapılması ve teknolojik üretim metotlarının dikkatle seçilmesi esastır. İşveren, sadece potansiyel tehlikeleri masa başında tespit etmekle kalmamalı; aynı zamanda işyerinde alınan bu hayati önlemlere fiilen uyulup uyulmadığını sahada sürekli olarak izlemeli, denetlemeli ve tespit edilen her türlü tehlikeli uygunsuzluğu derhal gidermelidir. Alınacak tüm bu önlemlerin gerektirdiği mali ve ekonomik külfetler ise hiçbir koşulda, doğrudan veya dolaylı olarak, çalışanlara yansıtılamaz; tüm masraflar bizzat işveren tarafından karşılanmak zorundadır.

İşverenin iş sağlığı ve güvenliği kapsamındaki ağır yükümlülükleri, çalışanlara düzenli ve nitelikli olarak sağlanması gereken eğitim programlarıyla da sıkı sıkıya bağlantılıdır. Çalışanların fiilen işe başlamadan önce, çalışma yeri veya kullandıkları iş ekipmanı değiştiğinde, yahut üretim sürecine yeni teknolojilerin entegre edilmesi durumunda mutlaka ilgili riskleri kapsayan güncel eğitimleri almaları sağlanmalıdır. Verilen bu eğitimlerin, çalışma ortamında yeni risk faktörleri ortaya çıktıkça düzenli aralıklarla yenilenmesi ve pratik uygulamalarla tekrar edilmesi yasal bir zorunluluk olarak öne çıkmaktadır. Ayrıca, yüksek düzeyde tehlike barındıran nitelikli işlerde görevlendirilen işçilerin, bu karmaşık işleri yapabilecek yasal mesleki yeterlilik belgelerine ve gerekli sertifikasyonlara sahip olup olmadıklarının detaylı kontrolü doğrudan doğruya işverenin uhdesindedir. Gerekli teknik donanım, yasal belge ve yeterli eğitime sahip olmayan eğitimsiz işçilerin tehlikeli alanlarda veya makinelerde çalıştırılması, olası bir iş kazasında işverenin hukuki sorumluluğunun çok daha ağırlaşmasına ve mahkemelerce doğrudan yüzde yüz oranında ağır kusurlu kabul edilmesine zemin hazırlayan kritik bir ihmal türüdür.

Sorumluluktan Kurtulmayı Sağlayan Nedenler

İşverenin iş kazasından doğan hukuki sorumluluğu mutlak ve sınırsız değildir; adil bir hukuki sistem, işvereni kendi kontrolü dışındaki bazı olağanüstü durumlarda sorumluluktan muaf tutan özel denge mekanizmaları öngörmüştür. İşverenin sorumluluktan kurtulmasının yegane temel dayanağı, meydana gelen zarar ile yürütülen iş arasındaki uygun illiyet bağının hukuken ve fiilen kesildiğinin kanıtlanmasıdır. Bu kapsamda mahkemelerce kabul edilen genel sebeplerin başında mücbir sebep gelmektedir. İşverenin faaliyet alanı tamamen dışında gelişen, önceden hiçbir şekilde öngörülemeyen, ne kadar tedbir alınırsa alınsın karşı konulamayan ve mutlak surette zarara yol açan olağanüstü doğa veya toplum olayları, illiyet bağını keserek işvereni tüm sorumluluktan kurtarır. Bununla birlikte, zarar gören işçinin kasten kendi kendine zarar vermesi veya kendi yaşam güvenliğini hiçe sayacak derecede ağır kusur sergilemesi de işverenin kusurunu gölgeleyerek sorumluluğunu ortadan kaldıran veya ödenecek tazminat yükünü önemli ölçüde azaltan kritik bir faktördür. Benzer şekilde, kaza olayının meydana gelmesine sebep olan ve işverenle hiçbir organik bağı bulunmayan tamamen bağımsız bir üçüncü kişinin ağır kusurlu eylemi de uygun illiyet bağını kesebilmektedir.

İlliyet bağını kesen genel hukuki sebeplerin dışında, kanun koyucu tarafından ticari hayatın gerçekleri göz önünde bulundurularak belirlenen bazı özel durumlar da işverenin sorumluluğunu daraltmakta veya tamamen sona erdirmektedir. Özellikle inşaat ve taahhüt sektöründe sıkça görüldüğü üzere, bir işin bir bütün halinde, alt işverenlik ilişkisi kurulmaksızın başka bir bağımsız işverene anahtar teslimi şeklinde devredilmesi, asıl işverenin kaza durumundaki hukuki sorumluluğunu ortadan kaldıran özel sebeplerden biri olarak kabul edilmektedir. Aynı prensiple, kamu veya özel sektördeki bir işin ihale makamı tarafından tamamen devredilmesi ve iş üzerindeki fiili gözetim ve yönetim yetkisinin ihale alıcısına bırakılması durumunda da ihale makamı işveren sıfatını hukuken kaybeder. Sorumluluk riskini sona erdiren diğer önemli hukuki araçlar ise kanunda belirlenen hak düşürücü zamanaşımı sürelerinin dolması ve yasal koşulları birebir taşıyan geçerli bir ibranamenin taraflarca düzenlenmesidir. İbranamenin mahkemelerce geçerli sayılabilmesi için özellikle yazılı olması, ödemelerin banka kanalıyla yapılması ve ibra tarihi ile iş sözleşmesinin bitişi arasında en az bir aylık sürenin geçmiş olması gerekmektedir.

Sonuç itibarıyla, iş kazaları neticesinde gündeme gelen işverenin hukuki sorumluluğu, iş hukuku ile borçlar hukuku prensiplerinin kesiştiği, oldukça karmaşık, geniş ve sürekli gelişen dinamik bir alanı ifade etmektedir. İşverenin çalışanlarına güvenli, sağlıklı ve risklerden arındırılmış bir çalışma ortamı sağlama yükümlülüğü, sadece ağır mali yaptırımlarla veya yasal zorunluluklarla değil, aynı zamanda evrensel düzeyde insan yaşamına verilen yüksek değerle de doğrudan doğruya ilişkilidir. Gerek kusur sorumluluğuna dayanan haksız fiil ile sözleşmeye aykırılık iddiaları gerekse tehlike ilkesine dayalı istisnai kusursuz sorumluluk halleri, işverenleri iş süreçlerini planlarken çok daha dikkatli, öngörülü ve tedbirli olmaya zorlayan hukuki kalkanlardır. Meydana gelen iş kazalarında işverenin bu ağır sorumluluktan kurtulabilmesi ise ancak illiyet bağını açıkça kesen mücbir sebep, mağdurun ağır kusuru veya yasada sıkı şekil şartlarına bağlanmış özel sebeplerin ispatlanması ile mümkün olabilmektedir. Güçlü bir iş sağlığı kültürünün oluşturulması, hem işverenleri hukuki risklerden korumakta hem de çalışma barışını temin etmektedir.

9 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: