Anasayfa Makale İstifanın Hukuki Sonuçları ve İşçilik...

Makale

[İş sözleşmesinin işçi tarafından istifa yoluyla sona erdirilmesi, işçi ve işveren açısından çok boyutlu hukuki sonuçlar ve finansal yükümlülükler doğurur. Bu makalede, istifanın kıdem ve ihbar tazminatlarına, kullanılmayan yıllık izin ücretlerine, işsizlik ödeneğine ve rekabet yasağı gibi feshe bağlı alacaklara etkisi incelenmektedir.]

İstifanın Hukuki Sonuçları ve İşçilik Alacaklarının Tasfiyesi

İş sözleşmesinin feshi, taraflar arasındaki sürekli borç ilişkisini sona erdiren ve beraberinde kapsamlı bir hukuki tasfiye sürecini başlatan bozucu yenilik doğuran bir işlemdir. İşçinin kendi iradesiyle işten ayrılması anlamına gelen istifa durumu, özellikle işçilik alacaklarının muacceliyeti ve feshe bağlı tazminatların doğumu bakımından iş hukukunda özellikli bir yere sahiptir. Türk iş hukuku mevzuatı, sözleşmenin sona erme biçiminden bağımsız olarak korunan temel haklar ile doğrudan feshin niteliğine bağlı olan hakları birbirinden ayırmıştır. İşçinin istifası kural olarak haklı nedene dayanmayan bir fesih niteliği taşıdığından, kanun koyucu bu durumu işçi aleyhine bazı mali kayıplarla yaptırıma bağlamıştır. Bu kapsamda, işçinin iş ilişkisi boyunca hak kazandığı ancak kullanmadığı izinler veya tahakkuk etmiş ücretleri derhal ödenmesi gereken alacaklara dönüşürken; kıdem tazminatı veya işsizlik sigortası gibi güvenceler belli yasal istisnalar dışında ortadan kalkmaktadır. Tasfiye sürecinin doğru yürütülebilmesi, her bir alacak kaleminin yasal şartlarının ve zamanaşımı sürelerinin iş mevzuatı çerçevesinde titizlikle değerlendirilmesine sıkı sıkıya bağlıdır.

Fesih Sebebinden Bağımsız Olarak Doğan Hukuki Sonuçlar

İş sözleşmesinin hangi sebeple sona erdiğine bakılmaksızın işçinin talep edebileceği en temel hakların başında kullandırılmayan yıllık izin ücreti alacağı gelmektedir. İş Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca, iş ilişkisi devam ettiği sürece işçinin anayasal dinlenme hakkı kapsamında olan yıllık iznini fiilen kullanması esastır ve bu hak ücrete dönüştürülemez. Ancak, iş sözleşmesinin istifa da dâhil olmak üzere herhangi bir nedenle sona ermesi hâlinde, işçinin hak kazanıp da kullanmadığı yıllık izin sürelerine ait ücreti, sözleşmenin sona erdiği tarihteki son ücreti üzerinden kendisine ödenmek zorundadır. Bu noktada feshin haklı ya da haksız biçimde yapılmış olmasının iznin ücrete dönüşmesine hiçbir olumsuz etkisi bulunmamaktadır.

Yıllık izin ücreti alacağının yanı sıra, iş sözleşmesinin sona ermesiyle birlikte işçinin tahakkuk etmiş ancak henüz ödenmemiş olan normal çalışma ücreti, fazla mesai, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri ile sözleşmeden doğan para veya para ile ölçülmesi mümkün diğer tüm menfaatleri de derhal ödenmelidir. Bu tür işçilik alacaklarının zamanında ödenmemesi durumunda işverenin temerrüdü gerçekleşir ve yıllık izin ücreti alacağı da dâhil olmak üzere bu alacaklara kanuni faiz işletilmesi talep edilebilir. Ayrıca, mevzuatta yapılan son değişiklikler doğrultusunda, kullandırılmayan yıllık izin ücreti alacakları, sözleşmenin sona erdiği tarihten itibaren işlemeye başlayacak olan beş yıllık zamanaşımı süresine tabidir. İşverenler, istifa eden işçinin tüm bu parasal haklarını eksiksiz olarak tasfiye etmekle mükelleftir.

Parasal hakların tasfiyesinin ötesinde, iş sözleşmesi sona eren işçiye işveren tarafından kanuni bir zorunluluk olarak çalışma belgesi verilmesi gerekmektedir. İş Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu düzenlemelerine göre, işten ayrılan işçiye işinin çeşidini ve süresini gösteren bir hizmet belgesi verilmesi mutlak bir zorunludur. İşçinin istifa etmiş olması işvereni hiçbir şekilde bu yükümlülükten kurtarmaz. İşverenin bu belgeyi vaktinde vermemesi veya belgede gerçeğe aykırı, doğru olmayan bilgilere yer vermesi halinde, bundan zarar gören işçi veya işçiyi yeni işe alan işveren, eski işverenden tazminat talep etme hakkına sahip olur. Bu yükümlülüğün ihlali, aynı zamanda işveren aleyhine idari para cezası uygulanmasını da gerektiren yasal bir düzenlemedir.

İstifa Halinde Kıdem Tazminatı Hakkı ve İstisnai Durumlar

Türk iş hukukunda kıdem tazminatı, işçinin belirli bir süre aynı işverene bağlı olarak çalışması ve sözleşmesinin kanunda açıkça öngörülen hallerden biriyle sona ermesi koşuluyla ödenen bir tazminat türüdür. Kural olarak, işçinin iş sözleşmesini haklı bir neden olmaksızın kendi isteğiyle sona erdirmesi, hukuki niteliği itibarıyla haksız fesih sayılır. Yürürlükteki mevzuat uyarınca, haklı bir nedene dayanmadan ve salt kendi kişisel tercihleriyle istifa eden işçi, işyerindeki kıdemi ne kadar uzun olursa olsun kıdem tazminatına hak kazanamaz. İstifa işlemi, işçinin işverene olan sadakat ve iş görme borcunu tek taraflı ve gerekçesiz olarak sonlandırması anlamına geldiğinden, kanun koyucu bu durumu kıdem tazminatı korumasının dışında bırakarak işverenin mali külfetini hafifletme yoluna gitmiştir.

Kuralın katılığına rağmen, mevzuatımızda işçinin kendi isteğiyle işten ayrılmasına rağmen kıdem tazminatına hak kazanabileceği bazı istisnai durumlar açıkça düzenlenmiştir. Bunlardan ilki, kadın işçilere tanınan evlilik nedeniyle fesih hakkıdır. Kadın işçi, resmi evlilik işleminin tamamlandığı tarihten itibaren tam bir yıl içerisinde, sadece evlilik gerekçesine dayanarak iş sözleşmesini kendi arzusuyla sona erdirirse kıdem tazminatına hak kazanır. Yargıtay içtihatlarına göre, bu hakkın kullanılması anayasal çalışma özgürlüğünün bir parçası olup, evlilik nedeniyle istifa eden kadının kısa süre sonra başka bir işyerinde çalışmaya başlaması tek başına hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmemektedir. Bu bir yıllık yasal süre mutlak bir hak düşürücü süre niteliğindedir.

Diğer bir önemli istisna ise muvazzaf askerlik hizmeti dolayısıyla yapılan fesihlerdir. Erkek işçilerin zorunlu askerlik görevlerini yerine getirmek amacıyla iş sözleşmelerini istifa yoluyla sonlandırmaları halinde de kıdem tazminatı ödenmesi kanuni bir zorunluluktur. Yargı kararlarında, fesih tarihi ile askere sevk tarihi arasındaki sürenin makul olması gerektiği vurgulanmakta; aylarca önceden askerlik gerekçesiyle işi bırakıp başka işlerde çalışanların bu haktan yararlanması sınırlandırılmaktadır. Ayrıca bedelli askerlik uygulaması kapsamında temel askerlik eğitimi süresince işçilerin ücretsiz izinli sayılacağına dair yasal düzenlemeler mevcut olsa da, işçinin bedelli askerlik sebebiyle işten tamamen ayrılmayı tercih etmesi durumunda kıdem tazminatı alabileceği de yargısal uygulamalarda genel olarak kabul görmektedir.

Emeklilik ve Yaşlılık Aylığı Sebebiyle İşten Ayrılma

İşçinin istifa etmesine rağmen kıdem tazminatına hak kazandığı en yaygın yasal istisnalardan biri de emeklilik, yaşlılık veya malullük aylığı yahut toptan ödeme almak amacıyla işten ayrılma halidir. İlgili kanunların öngördüğü sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sayısını tamamlayarak, yalnızca yaş bekleme şartı nedeniyle kendi isteğiyle işten ayrılan işçiler de kıdem tazminatına hak kazanmaktadır. Bu durumdaki işçinin fesih iradesi görünürde bir istifa niteliği taşısa da, kanun koyucu sosyal güvenlik haklarının kullanımını teşvik etmek amacıyla bu ayrılışı kıdem tazminatına hak kazandıran özel bir hal olarak düzenlemiştir. İşçinin bu haktan faydalanabilmesi için bağlı bulunduğu kuruma tahsis başvurusunda bulunduğunu belgelemesi gerekmekle birlikte, bu belgeleme sadece yasal faizin başlangıç tarihini belirlemede önem arz eder.

İhbar Tazminatı Yükümlülüğü ve Bildirim Süreleri

Belirsiz süreli iş sözleşmelerinin feshinde tarafların uyması gereken en temel yükümlülüklerden biri kanuni veya sözleşmesel bildirim (ihbar) sürelerine riayet edilmesidir. İşçinin, sözleşmeyi derhal sona erdirmesini gerektirecek haklı bir sebebi bulunmaksızın, bildirim sürelerini beklemeksizin işi aniden bırakması hukuken usulsüz fesih olarak nitelendirilir. İstifa eden işçi, çalışma süresine göre kanunda belirlenen iki haftadan sekiz haftaya kadar değişen ihbar süreleri boyunca çalışmaya devam etmek veya bu süreye tekabül eden ücreti peşin olarak işverene ödemek zorundadır. Aksi takdirde, işveren yasal bildirim süresine uymayan işçiden bildirim süresine ilişkin ücret tutarında ihbar tazminatı talep etme hakkına sahip olur.

İhbar tazminatının hesaplanmasında işçinin salt temel (çıplak) ücreti değil, kendisine sağlanan para ve para ile ölçülebilen düzenli menfaatlerin tümünü kapsayan giydirilmiş ücret dikkate alınmaktadır. İhbar süreleri bölünemez nitelikte olduğundan, işçinin bildirim süresinin sadece bir kısmında çalışıp geri kalanında işe gelmemesi durumunda, işveren ihbar süresinin tamamı için tazminat talep hakkı kazanır. Kısmi çalışma, ihbar tazminatını oransal olarak kesinlikle azaltmaz. İşverenin doğan bu alacağı, iş sözleşmesinin haksız ve aniden sona erdiği tarihte muaccel hale gelir ve bu tarihten itibaren temerrüt doğrultusunda kanuni faiz talep edilebilir. İhbar tazminatlarına ilişkin uyuşmazlıklarda uygulanacak zamanaşımı süresi de İş Kanunu ek madde düzenlemeleri gereği kesin olarak beş yıl ile sınırlandırılmıştır.

Belirli Süreli Sözleşmelerde İstifa ve Bakiye Süre Tazminatı

Belirli süreli iş sözleşmeleri, niteliği gereği kararlaştırılan sürenin bitimine kadar tarafları sıkı sıkıya bağlayan ve kural olarak bildirimli feshe (süreli feshe) konu olamayan sözleşmelerdir. Bu tür bir sözleşmeyle çalışan işçinin, haklı bir nedeni olmaksızın aniden işi bırakarak istifa etmesi halinde işveren ihbar tazminatı talep edemez; zira ihbar tazminatı kurumu doğası gereği belirsiz süreli sözleşmelere özgüdür. Ancak Türk Borçlar Kanunu, bu mağduriyeti önlemek amacıyla işverene özel bir hukuki koruma getirmiştir. İşçi haklı sebep olmaksızın aniden işi bıraktığı takdirde işveren, işçinin aylık ücretinin dörtte birine eşit tutarda bir bakiye süre tazminatı talep etme hakkına sahiptir. İşverenin kanıtlayabileceği ek zararları varsa bunları da ayrıca genel hükümler dairesinde işçiden istemesi kanunen mümkündür.

Bakiye süre tazminatının işveren tarafından talep edilebilmesi için işverenin, işçinin işi bırakmasından itibaren otuz gün içinde dava veya takip yoluyla bu hakkını mutlak surette kullanması yasal bir zorunluluktur. Bu otuz günlük süre hak düşürücü süre niteliğindedir. İşçi tarafı ise, yargılama aşamasında işverenin işin görülmemesi sebebiyle tasarruf ettiği masrafları veya başka bir şekilde elde ettiği menfaatleri ileri sürerek bu tazminattan hakkaniyet indirimi yapılmasını mahkemeden talep edebilir. Belirli süreli sözleşmelerin doğasından kaynaklanan bu sert yaptırım, işçilerin sözleşme süresine sadık kalmalarını sağlamak ve işletmenin üretim veya hizmet süreçlerinin aniden sekteye uğramasını önlemek amacıyla yasa koyucu tarafından özel olarak tasarlanmıştır.

İş Sözleşmelerindeki Ceza Koşulunun İşlerliği

İstifa hallerinde sıklıkla karşılaşılan uyuşmazlıklardan bir diğeri de iş sözleşmelerinde yer alan ceza koşulu (cezai şart) hükümlerinin hukuki geçerliliğidir. Türk Borçlar Kanunu uyarınca, hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulları kesin olarak geçersizdir. Dolayısıyla, işçinin haksız istifası halinde sadece işçinin ceza ödeyeceğine dair tek taraflı bir hükmün hukuken hiçbir bağlayıcılığı yoktur. Ancak, sözleşmede her iki taraf için de öngörülmüş geçerli ve karşılıklı (mütekabil) bir ceza koşulu bulunuyorsa, haklı neden olmaksızın istifa eden işçiden bu ceza tutarının tahsili cihetine gidilebilir. Mahkemeler, talep edilen cezai şart miktarını fahiş bulmaları halinde Borçlar Kanunu'nun kendilerine tanıdığı takdiri indirim yetkilerini kullanarak bu bedeli hakkaniyete uygun seviyelere çekebilirler.

Çalışma hayatında işverenlerin, işçilerin mesleki gelişimi için sağladıkları özel eğitimlerin maliyetlerini korumak amacıyla sözleşmelere ekledikleri eğitim karşılığı çalışma taahhütleri ise özellikli bir durum yaratmaktadır. İşveren tarafından ciddi bir maliyet üstlenilerek verilen mesleki eğitimler sonrasında, işçinin belli bir süre çalışmayı taahhüt etmesine rağmen süresinden önce haksız olarak istifa etmesi halinde, öngörülen ceza koşulu tek taraflı sayılmamakta ve yargısal içtihatlarda geçerli kabul edilmektedir. Bu durumda işveren, verilen eğitimin niteliği ve maliyetiyle orantılı olmak kaydıyla, işçinin çalışmadığı bakiye süreye denk gelen eğitim masraflarını cezai şart kapsamında işçiden yasal olarak tahsil edebilmektedir. İşçinin askerlik gibi kanuni zorunluluklar dışında salt kendi rızasıyla bu taahhüdü ihlali, söz konusu devasa maliyetin kendisine rücu edilmesine doğrudan sebebiyet verir.

İstifanın İşsizlik Ödeneği ve Rekabet Yasağına Etkileri

Sosyal güvenlik mevzuatı uyarınca, bir işçinin işsizlik sigortası fonundan işsizlik ödeneği alabilmesinin temel şartlarından biri, iş sözleşmesinin kendi istek ve kusuru dışında sona ermiş olmasıdır. İşçinin hiçbir haklı nedene dayanmadan kendi rızasıyla istifa etmesi, Sosyal Güvenlik Kurumu işten çıkış kodlarına ilgili fesih kodu ile yansır. Bu kod ile çıkışı yapılan bir çalışanın işsizlik ödeneğine hak kazanması hukuken ve fiilen mümkün değildir. İşsizlik sigortası sistemi, iradi işsizliği finanse etmeme prensibi üzerine kurulduğundan, istifa kurumu işçiyi doğrudan bu önemli maddi güvenceden mahrum bırakmaktadır. Bu nedenle, iş akdini sonlandırma kararı alan işçilerin, işsiz kalacakları döneme dair ekonomik planlamalarında yasal işsizlik maaşı alamayacaklarını mutlaka detaylıca göz önünde bulundurmaları gerekmektedir.

İstifanın işçi aleyhine doğuracağı bir diğer ağır hukuki sonuç ise iş sözleşmesine eklenmiş olabilecek rekabet yasağı anlaşmalarının akıbetiyle ilgilidir. Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre, iş sözleşmesi işveren tarafından haksız olarak veya işçi tarafından işverene yüklenebilen haklı bir sebeple feshedilirse rekabet yasağı kendiliğinden sona erer. Ancak, işçinin hiçbir haklı nedene dayanmadan salt kendi isteğiyle istifa etmesi durumunda, geçerli bir biçimde kurulmuş olan rekabet yasağı sözleşmesi tüm hüküm ve sonuçlarıyla ayakta kalmaya devam eder. Bu durum, istifa eden işçinin ayrıldığı işyerine rakip bir işletme açmasını, rakip bir firmada çalışmasını veya rakip firmalarla benzer ticari menfaat ilişkilerine girmesini kanuni ve sözleşmesel sınırlar dâhilinde iki yıla kadar yasal olarak engelleyebilmektedir.

İşçinin istifa ettikten sonra söz konusu yasaklı eylemlerde bulunması, eski işverenine karşı doğrudan çok ciddi tazminat sorumlulukları doğurur. İşveren, rekabet yasağının ihlal edildiğini ispatlamak şartıyla doğrudan doğan maddi zararlarının tamamen giderilmesini işçiden talep edebilir. Dahası, yasağa aykırı davranış bir ceza koşuluna bağlanmışsa işveren hiçbir zararı olmasa dahi bu cezanın ödenmesini doğrudan isteyebileceği gibi, sözleşmede açıkça saklı tutulmuş olması ve ihlal edilen menfaatlerin önemi haklı kılıyorsa yargı yoluyla söz konusu rekabet ihlaline doğrudan son verilmesini de talep edebilir. İstifa eden işçilerin kariyer adımlarını atarken sözleşmelerindeki bu potansiyel dava risklerini ve ağır tazminat tehditlerini etraflıca hukuki süzgeçten geçirmeleri son derece elzemdir.

İş sözleşmesinin istifa yoluyla sonlandırılması, yalnızca bir iş ilişkisinin bitişi değil, aynı zamanda tarafların karşılıklı finansal hak ve yükümlülüklerini yeniden şekillendiren kapsamlı bir hukuki tasfiye eylemidir. İşçinin tek taraflı iradesiyle gerçekleşen bu ayrılış, bir yandan kullanılmayan yıllık izinler ve tahakkuk etmiş maaşlar gibi kazanılmış hakların derhal ödenmesini sağlarken, diğer yandan kıdem tazminatı ve işsizlik ödeneği gibi hayati önem taşıyan güvencelerin kalıcı kaybına yol açmaktadır. Bunlara ilaveten, bildirim sürelerine uyulmaması halinde işveren lehine doğacak ihbar tazminatı borcu, geçerli ceza koşulları ve sadakat borcunun uzantısı niteliğindeki rekabet yasakları, istifa eden işçi üzerinde ciddi mali ve mesleki baskılar oluşturma potansiyeli taşır. Bu sebeple, gerek işçilerin fesih kararı almadan önce, gerekse işverenlerin fesih sürecini yönetirken doğabilecek hukuki ve ekonomik neticeleri uzman bir iş hukuku yaklaşımıyla detaylıca analiz etmeleri, ileride doğabilecek uzun ve külfetli yargılama süreçlerinin önüne geçilmesi adına kritik bir hukuki öneme sahiptir.

11 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: