Makale
İşyerinde psikolojik taciz anlamına gelen mobbing, hem ulusal hem de uluslararası hukukta çalışanların haklarını korumak amacıyla çeşitli yasal düzenlemelere konu olmuştur. Bu makalede, mobbingin küresel ölçekteki hukuki gelişimi, uluslararası sözleşmelerdeki yeri ve Türk hukuk sistemindeki yasal dayanakları incelenmektedir.
Mobbingin Ulusal ve Uluslararası Hukuktaki Boyutu
Çalışma hayatının en yıkıcı sorunlarından biri olan işyerinde psikolojik yıldırma, hukuki bir çerçevede değerlendirildiğinde yalnızca bireysel bir ihlal değil, aynı zamanda temel insan haklarına yönelik ciddi bir saldırı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir mobbing hukuku avukatı perspektifiyle incelendiğinde, bu sistematik tacizin önlenmesi için uluslararası alanda ve ulusal mevzuatlarda çeşitli hukuki mekanizmaların geliştirildiği görülmektedir. Mobbingin hukuki boyutu, mağdurların korunması ve faillerin cezalandırılması açısından büyük bir öneme sahiptir. Dünya genelinde farklı ülkelerin yasal sistemlerinde farklı yaklaşımlarla ele alınan bu kavram, zaman içinde uluslararası sözleşmelerin ve anayasal güvencelerin temel tartışma konularından biri haline gelmiştir. Gerek küresel iş standartlarını belirleyen örgütlerin gerekse de ülkemizin iç hukuk dinamiklerinin, çalışan onurunu korumaya yönelik attığı adımlar, psikolojik şiddetle hukuki mücadele zeminini oluşturmaktadır.
Uluslararası Hukukta Mobbing ve Küresel Düzenlemeler
Uluslararası alanda mobbinge karşı yasal önlemler, ülkelerin kendi iç dinamiklerine göre farklılık göstermektedir. Konuya ilişkin ilk somut adımlar, 1993 yılında İsveç ve 1994 yılında Hollanda tarafından atılmış; ardından 2002 yılında Fransa, Belçika ve Finlandiya gibi ülkeler yasal süreçlerini başlatmıştır. Amerika Birleşik Devletleri'nde 1964 tarihli Sivil Haklar Sözleşmesi, ırk, dil, din ve cinsiyet gibi konularda ayrımcılığı yasaklamış; ilerleyen yıllarda yaşlıları, hamileleri ve engellileri koruyan ek maddelerle genişletilmiş olsa da, günümüzde mobbinge karşı doğrudan anayasal bir düzenleme bulunmamaktadır. İngiltere'de ise 2001 yılında İşyerinde Haysiyetin Korunma Yasası yürürlüğe girmiş, Belçika'da ise vatandaşların devletten destek alabileceği yasal güvenceler oluşturulmuştur. Avrupa Birliği, psikolojik tacizi ciddi bir işyeri sorunu olarak kabul ederek, üye ülkeleri çalışanların hukuki korunması yönünde teşvik etmiştir.
Uluslararası Sözleşmelerin Mobbing Üzerindeki Etkisi
Küresel çapta insan haklarını güvence altına alan uluslararası metinler, mobbing davaları ve hukuki yorumlamalar için kritik bir dayanak noktası sunmaktadır. Birleşmiş Milletler tarafından 1948 yılında kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, tüm insanların eşit haklara sahip olduğunu vurgulayarak psikolojik şiddetin temel insan hakları ihlali olduğunu dolaylı olarak ortaya koymuştur. Kadınlara yönelik şiddeti önlemeyi amaçlayan 2011 tarihli İstanbul Sözleşmesi de şiddet faillerinin ağır yaptırımlarla karşılaşmasını hüküm altına alarak, işyerindeki taciz vakalarına yönelik caydırıcı bir zemin sağlamıştır. Özellikle uluslararası alanda en net ve kapsayıcı düzenleme, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından hazırlanan ve 21 Haziran 2019'da kabul edilen C190 sayılı Çalışma Yaşamında Şiddet ve Tacizin Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme metnidir. Bu sözleşmenin temel ilkeleri şunlardır:
- Çalışma hayatındaki her türlü şiddet ve tacizi yasaklamak ve önleyici stratejiler benimsemek.
- Şiddet olaylarını inceleyecek izleme mekanizmaları ve hukuki yollar kurmak.
- Mağdurlar için psikolojik destek sağlamak ve mağduriyet giderici yaptırımlar getirmek.
Türk Hukuk Sisteminde Mobbingin Yasal Dayanakları
Ulusal mevzuatımız incelendiğinde, Türk Ceza Kanunu bünyesinde doğrudan mobbing kelimesini barındıran müstakil bir suç tanımı veya düzenleme bulunmamaktadır. Ancak, İş Hukuku kapsamında mobbing eylemlerini tarif eden ve işçiyi koruyan çeşitli hükümler ile yasal düzenlemeler mevcuttur. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 49. ve 50. maddeleri, herkesin çalışma hakkına sahip olduğunu ve kimsenin yaşına, cinsiyetine veya gücüne uymayan işlerde çalıştırılamayacağını açıkça hüküm altına alarak çalışanlar için en üst düzeyde koruma kalkanı oluşturmaktadır. Bu anayasal güvence, mevcut hukuki zeminle birleştiğinde mağdurların hukuki hak arama süreci için sağlam bir temel teşkil etmektedir. Her ne kadar ülkemizde müstakil bir mobbing yasası olmasa da, mevcut işçi koruma mekanizmaları ve yargı uygulamaları mağduriyetlerin giderilmesinde etkin bir rol oynamaktadır.
Sendikal Haklar ve Mobbing ile Ulusal Mücadele
Türkiye'de mobbinge karşı hukuki mücadele, yalnızca bireysel dava haklarıyla sınırlı kalmamakta, sendikalar ve toplu iş sözleşmeleri aracılığıyla da kurumsal bir çerçevede güçlendirilmektedir. İşçi sendikaları, üyelerinin işyerindeki huzurunu ve sağlığını korumak amacıyla uluslararası standartları iç hukuka entegre etmeye çalışmaktadır. Örneğin, ILO'nun C190 sayılı Çalışma Yaşamında Şiddet ve Taciz Sözleşmesi, Türkiye'de yasal güvencelerin artırılması yönünde önemli bir rehber olmuştur. 7 Aralık 2021 tarihinde gerçekleştirilen bir konferansta, HAK-İŞ Sendikası bu uluslararası sözleşmenin prensiplerini toplu iş sözleşmelerine uyarlamaya yönelik adımlar attığını duyurmuştur. Bu tür sendikal girişimler, psikolojik taciz mağdurları için ek bir koruma mekanizması yaratırken, çalışma ortamındaki yasal standartları güçlendirerek hukuksal mücadeleye somut bir katkı sunmaktadır.