Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Tasfiye Hâlinde Aren Moda | BN. 2022/84389

Karar Bülteni

AYM Tasfiye Hâlinde Aren Moda BN. 2022/84389

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2022/84389
Karar Tarihi 24.12.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Adli yardım taleplerinde gerekçesiz ret kararı verilemez.
  • Katı şekilcilik mahkemeye erişim hakkını ihlal eder.
  • Mali aczini belgelendiren tüzel kişiye adli yardım sağlanmalıdır.
  • Harç yükümlülüğü adalete erişimi imkânsız kılmamalıdır.

Bu karar hukuken, adalete erişim yolunda öngörülen maddi yükümlülüklerin, kişilerin hak arama hürriyetini imkânsız kılacak derecede katı uygulanamayacağı anlamına gelmektedir. Şirketlerin de iflas veya tasfiye gibi açıkça mali acz içinde bulunulan durumlarda sunulan resmî belgelerin mahkemelerce ciddiyetle incelenmesi zorunluluğu ortaya konmuştur. Adli yardım taleplerinin yasal dayanaklar ve deliller tartışılmaksızın basmakalıp ret gerekçeleriyle geri çevrilmesinin, Anayasa'nın güvence altına aldığı adil yargılanma hakkını doğrudan ihlal eden ölçüsüz bir usul pratiği olduğu tescillenmiştir.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi ve uygulamadaki önemi son derece büyüktür. Zira ticaret mahkemelerinde taraf olan ve yüksek nispi harçlarla karşılaşan ancak ticari faaliyeti durmuş tüzel kişiler, adalete erişim ve temyiz haklarını kullanamama tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu içtihat sayesinde, Yargıtay ve istinaf mercilerinin şirketlerin adli yardım taleplerini incelerken daha titiz, belgeye dayalı ve hukuki geçerliliği olan somut gerekçeli kararlar vermesi mecburi hâle gelmiştir. Hukuk sistemimizde adli yardıma ilişkin zaman zaman sergilenen katı ve esnemez tutumun hakkaniyet lehine yumuşatılmasına hizmet edecek olan bu karar, usul kurallarının hakkın özünü zedeleyecek bir bariyere dönüşmesini engelleyecek çok güçlü bir yargısal teminattır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, tasfiye sürecindeki ve malvarlığı bulunmayan bir şirketin aleyhine açılan ticari alacak davası sonucunda verilen aleyhte kararı temyiz etmek istemesi, ancak yüksek harç bedellerini ödeyecek mali gücü olmaması nedeniyle adli yardım talep etmesinden kaynaklanmaktadır. Bir banka tarafından başvurucu şirket ve diğer ilgililer aleyhine açılan alacak davası sonucunda mahkeme, şirketin yüklü miktarda bir ödeme yapmasına hükmetmiştir.

Başvurucu şirket, bu kararı Yargıtay nezdinde temyiz etmek istemiş ancak 250 bin Türk lirasını aşan temyiz harcını ödeyecek faaliyeti ve malvarlığı olmadığını belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur. Yargıtay'ın, şirketin sunduğu tasfiye sicil gazetesi, SGK dökümü ile tapu ve araç kaydı olmamasına dair resmî belgeleri yetersiz bularak adli yardım talebini reddetmesi ve sonrasında harç yatırılmadığı için yerel mahkemece temyiz başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verilmesi üzerine süreç Anayasa Mahkemesine taşınmıştır. Temel mesele, mali acz içindeki bir tüzel kişinin mahkemeye erişiminin orantısız bir mali külfet ve katı usul uygulamaları gerekçesiyle engellenip engellenmediğidir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken, temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması ile adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı prensiplerini temel almıştır. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, kişilerin uyuşmazlıkları yetkili mahkeme önüne taşıyabilmesini ve bunların adil, etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteme hakkını güvence altına alır. Mahkemeye erişim hakkı, dava açmak ve kanun yollarına başvurmak isteyen kişilerin açık, pratik ve fiilen kullanılabilir fırsatlara sahip olmasını zorunlu kılar.

Yargı harçları, sunulan adalet hizmetinin maliyetine katılım sağlamak, ciddiyetten yoksun veya gereksiz başvuruların önüne geçerek yargı mekanizmasının iş yükünü dengelemek gibi meşru amaçlara hizmet etse de, mali imkânları elverişsiz olan kişilerin altından kalkamayacakları harçları ödeme yükümlülüğü altına sokulması, adalete erişimlerini tamamen imkânsız hâle getirebilir. Kanun koyucu bu durumu dengelemek ve yoksul kimselerin yargısal haklarını korumak amacıyla 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.336 ve ilgili diğer hükümlerde adli yardım mekanizmasını ihdas etmiştir. Bu kurallar uyarınca, ödeme gücünden yoksun olanların, taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla yargılama giderlerinden geçici olarak muaf tutulması gerekmektedir.

Temel hak ve hürriyetlere yönelik müdahalelerin Anayasa'nın ölçülülük ilkesi çerçevesinde değerlendirilmesi zorunludur. Ölçülülük ilkesi; elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt unsurdan oluşur. Bireylerin veya tüzel kişilerin harç ödemekle yükümlü kılınması kural olarak elverişli ve gerekli bir araç olsa dahi, bu yükümlülük başvuranın hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen kamu yararı amacı arasında makul bir denge gözetilmesini emreden orantılılık ilkesine aykırı olamaz. Mahkemelerin usul kurallarını uygularken yargılamanın hakkaniyetine zarar verecek ölçüde aşırı şekilcilikten kaçınmaları anayasal bir ödevdir. Yargı organlarının adli yardım gibi hukuki imkânları uygulama şartlarını aşırı derecede daraltan, keyfî veya basmakalıp yorumları, mahkemeye erişim hakkının ağır bir ihlaline vücut verecektir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken başvurucu şirketin temyiz aşamasında talep ettiği adli yardımın reddedilme gerekçelerini, ret kararında kullanılan metodolojiyi ve tüm bu sürecin mahkemeye erişim hakkı üzerindeki neticelerini derinlemesine ele almıştır. Dosya kapsamından anlaşıldığı üzere başvurucu şirket; ticari faaliyetinin fiilen ve hukuken bulunmadığını, tasfiye hâlinde olduğunu, üzerine kayıtlı herhangi bir menkul, gayrimenkul veya motorlu araç bulunmadığını açıkça gösteren belgeleri dosyaya ibraz etmiştir. Şirket, Sosyal Güvenlik Kurumundan, Tapu Sicil Müdürlüğünden ve Trafik Tescil Müdürlüğünden aldığı resmî yazılarla beraber Ticaret Sicil Gazetesi kayıtlarını da sunarak ödeme gücünden tamamen yoksun olduğunu objektif verilerle somutlaştırmıştır.

Buna karşın temyiz mercisi olan Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ile itirazı inceleyen Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin, sunulan bu resmî belgelerin neden şirketin ödeme gücünden yoksun olduğunu ispatlamaya yeterli gelmediğine dair hiçbir rasyonel, somut ve itiraza cevap veren açıklama yapmadığı tespit edilmiştir. Mahkemelerin, yalnızca kanun maddesinde yer alan hususları ihtiva etmediği veya sunulan belgelerin tek başına ödeme gücünden yoksunluğu göstermediği şeklindeki soyut, kalıplaşmış ve matbu bir gerekçeyle talebi reddetmesi, başvurucu şirket üzerinde son derece aşırı ve orantısız bir külfet oluşturmuştur. Nitekim 250.765,86 TL gibi çok yüksek bir temyiz harcı tutarının, ticari faaliyeti durmuş ve kanunen tasfiye sürecine girmiş bir şirket tarafından ödenmesinin beklenmesi, şirketin temyiz hakkını kâğıt üzerinde bırakmış ve fiilen kullanılamaz hâle getirmiştir.

Kararda, yargı harçlarının gereksiz kanun yolu başvurularını önleme gibi meşru bir amaca hizmet ettiği bir kez daha kabul edilmekle birlikte, somut olaydaki gibi ödeme gücünün bulunmadığının kamu kurumlarından alınan resmî evraklarla somut şekilde ispatlandığı durumlarda, bu harçların mahkemeye erişim hakkını ortadan kaldıracak katı bir engele dönüştürülmemesi gerektiği kesin bir dille vurgulanmıştır. Yargıtay’ın, adli yardım talebini değerlendirirken esasa girmeden ve sunulan delillerin yetersizlik nedenlerini tartışmadan şeklî ret kararı vermesinin, Anayasa'nın emrettiği ölçülülük ve orantılılık ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilmiştir. İdarenin ve yargı organlarının bu tutumu, başvurucunun iddialarını üst derece mahkemesi önüne taşımasını maddi imkânsızlık sebebiyle tamamen engellemiş ve mahkemeye erişim hakkını özünden zedelemiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, adli yardım talebinin gerekçesiz ve katı şekilci bir yaklaşımla reddedilmesi suretiyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu gerekçesiyle başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: