Karar Bülteni
AİHM KAGANOVSKYY BN. 5694/19
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | AİHM Beşinci Bölüm |
| Başvuru No | 5694/19 |
| Karar Tarihi | 05.03.2026 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | HUDOC |
- Akıl hastalarının tutulması yasal güvencelere dayanmalıdır.
- Fiili özgürlükten yoksun bırakma mahkemece denetlenebilmelidir.
- Kısıtlıların hukuki yollara erişim hakkı engellenemez.
- Hukuka aykırı tutulmaya karşı tazminat ödenmelidir.
Bu karar, yasal ehliyeti kısıtlanmış ve vasi atanmış bireylerin devletin sosyal bakım kurumlarında rızaları dışında tutulmasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında açık bir özgürlükten yoksun bırakma teşkil ettiğini hukuken net bir biçimde ortaya koymaktadır. Mahkeme, kişinin başlangıçta kuruma yerleştirilmeye fiilen itiraz etmemiş olmasının, ilerleyen dönemde rızası dışında tutulmasını hiçbir şekilde hukuka uygun hale getirmeyeceğine hükmetmiştir. Kişinin kurumdan ayrılmasının, bizzat yasal vasisi veya kurum yönetimi tarafından süresiz ve keyfi olarak engellenmesi, yasal ve yargısal güvencelerden tamamen yoksun bir alıkoyma olarak değerlendirilmiştir. Karar, vasi atanmasının kişiyi devlete veya kurumlara karşı tamamen savunmasız bırakacak bir hukuki enstrüman olarak kullanılamayacağını göstermektedir.
Benzer davalardaki emsal etkisi oldukça güçlü ve dönüştürücüdür. Zira bu karar, sosyal bakım evleri veya psikiyatri kurumlarında tutulan yasal ehliyeti kısıtlanmış kişilerin, tutulma kararlarına karşı doğrudan mahkemeye başvurma hakkına sahip olmaları gerektiğini temel bir insan hakkı standardı olarak belirlemektedir. Uygulamadaki önemi, taraf devletlerin bu tür idari ve sosyal kurumlardaki alıkoymaları otomatik bir yargısal denetime tabi tutma ve kısıtlı kişilere bu idari kararlara bizzat itiraz edebilme imkanı sunma zorunluluğuna dayanmaktadır. Aksi takdirde, söz konusu kırılgan bireylerin sistemin içinde tamamen görünmez ve idarenin keyfi uygulamalarına açık hale geleceği, bunun da çok daha ağır insan hakları ihlallerine yol açacağı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından açıkça tescil edilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Ukrayna vatandaşı başvurucu, zihinsel rahatsızlığı sebebiyle mahkeme kararıyla yasal ehliyeti kısıtlanarak vesayet altına alınmıştır. Vasisinin talebi üzerine devlete ait bir sosyal bakım evine yerleştirilen başvurucu, zamanla iyileştiğini düşünerek kurumdan ayrılmak, çalışmak ve ehliyetini geri kazanmak için mahkemeye başvurmak istemiştir. Ancak vasi ve kurum yönetiminin talimatlarıyla, başvurucunun kurum dışına çıkması ve avukatlarıyla görüşmesi kesin olarak yasaklanmıştır.
Başvurucu, hiçbir mahkeme kararı olmadan yalnızca vasisinin talebiyle rızası dışında kapalı bir kurumda zorla tutulduğunu, bu fiili alıkoyma durumuna karşı itiraz edebileceği etkili bir yargısal mekanizma bulunmadığını ve uğradığı haksızlıklar için iç hukukta tazminat talep edemediğini belirterek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuştur. Uyuşmazlık, yasal ehliyeti bulunmayan bir bireyin kapalı bir kurumda zorla alıkonulmasının özgürlük ve güvenlik hakkını ihlal edip etmediği hususundadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken temel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.5 hükümlerine dayanmıştır. Özgürlük ve güvenlik hakkını güvence altına alan bu maddenin 1. fıkrası, hiç kimsenin yasayla belirlenen usuller ve sayılan istisnai haller dışında özgürlüğünden yoksun bırakılamayacağını amirdir. Sözleşme'nin AİHS m.5/1-e bendi, akıl hastalarının hukuka uygun olarak tutulmasına izin verse de, Mahkeme bu tutulmanın keyfiliğe karşı yeterli yasal güvencelerle çevrelenmiş olması gerektiğini belirtmektedir. Resmi ve bağımsız bir mahkeme kararı veya düzenli tıbbi değerlendirme olmadan, yalnızca vasinin talebi veya onayıyla kişilerin bakım kurumlarına süresiz olarak kapatılması bu temel güvenceleri ihlal etmektedir. Kişinin hukuki ehliyetinin kısıtlanmış olması, onun özgürlüğünden keyfi olarak mahrum bırakılabileceği anlamına gelmez.
Buna ek olarak, AİHS m.5/4 hükmü, özgürlüğünden yoksun bırakılan herkesin, tutulma işleminin hukuka uygunluğunun kısa bir süre içinde karara bağlanması ve tutulmanın hukuka aykırı bulunması halinde derhal serbest bırakılması için bağımsız bir mahkemeye başvurma hakkına sahip olduğunu düzenler. Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, yasal ehliyetten yoksun bırakılmış olmak, kişinin fiili tutulma durumuna karşı yargı yoluna erişim hakkını ortadan kaldıramaz. Doktrinde de vurgulandığı üzere, özellikle zihinsel engelli bireylerin kırılgan yapıları, onların idari otoriteler ve yasal vasileri karşısında yargısal mekanizmalarca daha sıkı korunmasını gerektirir.
Son olarak, AİHS m.5/5 fıkrası, bu madde hükümlerine aykırı olarak yakalanan veya tutulan herkesin, icra edilebilir bir tazminat hakkına sahip olması gerektiğini kesin bir dille hüküm altına almaktadır. İlgili içtihatlar, iç hukukta bu tür yasadışı ihlallere karşı mağdurun doğrudan tazminat talep edebileceği işlevsel bir mekanizmanın bulunmamasını, doğrudan doğruya bir Sözleşme ihlali olarak kabul etmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Mahkeme, başvurucunun durumunu ayrıntılı olarak incelediğinde, sosyal bakım evinde tutulmasının nesnel ve öznel tüm unsurlarıyla bir fiili özgürlükten yoksun bırakma eylemi olduğuna karar vermiştir. Başvurucunun yasal ehliyetinin olmaması nedeniyle başlangıçta bu kuruma yerleştirilmeye hukuken geçerli bir rıza gösterememiş olması ve kurumdan ayrılmak istediğini açıkça beyan ettikten sonra rızası dışında tutulması ihlalin temelini oluşturmaktadır. Mahkeme, başvurucunun kapalı bir kurumda tutulmasına ve dış dünyayla iletişiminin koparılmasına ilişkin hiçbir resmi mahkeme kararı bulunmadığını, yalnızca vasinin talebinin idare tarafından tartışmasız bir emir gibi uygulandığını tespit etmiştir. Bu durum, kişiyi idarenin keyfi uygulamalarına karşı koruyan yeterli yasal güvencelerden tamamen yoksun bir tutulma halidir.
Bununla birlikte, Ukrayna iç hukukunda yasal ehliyeti kısıtlanmış kişilerin, vasilerinin onayı olmaksızın kendi başlarına mahkemeye başvurarak tutulma hallerinin hukuka uygunluğunu denetletebilecekleri veya bağımsız bir psikiyatrik değerlendirme talep edebilecekleri hiçbir mekanizmanın bulunmadığı görülmüştür. Vasinin bizzat kurumda tutulma talimatını verdiği bir senaryoda, başvurucunun kendi adına yargı yoluna gidememesi, onu tamamen hukuki bir boşluğa itmiş ve en temel itiraz hakkını elinden almıştır. Mahkeme, bu durumun otomatik bir yargısal denetim eksikliğinden kaynaklanan, kurumsal ve yapısal bir sorun olduğunu açıkça belirtmiştir.
Ayrıca, başvurucunun hukuka aykırı şekilde özgürlüğünden yoksun bırakılmasına ve yerel otoritelerin bu duruma kayıtsız kalmasına rağmen, ulusal mahkemeler tarafından bu yasadışı alıkoyma durumu önceden tespit edilmediği için iç hukukta başvurabileceği etkili ve ulaşılabilir bir tazminat yolunun da bulunmadığı saptanmıştır. Devletin, son derece kırılgan konumdaki yasal ehliyeti kısıtlı bireyleri etkili mekanizmalarla korumak yerine, onları vasilerin ve kurum yönetiminin mutlak inisiyatifine terk etmesi demokratik toplum düzeniyle bağdaşmaz bulunmuştur.
Sonuç olarak AİHM, başvurucunun özgürlük ve güvenlik hakkının yeterli yasal güvenceler olmaksızın keyfi şekilde kısıtlandığı, tutulmanın hukuka uygunluğuna yönelik etkin bir yargısal denetimden ve tazminat yollarından mahrum bırakıldığı gerekçesiyle AİHS'nin 5. maddesinin 1., 4. ve 5. fıkralarının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.