Karar Bülteni
AİHM 13609/20 BN.
AİHM | SELAHATTİN DEMİRTAŞ - TÜRKİYE | 13609/20 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi / İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 13609/20 |
| Karar Tarihi | 08.07.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | HUDOC |
- Aynı olayların yeniden nitelendirilmesi tutuklamayı haklı kılmaz.
- Anayasa Mahkemesi tutukluluk itirazını kısa sürede incelemelidir.
- Siyasi konuşmalar makul şüphe oluşturmak için yetersizdir.
- Soruşturma dosyasına erişim kısıtlaması savunma hakkını ihlal eder.
- Tutuklama, siyasi muhalefeti susturmak gibi gizli amaçlar güdemez.
Bu karar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen önceki Büyük Daire kararının etrafından dolanmak amacıyla, aynı olay ve olguların farklı suçlamalarla yeniden nitelendirilerek başvurucunun tutukluluk halinin devam ettirilmesinin hukuka ve demokratik toplum düzenine aykırı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Mahkeme, muhalif bir siyasetçinin barışçıl siyasi faaliyetlerinin ve ifade özgürlüğü kapsamındaki açıklamalarının makul şüphe oluşturmayacağını ve tutuklamaya gerekçe yapılamayacağını vurgulamıştır. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi önünde dört yılı aşan bireysel başvuru inceleme süresinin, özgürlük ve güvenlik hakkı bağlamında "kısa sürede karar verme" ilkesini ağır biçimde ihlal ettiği tescillenmiştir.
Karar, özellikle tutuklama tedbirinin siyasi muhalefeti susturmak ve demokratik tartışma ortamını daraltmak gibi Sözleşme'de öngörülmeyen gizli amaçlarla kullanılmasının önüne geçilmesi açısından büyük bir emsal değerine sahiptir. Yargı makamlarının, siyasi nitelikli davalarda kuvvetli suç şüphesini somut delillerle ortaya koyması gerektiği, şüpheden sanık yararlanır ilkesinin ve savunma hakkının kısıtlanamayacağı yinelenmiştir. Bu yönüyle karar, benzer siyasi tutuklama dosyalarında ulusal mahkemelerin ve Anayasa Mahkemesinin inceleme standartlarını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi normlarına uygun hale getirmesi gerektiğini kesin ve net bir dille ihtar etmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
HDP eski eş genel başkanı olan başvurucu Selahattin Demirtaş, daha önce aynı olaylara dayalı tutukluluğu hakkında verilen AİHM Büyük Daire ihlal kararına ve ulusal mahkemenin tahliye kararına rağmen, 6-8 Ekim 2014 olayları gerekçe gösterilerek 20 Eylül 2019 tarihinde yeniden tutuklanmıştır. Başvurucu, bu yeni tutuklama kararının hukuki bir dayanağı olmadığını, siyasi saiklerle ve muhalefeti susturmak amacıyla alındığını belirterek AİHM'e başvurmuştur. Ayrıca, tutukluluğa karşı yaptığı bireysel başvurunun Anayasa Mahkemesi tarafından dört yılı aşkın bir süredir karara bağlanmamasının ve soruşturma dosyasına erişiminin kısıtlanmasının adil yargılanma ile özgürlük ve güvenlik haklarını ihlal ettiğini iddia etmiştir. Başvurucu, tutukluluğunun haksızlığının tespit edilmesini ve ihlallerin ortadan kaldırılmasını talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. maddesinde düzenlenen "özgürlük ve güvenlik hakkı", 10. maddesindeki "ifade özgürlüğü" ve 18. maddesindeki "haklara getirilecek kısıtlamaların sınırlanması" kurallarını temel almıştır.
Ulusal mevzuatımızda tutuklama tedbiri 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.100 kapsamında düzenlenmiş olup, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması şartına bağlanmıştır. Başvurucuya yöneltilen 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.302 (Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak) ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.214 (Suç işlemeye tahrik) suçlamalarının oluşabilmesi için, eylem ile iddia edilen netice arasında illiyet bağının somut ve şüpheye yer bırakmayacak açık bir şekilde ortaya konması gerekmektedir.
AİHM'in yerleşik içtihatlarına göre, bir kişinin aynı eylemler nedeniyle sadece suç vasfı değiştirilerek yeniden tutuklanması, eğer yeni ve inandırıcı somut delillerle desteklenmiyorsa, doğrudan keyfi bir özgürlükten yoksun bırakma sonucunu doğurur. Mahkeme, tutukluluğun hukuka uygunluğunun denetiminde 5271 sayılı Kanun m.153 uyarınca gizlilik kararı verilerek dosya inceleme yetkisinin kısıtlanmasının, şüphelinin itiraz hakkını fiilen kullanılamaz hale getirdiğini vurgulamaktadır. Ayrıca, siyasi bir tartışma bağlamında söylenen sözlerin ve yasal demokratik faaliyetlerin terör suçu kapsamında değerlendirilmesi, demokratik toplum düzeninin temeli olan çoğulculuğu ve ifade özgürlüğünü ciddi şekilde zedeler. Son olarak, Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurularda, özellikle kişi hürriyeti söz konusu olduğunda, incelemenin "kısa sürede" tamamlanması zorunluluğu evrensel bir hukuk prensibidir. Aksi takdirde, Anayasa Mahkemesi önündeki başvuru yolu etkili bir iç hukuk yolu olma vasfını yitirerek kağıt üzerinde kalır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Mahkeme, başvurucunun 20 Eylül 2019 tarihli ikinci tutuklamasının, daha önce AİHM Büyük Daire kararında incelenen 6-8 Ekim 2014 olaylarının yalnızca hukuki nitelendirmesinin değiştirilmesine dayandığını tespit etmiştir. Yeni tutuklama kararını haklı kılacak, objektif bir gözlemciyi ikna edebilecek yeni ve inandırıcı somut delillerin ulusal makamlarca sunulamadığı belirlenmiştir. Başvurucunun Demokratik Toplum Kongresi eş başkanlığı sıfatıyla yaptığı siyasi konuşmaların, yasal çerçevedeki barışçıl faaliyetlerin ve şiddet çağrısı içermeyen sosyal medya paylaşımlarının terör örgütü yöneticiliği veya suça azmettirme bağlamında makul şüphe oluşturmayacağı vurgulanmıştır.
Bununla birlikte, başvurucunun tutukluluk haline karşı Anayasa Mahkemesine yaptığı bireysel başvurunun dört yılı aşkın bir süre boyunca karara bağlanmamış olması, özgürlük ve güvenlik hakkının temel güvencelerinden olan "tutukluluğun yasaya uygunluğunun kısa sürede denetlenmesi" ilkesinin açık bir ihlali olarak değerlendirilmiştir. Soruşturma dosyasına erişimin gizlilik kararıyla kısıtlanması da başvurucunun ve avukatlarının tutuklama gerekçelerine karşı etkili bir şekilde itiraz etmelerini imkansız hale getirmiş ve silahların eşitliği ilkesini büyük ölçüde zedelemiştir.
Mahkeme, başvurucunun uzun süreli tutukluluğunun devamına karar veren ulusal mahkemelerin, kaçma şüphesi veya delilleri karartma riskini somut olgularla temellendiremediklerini ve adli kontrol gibi alternatif koruma tedbirlerinin neden yetersiz kalacağını gerekçeli olarak açıklayamadıklarını saptamıştır. En önemlisi, başvurucunun kritik seçim dönemlerinde tutuklu bırakılmasının ve hakkında açılan mükerrer davaların, siyasi muhalefeti susturmak ve demokratik tartışma ortamını daraltmak gibi Sözleşme'de öngörülmeyen gizli ve siyasi amaçlar taşıdığı kanaatine varılmıştır.
Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşme'nin 5. maddesinin 1., 3. ve 4. fıkralarının, 10. maddesinin ve 5. maddeyle bağlantılı olarak 18. maddesinin ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve başvuruyu kabul etmiştir.