Karar Bülteni
AİHM M.V. VE DİĞERLERİ BN. 52836/22
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | AİHM 1. Bölüm |
| Başvuru No | 52836/22 |
| Karar Tarihi | 09.04.2026 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | HUDOC |
- Barınma hakkının ihlali aşağılayıcı muamele oluşturabilir.
- Kesinleşmiş mahkeme kararlarının uygulanmaması adil yargılanmayı ihlal eder.
- Geçici tedbir kararlarına uyulmaması başvuru hakkını engeller.
- Sığınmacıların sokakta bırakılması insan onuruyla bağdaşmaz.
Bu karar, sığınma arayan kişilerin temel barınma ve maddi yardım haklarının devlet tarafından karşılanmamasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. maddesi bağlamında insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele teşkil ettiğini hukuken tescil etmektedir. Ayrıca, ulusal mahkemeler tarafından verilen ve idareyi barınma sağlamaya mecbur kılan kesinleşmiş kararların uygulanmaması, hukukun üstünlüğü ilkesine ve adil yargılanma hakkına doğrudan bir saldırı olarak değerlendirilmiştir. Mahkeme, idarenin kendi iç işleyişindeki veya kapasitesindeki yetersizlikleri gerekçe göstererek yargı kararlarını etkisiz bırakamayacağını net bir şekilde ortaya koyarak devletin pozitif yükümlülüklerine dikkat çekmiştir.
Uygulamadaki emsal etkisi oldukça güçlüdür; zira karar, AİHM'in İçtüzüğü'nün 39. maddesi uyarınca verdiği geçici tedbir kararlarına devletlerin uymamasının, bireysel başvuru hakkının fiilen engellenmesi anlamına geldiğini vurgulamaktadır. Belçika'nın sığınma sistemindeki kronikleşmiş kapasite krizinin, sistematik bir insan hakları ihlali sarmalına dönüştüğü 46. madde kapsamında tespit edilmiştir. Bu durum, yalnızca Belçika için değil, benzer barınma ve göç krizleri yaşayan tüm Avrupa Konseyi üyesi devletler açısından, idari kapasite eksikliklerinin veya dönemsel krizlerin temel hak ihlallerine meşru bir kılıf olamayacağına dair bağlayıcı ve yol gösterici bir uyarı niteliği taşımaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, Belçika'ya gelerek uluslararası koruma talep eden dört sığınmacının (M.V., B.L., S. N. Ve G.D.), aylarca sokaklarda, barınma ve temel maddi yardımlardan yoksun bir şekilde yaşamak zorunda bırakılması etrafında şekillenmektedir. Başvurucular, Belçika yasaları uyarınca kendilerine kalacak yer tahsis edilmesi için Brüksel Fransızca Konuşan İş Mahkemesi'ne başvurmuş ve idare aleyhine, gecikilen her gün için para cezası içeren lehe kararlar almışlardır. Ancak idare, kapasite yetersizliğini öne sürerek bu kesinleşmiş mahkeme kararlarını aylarca uygulamamıştır. Başvurucular, sokakta kartonlar üzerinde yatarak hayatta kalmaya çalışırken AİHM'den acil tedbir kararı talep etmişlerdir. AİHM'in barınma sağlanması yönündeki geçici tedbir kararlarına dahi idare tarafından haftalarca uyulmaması üzerine, başvurucular devletin insanlık dışı muamele yasağını ve adil yargılanma hakkını ihlal ettiği iddiasıyla dava açmışlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu uyuşmazlığı çözerken özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.3 (İşkence ve İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele Yasağı), m.6/1 (Adil Yargılanma Hakkı) ve m.34 (Bireysel Başvuru Hakkı) hükümlerine dayanmıştır. Mahkeme, Sözleşme m.3 bağlamında, devletlerin herkese barınma sağlama gibi genel bir yükümlülüğü olmasa da, uluslararası koruma arayan ve tamamen devletin sağlayacağı maddi desteğe bağımlı olan sığınmacıların aşırı yoksulluk ve çaresizlik içinde sokağa terk edilmesinin aşağılayıcı muamele boyutuna ulaştığını yerleşik içtihatlarıyla kabul etmektedir.
Ulusal düzeyde, 12 Ocak 2007 tarihli Sığınmacıların Kabulü Hakkında Kanun, sığınmacılara barınma ve temel maddi yardım sağlanmasını yasal bir hak olarak düzenlemektedir. Bu hakka dayanarak Brüksel İş Mahkemesi tarafından verilen ve idareyi barınma sağlamaya zorlayan kararların uygulanmaması, Sözleşme m.6/1 kapsamında mahkemeye erişim ve mahkeme kararlarının icrası hakkının açık bir ihlali olarak değerlendirilmiştir. Yargı kararlarının idare tarafından uygulanmaması, hukukun üstünlüğü ilkesini zedelemekte ve mahkemeye erişim hakkını illüzyondan ibaret kılmaktadır.
Ayrıca, Mahkeme İçtüzüğünün 39. maddesi uyarınca verilen geçici tedbir kararlarının bağlayıcılığı, Sözleşme m.34 kapsamında bireysel başvuru hakkının etkinliğinin temel teminatıdır. Devletin, Mahkeme'nin acil barınma sağlanması yönündeki geçici tedbir kararlarını makul olmayan süreler boyunca yerine getirmemesi, başvuru hakkının fiilen engellenmesi anlamına gelir. Mahkeme, idarenin sistemsel tıkanıklıklarını, kesinleşmiş ulusal yargı kararlarının uygulanmaması için geçerli bir mazeret olarak görmemektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Mahkeme, somut olayı incelerken öncelikle başvurucuların içinde bulunduğu yaşam koşullarını değerlendirmiştir. Başvurucuların, hiçbir sağlık veya ailevi desteğe sahip olmayan yetişkin erkekler olmalarına rağmen, Belçika makamlarının yasal yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle yüz on bir ila üç yüz otuz sekiz gün arasında değişen sürelerde sokaklarda, kartonlar üzerinde, temel hijyen ve beslenme imkanlarından yoksun şekilde yaşamak zorunda bırakıldıkları tespit edilmiştir. Mahkeme, devletin bu durumdaki ağır ihmalinin başvurucuların insan onurunu zedelediğini ve bu koşulların Sözleşme m.3 anlamında aşağılayıcı muamele eşiğini aştığını belirlemiştir.
İkinci olarak, ulusal mahkeme kararlarının icrası incelenmiştir. Başvurucular, Brüksel İş Mahkemesi'nden idarenin kendilerine barınma sağlamasını emreden ve para cezası yaptırımı içeren kesinleşmiş kararlar almalarına rağmen, idare bu kararları aylarca uygulamamıştır. Mahkeme, idari kapasite yetersizliği gibi gerekçelerin, bağlayıcı mahkeme kararlarının uygulanmamasını haklı gösteremeyeceğini belirterek, bu durumun Sözleşme m.6/1 kapsamındaki adil yargılanma ve mahkemeye erişim hakkının özünü zedelediğini vurgulamıştır.
Üçüncü olarak, AİHM tarafından verilen geçici tedbir kararlarına uyum süreci değerlendirilmiştir. Mahkeme, Belçika'nın geçici tedbir kararlarının ardından başvuruculara barınma sağlaması için yirmi bir ila yüz yedi gün arasında değişen süreler boyunca beklediğini gözlemlemiştir. Bu gecikmelerin makul bir idari engelle açıklanamayacağı ve devletin geçici tedbir kararlarına uymak için gerekli tüm adımları atmadığı saptanarak, Sözleşme m.34 kapsamında bireysel başvuru hakkının engellendiğine hükmedilmiştir.
Sonuç olarak AİHM 1. Bölüm, başvurucuların ihlal iddialarının yerinde olduğuna kanaat getirerek başvuruyu kabul etmiştir.