Karar Bülteni
AYM 2021/10189 BN.
Anayasa Mahkemesi | Zahir Aktaş | 2021/10189 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
|---|---|
| Başvuru No | 2021/10189 |
| Karar Tarihi | 30.04.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Barışçıl toplantı hakkı demokratik toplumun temelidir.
- Kamu görevlisinin toplantı hakkı ölçülü sınırlandırılabilir.
- Salt katılım disiplin cezası için yeterli değildir.
- Müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması gerekir.
Bu karar, kamu görevlilerinin mesai saatleri dışında katıldıkları barışçıl nitelikteki basın açıklamaları ve toplantılar nedeniyle disiplin cezası ile cezalandırılmalarının, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı bağlamında nasıl değerlendirilmesi gerektiği hususunda kritik bir çerçeve çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, kamu görevlilerinin Anayasa'ya sadakat ve tarafsızlık yükümlülükleri bulunmakla birlikte, bu durumun onların demokratik haklarını kullanmalarını ve toplumsal meselelere duyarlılık göstermelerini tamamen ortadan kaldırmayacağını açıkça vurgulamıştır. Özellikle toplantının barışçıl niteliğini kaybettiğine veya doğrudan terör örgütü propagandasına dönüştüğüne dair somut ve ikna edici olgular ortaya konulmadan, salt katılım eyleminin disiplin hukuku kapsamında cezalandırılması temel haklara ölçüsüz bir müdahale olarak nitelendirilmiş ve hukuka aykırı bulunmuştur.
Söz konusu karar, benzer disiplin soruşturmaları ve idari davalar açısından idare hukuku pratiğinde güçlü bir emsal teşkil etmektedir. İdarelerin ve derece mahkemelerinin, kamu görevlilerine disiplin cezası tesis ederken salt toplantının düzenleyicilerine veya etkinlik sırasında atılan bazı sloganlara odaklanmak yerine, ilgili kamu görevlisinin bireysel tutumunu, somut olayın koşullarını ve eylemin kamu hizmetinin işleyişine olan gerçek etkisini derinlemesine irdelemesi gerektiği ortaya konmuştur. Karar, idari mercilerin takdir yetkisini daraltarak, temel haklara yönelik müdahalelerde zorunlu toplumsal ihtiyaç ve orantılılık ilkelerinin sıkı bir şekilde uygulanmasını zorunlu kılmakta ve kamu personel hukukunda ifade ve toplanma özgürlüğü lehine önemli, çağdaş bir güvence alanı oluşturmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Muş Defterdarlığı Muhasebe Müdürlüğünde veri hazırlama ve kontrol işletmeni olarak görev yapan başvurucu, aynı zamanda Büro Emekçileri Sendikası (BES) Muş il temsilcisidir. Başvurucu, hafta sonu mesai saatleri dışında Muş Belediye Meydanı'nda kadın cinayetlerine ve kadına yönelik şiddete dikkat çekmek amacıyla düzenlenen bir basın açıklamasına katılmıştır. İdare, bu toplantının Fransa'da öldürülen terör örgütü mensupları için düzenlendiğini, toplantıda atılan sloganlar ve taşınan dövizler dikkate alındığında başvurucunun memuriyet itibar ve güvenini sarsacak davranışlarda bulunduğunu iddia ederek başvurucuya aylıktan kesme disiplin cezası vermiştir. Başvurucu, sendikal faaliyet ve insan hakları duyarlılığı kapsamında katıldığı bu eylem nedeniyle cezalandırılmasının haksız olduğunu belirterek idari yargıda iptal davası açmış, davanın reddedilip kesinleşmesi üzerine toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı kapsamında değerlendirmiştir. Kamu görevlilerine uygulanan disiplin cezalarının hukuki dayanağı olan 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.125 uyarınca, "hizmet içinde devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunmak" disiplin cezasını gerektiren bir fiil olarak düzenlenmiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 129. maddesi ise memurların ve diğer kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma yükümlülüklerini emredici bir şekilde vurgulamaktadır.
Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir idari veya yargısal müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için mutlaka zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve ölçülülük ilkesine riayet edilerek orantılı olması şarttır. Kamu görevlileri, yürüttükleri hizmetin doğası ve statüleri gereği özel bir güven ve sadakat yükümlülüğü altında olsalar da, bu durum onların temel anayasal haklardan tamamen mahrum bırakılacağı şeklinde yorumlanamaz. Kamu görevlilerinin Anayasa'ya sadakat, devlete bağlılık ve tarafsızlık ödevleri, onların çalışma düzeni dışındaki özel yaşam alanlarında da bazı makul sınırlamalara tabi olmalarını haklı kılabilmektedir.
Ancak, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına yapılan bir müdahalede idare makamları ve derece mahkemeleri, uygulanan disiplin cezasının haklılığını somut ve ikna edici delillerle ortaya koymak zorundadır. Toplantının doğrudan terör örgütü propagandasına dönüştüğü, alanda şiddet olaylarının yaşandığı veya kamu görevlisinin bizzat suç teşkil eden yasa dışı eylemlere katıldığı şüpheye yer bırakmayacak şekilde, her türlü somut delille ispat edilmelidir. Aksi takdirde, barışçıl nitelikteki bir toplantıya salt katılım eylemine dayanılarak verilen cezalar, demokratik toplum düzeninde haklı ve zorunlu bir müdahale olarak değerlendirilemez.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun disiplin cezası almasına neden olan olayın detaylarını incelediğinde, söz konusu toplantıda şiddet olaylarının yaşandığına veya eylemin doğrudan bir terör örgütü propagandasına dönüştüğüne dair idarece somut bir tespit yapılamadığını gözlemlemiştir. Başvurucu, söz konusu etkinliğe kadına yönelik şiddeti kınamak ve sendikal duyarlılık göstermek amacıyla katıldığını savunmuştur. İdare ve iptal davasına bakan derece mahkemesi ise, toplantının bazı katılımcılar tarafından terör örgütü mensuplarının resimlerinin taşındığı ve çeşitli sloganların atıldığı bir platforma dönüştüğünü öne sürerek başvurucuyu cezalandırmıştır.
Ancak Anayasa Mahkemesi, idarenin ve derece mahkemelerinin karar gerekçelerini incelediğinde; başvurucunun bizzat söz konusu sloganlara iştirak ettiği, terör örgütü mensuplarının resimlerini taşıdığı veya şiddeti teşvik eden herhangi bir eylemde bulunduğuna dair hiçbir somut olgu veya kanıt ortaya konulamadığını tespit etmiştir. İlgili mahkeme kararlarında, başvurucunun toplantıya katılmasının kamu görevlisi statüsünden doğan tarafsızlık ve sadakat yükümlülüklerini nasıl zedelediği, hizmetin işleyişini ne şekilde olumsuz etkilediği yeterli, ilgili ve ikna edici bir gerekçeyle açıklanmamıştır.
Kamu görevlilerinin terörle mücadele gibi hassas konularda devletin genel politikalarına uygun ve dikkatli davranmaları beklenmekle birlikte, barışçıl bir şekilde başlayan ve şiddet eylemlerinin gerçekleşmediği bir basın açıklamasına sadece katılmış olmanın, doğrudan memuriyet itibarını sarsacak bir eylem olarak nitelendirilmesi ölçülü bulunmamıştır. İdare ve derece mahkemeleri, olayda başvurucunun eyleminin zorunlu bir sosyal ihtiyacı karşılamak üzere cezalandırıldığını gösterememiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucuya verilen disiplin cezası ile gerçekleştirilen müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmaması nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.